Hiç şüphe yok ki dünya sistemi bir geçiş dönemi içerisinden geçiyor. Dünyayı yönetenler değişmese de sistemin yönetim şeklinin değişmeye meyilli olduğu çok açık. Tam da bu geçiş döneminde dünya güç sisteminin önde gelen aktörleri ya da ittifakları birbirlerinin güçlerini ve zaaflarını deneyerek aynı zamanda hiçbir politik pazarlığın dışında kalmak istemediklerinin mesajını veriyorlar. Ukrayna’da yaşanan olaylar da işte bu sürecin şahidi olarak görülebilir. Ukrayna olaylarının özeti, içerisinde farklı sebepleri barındırsa da, Rusya’nın bugüne kadar Ukrayna’daki varlığı sayesinde avucunun içine aldığı Batılı ülkelerin enerji güvenliği konusunda takındıkları realist tavırdır. Putin gibi karizmatik bir lidere sahip, sultancı bir rejim olan Rusya’nın ise Batı’nın bu tavrına daha agresif bir yanıt vermesi küresel bir krizin ortaya çıkmasına aracılık etti.

Ülkedeki gelişmeler tüm dünyaya dakika dakika servis edildiği için gözden kaçırılmaması gereken ilginç durumların üzerinde durulmasında yarar var. Her şeyden önce bunun bir güç mücadelesi olduğunu ve ahlakla hiçbir alakası olmadığını vurgulamak gerekiyor. Her iki taraf da öz-çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yerine getiriyor. Bu doğrultuda Batı dünyası, Rusya’nın Ukrayna topraklarına girmesiyle uluslararası hukuku çiğnediğini belirterek ahlaki üstünlüğü ele geçirmeye çalışırken; Rusya da uluslararası toplum tarafından dışlansa bile geri adım atmayacağını deklare ederek Batı-dışı dünyanın desteğini arayan bir çaba içerisine girdiğini söyleyebiliriz. Batı, Rusya’yı savaş suçu işlemekle suçlasa da, Ukrayna’daki protestoları alevlendirmenin hangi uluslararası hukuk ilkesiyle bağdaştığı konusu kafalarda soru işareti oluşturmuyor değil. Bu da bize Batı-dışı ülkelerin Batı’nın sömürüsünden kurtulmak istiyorlarsa, öncelikle Batı’nın egemen olduğu değerler sisteminin ve dünya görüşünün reddedilerek, kendi kültür ve ahlak konusunda söylemi ele geçirmelerinin önemini gösteriyor.

Jeopolitik Ölmedi

Bahsettiğimiz bu güç mücadelesi nereye kadar devam eder, bir askeri çatışma çıkar mı, önümüzdeki günlerde belli olacak. Ancak iki tarafın da var olan emperyal mücadelesi bizlere jeopolitiğin ölmediğini çok net bir şekilde gösterdi. İki taraf da emperyal mücadelelerinde bir koz olarak hem klasik jeopolitiğin mekân hem de eleştirel jeopolitiğin nüfus gibi kimi unsurlarından yararlanıyorlar. İki taraf da kendi değerlerine yakın olan grupları varlıklarının Ukrayna’daki temsilcisi olarak görüyor. Ayrıca uzun süre sonra yeniden mekânın siyasallaşmasına, bir coğrafyanın konjonktürel yeniden yükselişine şahit oluyoruz. Kırım’ın ne kadar stratejik bir konuma sahip olduğu ortaya çıkan gerilimler sonrası bir kez daha anlaşıldı. Öyle ki Rusya, Kırım karşılığında tüm Ukrayna’yı vermeye razı gibi görünüyor. Bizim de her gittiğimizde kendi vatanımızdaymış gibi hissettiğimiz Kırım, Ukrayna konusunda asla yanlış adım atmamamız gerektiğinin delili gibi.

Obama Zor Durumda

Ukrayna Krizi diğer taraftan Amerikan iç politik hesaplaşmasına neden olmuş durumda. Zaten uzun bir müddettir Başkan Obama’nın üzerine yüklenen neo-con çevreler, krizi Obama yönetimini eleştirme konusunda yeni bir fırsata çevirmiş durumdalar. Bu bağlamda süreç neo-concu yönetim sonrası ABD’nin karşı karşıya kaldığı ilk güç testi olarak değerlendiriliyor ve Obama yeteri kadar sert ve caydırıcı olamamakla suçlanıyor. Dolayısıyla bu çevreler her türlü yaptırımın göz önünde bulundurularak, ABD’nin dünyadaki yapısallaşmış gücünün kullanılması konusunda baskı uyguluyorlar. ABD’li yetkililer zaten SSCB’nin çöküşü sonrasında Avrasya’nın geleceği konusunda yetersiz kaldıklarını kabul ediyorlardı. Şimdi ise alarm veren bu coğrafyada öngörülemeyen olayların yaşanmaması adına tedbirler alınabilir.

Tıkanan Uluslararası Sistem

Aslında dünyada yaşanan krizler sonrası dönüyor dolaşıyor tekrar başa dönüyoruz. Sorunun mevcut uluslararası düzenin yapısı ve zihniyetiyle alakalı olduğunu bir türlü göremiyoruz. Sistemin bir güç sistemi olduğunu bir kenara bırakalım, sistemin uluslararası insani taleplere cevap verebilir olmaktan ne kadar uzak olduğu ortadadır. Sistem mevcut taleplere yeni kural ve uygulamalarla karşılık veremeyecek duruma düşmüş görünüyor. Tam bir tıkanıklık içinde bulunan sistem, sistemin içerisinden gelen farklı taleplere karşı da tek yanlı davranıp, ahlaki talepleri de çelişkiye düşürmekten geri kalmıyor. Yani tam bir entropi halinin gözlemlenebilir olduğu sistem, 2014 yılında hâlâ 1950’li yılların bakış açısıyla dünyayı ele alıyor. Sonuç olarak söylenebilecek şudur ki, daha çok Ukrayna krizleri bizleri bekliyor.