Ve Türkiye savaşa girdi. Şu an için hedef IŞİD ve PKK terör örgütleri olarak ön plana çıkıyor. Vurulan yerler, daha önce açıklanan üç hedeften ikisini oluşturuyor. Suriye Devlet Başkanı Esad konusunda ise herhangi bir açıklama yok. Fakat Esad mevzuunu bu ikisinden bağımsız düşünmek pek mümkün değil.
Nitekim İran’ın ortaya koyduğu tepkiler kısmen de olsa bu husus teyit ediyor. İran da biliyor ki, Suriye eski Suriye değil ve “Yeni Ortadoğu” yapılanması içerisinde bu ülke ile ilgili bir düzenleme şart; aynen Irak örneğinde görüldüğü üzere.
İşte, Türkiye’nin bu son hamlesi İran’ın da açık bir şekilde yerini aldığı bu yeni düzenlemeyle ilgili.
***
Türkiye, projede son viraja girildiğinin ve izlediği politikanın daha fazla sürdürülemez olduğunun farkında. Bu bağlamda en baştan bu yana yanlış olan ve “değerli yalnızlık” adı verilen politikaya son verdiğini sınır ötesine yönelik bu askeri operasyonları ile deklare etmiş bulunuyor.
Şu an için sınırlı bir savaş söz konusu olsa da, bunun nereye kadar uzanacağını kestirmek pek mümkün değil. Burada bölge ülkelerinin ortaya koyacağı sağduyu ve samimi işbirliği belirleyici olacak!
***
Dolayısıyla, bu kaçınılmaz savaşın bir kaç sortiden ve hedeften ibaret olmadığı, daha somut bir ifadeyle kısa süreli ve dar kapsamlı olmayacağı çok açık.
Türkiye, sivrisinekleri değil, bataklığı hedef almış görünüyor. Ve gerekirse o bataklığa girilecek gibi bir hazırlık süreci de kendisini gösteriyor. Girilen oyun, göründüğünden daha büyük ve tehlikeli!
Bu bir sürpriz mi Elbette hayır! Hatırlanacağı üzere Türkiye, bununla ilgili en somut tepkiyi “Kürt Koridoru” gündeme geldiğinde en tepe noktadan “her ne pahasına olursa olsun” şeklinde ortaya koymuştu.
Bunun dışında, Başbakan Davutoğlu’nun, “Bu noktasal bir operasyon değildir, bir süreçtir. Türkiye’ye tehdit sürdüğü sürece operasyonlar devam edecektir.” açıklamasını da bu kapsamda tekrar değerlendirmekte fayda var.
***
Başbakan Davutoğlu’nun bahsettiği tehdit yeni değil. Yılların birikimi. Meselenin zorluğu da zaten bundan kaynaklanıyor!
Diğer taraftan, bu tehditleri sadece terör örgütleri ile sınırlandırmak da elbette mümkün değil. Onlar sadece vekâleten yürütülen kirli savaşın birer taşeronu ve Türkiye göründüğünden daha büyük bir tehdit ortamı ile karşı karşıya.
Aslında sadece bölge değil, tüm İslam dünyası yeni bir emperyal düzenleme ile karşı karşıya ve ne yazık ki bazı bölge ülkeleri el altından bu düzenlemenin içerisinde yer almış vaziyette. Bu da haliyle Türkiye’nin manevra kabiliyetini daraltıyor.
***
Dolayısıyla, Türkiye öncelikli olarak “İki Kuzey” (Kuzey Irak ve Kuzey Suriye) bağlamındaki bir takım oldubittilerin önüne geçmeyi hedefleyen bu operasyon ile “bölgede varım” mesajını veriyor ve kararlılığını elindeki caydırıcı güçlerle destekliyor.
Bu mesaj, aynı zamanda Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları noktasındaki iddiasının devam ettiğinin de bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Cumhuriyete giden süreçte, Türkiye bir kez daha Milli Mücadele’nin son cephesinde yeni bir savaşın içerisine girmiş durumda. Dolayısıyla, Türkiye açısından önündeki yüz yılı büyük ölçüde şekillendirecek bir kriz durumu söz konusu.
Bu mesajın elbette bir takım istenmeyen kaçınılmaz maliyetleri olacaktır. Ama Türkiye sınırlarının dışında bir güvenli alan oluşturamadığı ve savaşı orada karşılayamadığı takdirde, bu savaşı kendi sınırları içerisinde en başta kaybetmeye mahkûmdur.
Komşumuz İran’ın yürüttüğü ve adına “Direnç Cephesi”, “Direniş Hattı” dediği stratejinin temelinde de sınırlarının ötesinde bir güvenlik anlayışı yatmaktadır.
***
İran kendi çıkarları için nasıl böyle bir savaş stratejisi uyguluyorsa, Türkiye de uygulayabilir.
Gerekirse, bunu her ikisi birlikte de yürütebilir. Ama bunun yolu basın üzerinden bir takım mesajlar ile olmaz!
Evet, bölge yeni bir Sadâbâd Ruhu’na muhtaç. Genişletilmiş Sadâbâd Paktı bu kapsamda neden olmasın
Aksi takdirde, ucu açık savaş kapımızı çalabilir!