İnsanlar görüyorum telaşlı koşuşturan. Yakalanması gereken her ne ise kıran kırana bir savaş bu. İnsan öldürmek, dost satmak, dosta iftira atmak serbest…

Ne görüyorsunuz şu karşıda Bir tepe, bir ova ya da bir deniz mi Sizin olmalı ama öyle değil mi, sonuçları ne olursa olsun ama sizin olsun o dağlar ovalar denizler. Her şeyin en iyisine siz layıksınız zira. Siz dünya mükemmelisiniz, bu uğurda yok etmek lazımsa önce dostlukları arkadaşlıkları değerleri yok edersiniz. Elde ettiğiniz Bir villa bir köşk, bir makam ya da meslek, belki de nişanlısından ayırdığınız bir eş. Peki başka Başka ne olsun güllük gülistanlık. Her şey yolunda, mutluluk sizindir çünkü siz en kurnazsınız, en akıllı en başarılısınız. Var mı sizden zengini sizden akıllısı kurnazı Âlemin kurnazı sizsiniz kardeşim amenna. Herkes de ne saf yahu, inanıveriyor yalanlarınıza aldatmacalarınıza, nasıl da düşüyor tuzaklarınıza… Bir de ilahi adalet vardı hakikaten. Tüh yahu onu unutmuşuz, onu nasıl atlatacaksınız Hangi iftira tutar ilahi adalette Hangi tuzağa düşer ilahi adalet Parlak zekânızın bir çözümü vardır elbet. Yoksa siz bunları yapacak değildiniz.

Gün oluyor ki bizi hayrete düşüren olayların içinde buluyoruz kendimizi. Menfaat arkadaşlarımız varmış bir de öğreniyoruz. Menfaatçi değil hayır menfaat arkadaş onların adı. Zira ortalıkta bir arkadaşlığınız yoktur onlarla, yalnızca menfaat vakti görünür kaybolur onlar. Ne özel günlerinizde, ne hastalığınızda ne de kutlamalarınızda vardır onlar. Bir de alaycı olanlarına rastlarsınız. Konuşmalarınızda gülünmeyecek şeylere güler, hastalığınız yokken “sen hastasın galiba geçmiş olsun” deyiverirler. Kafalarının içinde ürettikleri dünyayı anlamaya çalışsanız imkânı yok anlayamazsınız. İyi niyetliyseniz saf sanar ve her türlü yalanı arkanızdan uydururlar. Kendilerini daima doğrucu mükemmel ve haklı görürler. Bu çağımızın bir hastalığı mı Yoksa metropollerin bir zehri mi Ölen insani duygularımız mı yoksa ruhlarımız hastalığa mı tutuldu Nereye gidiyoruz sorusunu bu defa da ben sormak istiyorum.

Evet kardeşim gidişimiz nereye Görüyorum ki sen de Allah’a inanıyorsun, dünyanın faniliğinden benim kadar haberdarsın, peki bu düşmanlığın neye kime Üç gün sonra göç edeceğin bu diyar neden seni kendisine esir ediyor Nasıl oluyor da kutsallarına riayet etmiyor, Müslüman kardeşlerini çıkarların uğruna bozuk para gibi harcayabiliyorsun Elde ettiklerini burada bırakıp gidecekken, oraya üzerine sarılmış olan kefen bezini dahi götüremeyecekken, gözünü bürüyen bu hırs da neyin nesi Kırdıkların, harcadıkların yok ettiklerin vicdanını tırmalamıyor mu ki yaptıklarını pişmanlık duymadan sürdürmektesin

Nasıl bir çağa geldiysek sevgiyi parayla ölçen yahut parayla sevginin ölçülebileceğini sanan insanlar türemiş. Duygu denildi mi bakılan mevzinin kalp olduğunu söylesem pek çok genç buna gülüp dudak kıvıracaktır. Kurumuş hatta çürümüş kalpler, insanların içinde bir yük olmaktan başka görevleri kalmamış. Hâl böyle olunca konuştuklarımız nereye gidiyor sorusunun cevabı beni ürkütüyor. Bir kulağından girip ötekinden çıksa yine iyi ama artık söz kulaktan girmez olmuş. Körleşen bir vicdan ve zihin tutulmasıdır yaşadığımız. Kaybettiğimiz ne arkadaşlıklar ne dostluklar ne de akrabalıklar. Biz kendimizi kaybettik üç günlük menfaat uğruna hem de…