Mutezile bir nevi insana somluluk ve Allah’a da ahlâkilik yüklemek için neredeyse yaratıcılıkta’ insanla Allah’ı eşitlemiştir. Bu anlayışa göre, kul sorumluluğunu bihakkın yerine getirebilmesi için kendi fiilini kendi yaratmalıdır. Şimdi kimileri Mutezile’nin tavrını da geçerek kulun sorumluluğu tam olması için Allah’ın geleceğini bilmemesi gerektiğini de şart koşuyor. Böylece Allah’ı fiilen ortadan kaldırmış oluyorlar. Kul ve Allah arasına koyduğu ikilemden dolayı Mutezile anlayışı Senevîye olarak adlandırılmıştır. İslam içinde bir nevi farklı bir Maniheizm türü. Maniheizm’de hayır ve şer tanrısı ayrıdır. Mutezile’de bu ayrım insanla Allah arasında şekillenir. İbni Teymiye’ye göre, Mutezile’den ayrılan Eş’arilik kendi içinde ve bünyesinde bir nevi tarihe gömdüğü Mutezile veya felsefeyi barındırmış ve yaşatmıştır. Lakin aynı şey, İbni Teymiye ile Eş’arilik ilişkisinde de gösterilebilir. Kemal Karpat bu duruma paralellik etkisi’ demektedir. 

Eş’arilik için sofistike ekol tabiri kullanılır. Eş’arilik de zamanla gelişmiş ve  bir nehir gibi kendi yatağında büyüyerek ve gelişerek ilerlemiştir. Sofistike olması esnek olmasıyla alakalıdır. Selefilik ise bu esnekliği kaybetmiştir. Tutucu ve gelenekçi bir çizgiye kaymıştır.  Zaman ve aklın uzağına düşmüştür. Hâlbuki zamanı ve aklı ihtiva etmesi gerekir. Mehmet Akif Ersoy ‘zamanın idrakine söyletmeyi İslam’ı derken bunu kastetmiş olmalıdır. İskilipli Atıf hocanın ifadesiyle ‘İslam, asri değil, a’saridir.’ Yani modern olmaktan öte bütün dönemlerin ve zamanların modernizmine havidir. Bunu sağlamak sofistike olmaktan geçer. Evet! Klasik Selefilik ile Neo Selefilik birbirinden ayrıdır. Klasik Selefilik tutucudur. Akla ve zamana kapı açmaz veya aralamaz. Ahmet Bin Hanbel çizgisi zamanla İbni Teymiye ile yeniden uç vermiştir. İmam Şafii ve İmam Malik kelama dalma noktasında uyarıları olmasına rağmen İmam Şafii ekolü akait ilminde Ebu’l Hasan el Eş’ari ekolüyle bütünleşmiştir. Ebu Hanife ise kelamdan ziyade onun bir uzantısı olan münazara bahsinde yapıcı davranmayarak hasmın küfrüne sebep olabileceği noktasında Hammad’ı uyarmıştır. Yapıcı olmak esastır. 

*

Ahmet Bin Hanbel namaz kılmayanı tekfir etmiştir. İbnü’l Kayyım el Cevziyye bu mesele hakkında müstakil bir kitap yazmıştır. Bu hususta İmam Şafii ile Ahmet Bin Hanbel arasında ilginç bir tartışma yaşanmıştır. Şafii namazı terk edenin hükmünü sormuştur. Ahmet Bin Hanbel onun kâfir olacağını söylemiştir. Bunun üzerine İmam Şafii yeniden Müslüman olması için ne lazım gelir ’ diye tartışmayı sürdürmüştür. Ahmet Bin Hanbel kelime-i tevhit getirerek yeniden İslam’a döneceğini söylemiştir. Buna mukabil, Şafii zaten adam sözünden geri dönmemiştir. O sözü üzerinde bakidir’ demesi üzerine Ahmet Bin Hanbel’in o halde namaz kılarak tekrar İslam’a dâhil olur’ demesi üzerine Şafii şöyle mukabele etmiştir: Kâfirin namazı kabul olmaz ve namazla Müslümanlığa girilmez.’ Bunun üzerine  Ahmet Bin Hanbel sukut eder.

*

Eş’arilik kendi kendini yenileyerek yoluna devam etmiştir. Selefilik de öyle olmakla birlikte ikisinin kalkış ve bitiş çizgileri farklı olmuştur. Selefilik de zaman zaman yenilense de ekoller arasında en tutucu ve muhafazakâr olanı Selefilik’tir. Sözgelimi Ahmet bin Hanbel Mutezile gibi muhaliflerin tezlerinin ve makalatının nazara verilmemesini ister ve bunun yapılmasını yanlış görür. Bununla birlikte, Ahmet Bin Hanbel’e cevap veren kimi muarızları, Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın inanmayanların tezlerini naklettiğini ve onları nazara verdiğini ve ardından da çürüttüğünü hatırlatıyorlar. Dolayısıyla Ne oluyor da İbni Hanbel bu durumda  muhalif mezheplerin görüşlerini sansür ediyor ’ Bu, muhafazakârlık noktasında,  Kur’an-ı Kerim’i aşan bir hassasiyetten bahsetmek mümkün olmaktadır.