Gaybın yalnız Allah tarafından bilineceğini Kur an-ı

Kerim muhtelif ayetleri ile bildiriyor.

Kullar ise ancak tahmin yoluyla geleceğe ait bazı şeyler

söyleyebilirler. Bu tahminlerin gerçek olup olamayacağını da yalnız Allah

bilir.

Biz de bugün Türkiye ve İslam dünyasının kayıpları ve

kazançları hakkında, elimizdeki verilerle sebep sonuç ilişkileri içinde bazı

tahminlerde bulunmak istiyoruz.

Milli Görüş ten 1996-97 yıllarında fikren, daha sonraki

yıllarda da fiilen sapmalar olmasaydı; diye bir temel cümle kurarak

tahminlerimizi bunun üzerine bina edelim:

Meşhur 28 Şubat günü MGK da dayatılan maddeler için

direnmeye başlayan Başbakan ve hükümete karşı, Refah ı içeriden bölme plan ve

programlarını devreye soktuklarını herkes biliyor. O dönemde içerideki

birileri bu bölme planları elinde olanlarla görüşmeye kapılarını kapatıp,

birlik bütünlük görüntüsü gösterip, bu teşkilatın hiç bir şekilde çatlama

ihtimali bulunmadığını gösterebilseydiler, içerideki ve dışarıdaki cuntacıların

taktiği değişik olurdu.

Ne olabilirdi

Belki darbe girişiminde bulunabilirlerdi. Eza, cefa ve

Mısır benzeri cinayet olaylarının olması da mümkündü. Ama Milli Görüş asla

bölünmez, meydanlara yansımasına gerek olmayan, kemikleşmiş ve her baskıda

büyüyen bir teşkilat yapısı duruşu ile direniş içinde olurdu. Cuntacıların

yapmak zorunda kalacakları ilk seçimlerde daha büyük bir oy oranı ile ipi

göğüslerdi.

Milli Görüş ün muhtemel alacağı oyların hesabını o günkü

cunta heveslileri yapmışlar ve basına bile yansıtmışlardı. Buna göre ara

seçimlerde %34 alan RP, sonraki seçimlerde %46, 2000 li yıllarda yapılacak ilk

seçimde ise %64 oy oranı ile gelecekti. Milli Görüş ten ayrılarak hazıra oturan

bugünkü iktidarın oyları, bu orandan halen çok daha düşüktür. Bunların hayal

olmadığını hepimiz biliyoruz. Çünkü Milli Görüş ün arkasında elini kaldırıp

yemin ederek söz vermiş, yüzde 90 ı seçmen olan yaklaşık 25 milyon insan vardı.

Şayet yukarıda potansiyel lider olacaklarda teşkilat çatlatılması ile sapma

olmasaydı, taban sabit kalacaktı. Bu rakamlar ise cuntacıların ve onların

payandalarının asla yok etmeyi göze alamayacakları insan topluluklarıdır.

Bu şartlarda 2013 yılına gelindiğinde Türkiye ve dünyanın

tablosu nasıl olabilirdi

Sömürgeci, katliamcı, Batı medeniyeti gibi yanlış tercih

yapıp kapılarında yıllardır bekletilen bir Türkiye değil, insan ve vahiy

merkezli İslam medeniyeti tercihi yapmış ve bu konuda çok yol almış bir Türkiye

olurdu.

D-8 ler, D-64 seviyesine geleceğinden, Dünya sömürü,

zulüm ve katliam merkezi ile barış, istikrar ve kalkınma merkezi olmak üzere

iki kutba ayrılmış olurdu.

Haçlı işgal ve katliamları olmazdı. 3-4 milyon Müslüman

öldürülmezdi. Ülkeler yağmalanmazdı. Dünya enerji kaynaklarının büyük kısmı

Müslümanların kontrolünde olurdu. Türkiye nin dış ticaret hacmi bugünkünün kat

kat üstünde olur, açık değil fazla verirdi.

İslam dünyasındaki diktatörler D-8 gözetiminde seçimlere

gitmek zorunda kalırlardı. İslam ülkeleri ile vizeler kaldırılmış olurdu.

Türkiye de çözümü gören halk, en az %70 seviyelerinde bir

oy oranı ile istikrarı, kalkınmayı, sanayileşmeyi, bayındırlık hizmetlerini

yakalamış, öz kaynaklarını harekete geçirmiş, borç alan değil, kredi veren

ülkeler sınıfına girmiş olurdu. 15 yılda rantiyeciye ödenen 400-500 milyar

dolar faiz parası ülkede kalır, refaha, yatırıma ve üretime dönüşürdü. İslam

dünyası ile işi olan önce Türkiye ile temas etmek durumunda olurdu. Fert başına

milli gelir bugünü en az üçe dörde katlardı. Ar-ge için ciddi kaynak tahsisleri

olacağından ilmi seviyemiz de bugünün çok üzerinde olurdu.

Milli Görüş ten ayrılarak bir yerlere gelmiş bulunan

bugünkü yöneticilerin çoğu, eli kana bulanmamış, sömürüye alet olmamış, alnı

ak, başı dik olarak muhtemelen yine o makamlarda bulunuyor olurlardı.

Kendi silahını ve teçhizatını kendi üreten, ordusu dosta

güven, düşmana caydırıcı olan bir Türkiye mevcut olurdu. Gavurun silahları

adeta böğrümüze dayatılmazdı.

Cunta, darbe, çete suçları asgariye iner, suça itilenler

bulunmazdı.

Bunlar tahminlerin makro boyutundan bir iki kesit. Mikro

boyutu bu yazının hacmini çok aşar.

En başta söyledik bizimkisi sadece tahmin. Ama dostlar bu

tahminimiz uçuk bir tahmin mi Hayır! O günü yaşamış biri olarak eldeki

verilerle yaptık bu tahmini.

 Mısır ı iyi takip

edelim. Destek ve duamızı eksik etmeyelim ama Müslüman kardeşler yüzlerce şehit

vermelerine rağmen, cuntacıları ve arkalarındaki payandalarını nasıl yola

getirmekte olduklarını görelim. Bunu birlik ve beraberliklerini bozmayarak

başarıyorlar. Daha çok şey başaracaklar inşallah! Onları bekleyen en büyük

tehlike ise, içlerinden birilerinin kandırılması ve teşkilatı çatlatmasıdır.

Şayet bu olursa bugünkü direnişin hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Aynaya

bakıp gerçekleri kavramalıyız.

Bugün geriye doğru baktığımızda Türkiye nin neler

kaybettiğini esefle görüyoruz.

Peki, dünya neler kaybetti

Çok şey kaybetti ama en başta barışı, istikrarı ve

hürriyeti kaybetti.

Medeniyet Tercihi

Yüce bir medeniyet, İslam diye bir Din!

Odak noktaları; Kudüs, Mekke, Medine...

Batı medeniyetiyle çıkmaza girdin,

Tercih senin, vebal senin, yükleme Din e!..