İlkel topluluklar "kabile" hâlinde yaşarlardı. Nüfus artınca, değişik kabilelerin bir araya gelmesiyle "kentler" oluşmaya başladı.
Mekke böyle bir kent idi. Mekke nin bir başkanı yoktu. Sadece savaşlarda komutanlık edecek yetkisiz başkanları vardı. Aralarındaki denge kabileler arasında kan gütmeye dayanıyordu. Oluşmuş güçlü örfler toplulukları yönetiyordu.
İnsanlık devlet aşamasına geldikten sonra "ülkeler" oluştu. Milyonlarca insan "devlet" şeklinde organize olarak bir arada yaşamaya başladı.
Halk başkanlarına güvenir, ona itaat eder, ona karşı gelmekten korkardı. Bu durum aşama aşama gelişmiş ve bugünkü "ulusal devlet" hâline gelmiştir.
***
Ne var ki günümüzde devletler zayıf duruma düşmüşlerdir...
Sanayileşen ülkeler sanayileşmemiş ülkeleri sömürmeye başlamışlardır...
Bir taraftan "yenileşme ve modernleşme" isteği, diğer taraftan "istikrarı ve bağımsızlığı koruma" isteği dengeleri zorlamaktadır.
Sömürü gücü, sömürü sermayesi, ülkeleri yavaş yavaş kendi emrine almayı planlamakta ve bunu gerçekleştirmek için çalışmaktadır; dinsiz bir topluluk, aile yapısı sarsılmış bir topluluk, mülkiyet anlayışı ortadan kalkmış bir topluluk...
Herkes işçi, herkes köle, herkes sömürü sermayesinin emrinde...
Devlet yerine mafya eliyle güvenliğin sağlandığı bir topluluk...
Sömürü sermayesi hedefine varmak için yapılması gerekenleri yapmaktadır.
***
Devleti savunduğunu zannedenler günü düşünür, devletin ortadan kalkmasını önlemeye çalışır, bu gibi hesaplar yapar. Oysa stratejik yıkıma karşı tedbir almak onların işi değildir. Onun için "din düşmanı lâikliğin" Türkiye yi yıkıma götüreceğini hesap ve idrak edemiyor, bu büyük tehlikeyi göremiyor, bunu önemseyemiyorlar...
İşte o küçücük başörtüsü sorunu bugün koca devleti temelinden sarsmaktadır. Böyle giderse, günü kurtaralım derken devlet temelden sarsılmaktadır...
Her konuda olduğu gibi bu konuda da müsbet ilim ne diyorsa o yapılmalıdır. Hani siz Atatürkçü idiniz; elinizde tuttuğunuz meş ale müsbet ilimdi !. Şimdi size ne oldu Müsbet ilmin gereklerini neden yerine getirmiyorsunuz !. Bugün cereyan eden olayları hangi müsbet ilimle açıklayabilirsiniz ..
Halkını ve ülkesini seven sivil aydınlar geleceği düşünmekte, ileride bu gidişin ne gibi kötülükleri beraberinde getirdiğini bildikleri için günlük gelişmelere muhalefet etmektedir.
Biz, ilmin bize gösterdiği aydınlıktan yararlanarak ekonomik, siyasi, sosyal ve başörtüsü meselelerinin AKP tarafından çözülemeyeceğini biliyor, onlara ikazlarda bulunuyorduk. Bizim çözümlerimize duymamayı, görmemeyi, görüşmemeyi inat hâline getirdiler ve sonunda bugünlerde içine girdikleri çıkmazlara yuvarlandılar...
Bu hikâye nasıl başladı Cumhurbaşkanlığına yasalar ve teamüle binaen Bülent Arınç ın vekalet etmesi gerekirken, Dengir M. Fırat ın azizliği sayesinde Ahmet Necdet Sezer koltukta oturmaya devam etti ve bugünkü anayasa yargıçlarını o tayin etti, böylece Anayasa Mahkemesi kanunsuz işgal edildi. Bunun tek sorumlusu Fırat ın yönlendirmesiyle hareket eden eski Millî Görüşçü yani Millî Görüş gömleğini çıkaran R. Tayyip Erdoğan dır. Cumhuriyet Halk Partisi de seçimle iktidar olmayı unuttuğu için; geçmişte olduğu gibi zorla gelip orada oturma heveslisi olarak yargıç yönetimini tasvip etmektedir. Artık demokrasi sona ermiştir. Onlara göre bugünkü dokuz yargıç mutlak hakimdir. Bunun böyle gitmeyeceğini bilen güçlerin hedefi Türkiye devletini yıkmaktır, "asıl büyük tehlike" budur.
Önemli organlarını kaybeden bir hastanın öleceğini bilmek kehanet değildir.