Kapitalist emperyalist düzenin para kazanma hırsı, türlü yollarla insanları sömürme ve yutma derdinde.
Öyle ki bu canavar, eline geçen hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Kurduğu tuzaklara düşme eğilimi gösteren kitlelere, tüketim çılgınlığını artırmak üzere değişik isimler ve gizemli terimler piyasaya sürerek toplumları hipnotize ediyor.
Böylece para harcadıkça mutlu olan (!) ibadet etmişçesine huzur bulduğunu sanan bir toplum ortaya çıkıyor. Oysa İslamî toplumda bireyler israf ettikçe değil; infak ettikçe mutlu olurlar.
Kapitalist kafa, her şeye para gözüyle bakar. Bu anlayışa göre insanlar, sömürü metâı birer “tüketici”dir.
***
İşte bu çerçevede, yeni model sömürü aracı ve para tuzağı olarak kullandıkları yöntemlerden biri de ruhunu değiştirerek kullandıkları “tatil” kavramıdır.
Esasen tatil lafzı köken itibariyle doğru bir tabir değildir. Tatil, Arapçada atalet, tembellik, boş beklemek, verimsizlik, gereksiz yere bir kenarda durmak ve atıl vaziyette olmak anlamlarına gelmektedir. “Âtılı batıl istila eder” sözü de buna istinaden söylenmiştir. Müslümana istirahat tabiri daha uygun düşer. Bu da gereksiz ve boş beklemek anlamında değil; Kur’an tabiriyle “bir işten yorulduğunda başka bir işe yönel!” yani çalışma alanını değiştirmektir. (İnşirah Sûresi)
İnsanın hayatında istirahat dönemi de olmalı kuşkusuz. Teşbihte hata olmaz. Meşhur Arap yarış atları uzun koşuların ardından hafif hareketlerle yerinde saydırılarak dinlendirilir.
İstirahat kişi ve organizasyonların organlarının tamamen devre dışı bırakılması değil; etkinliklerinin rölantide de olsa devam etmesidir.
***
Maalesef televizyon dizi ve programlarıyla hayatına yön veren toplumumuz, kendine empoze edilen, nefse de hoş gelen her şeye balıklama atlıyor.
İş o hale geldi ki, herkes her yıl mutlaka tatile çıkmalıdır.(!) Hatta imkânı olanlar, sene içinde birkaç defa tatile çıkmalıdır.
Kar tatili, bayram tatili, yılbaşı tatili, ara tatil, bahar tatili, karne tatili ve yaz tatili gibi çeşitli isimler altında tatil(!) yapılmalı. Yeter ki adı tatil olsun.
Hatta dini bayramlar bile içeriğinden soyutlanarak sıla-i rahim olmaktan çıkarılıp tatile dönüştürülmüştür.
İslamî kesimi de kuşatmış bir furyadır gidiyor. Dinî vecibe olarak görülen, aile saadetinin tesisi ve mutlak huzurun temini için gerekli görevlerden biri de; aile boyu tatile çıkma hastalığıdır(!)…
***
Aile bütçesi ne olursa olsun, diğer ihtiyaçlardan kısıp tatil bütçesine mutlaka ödenek ayırmalı. Sene boyu kemer sıkmayı gerektirecek kadar bir rakam harcanarak bile olsa tatile çıkılmalı(!)
Aile ekonomisinin zorlanması hiç te problem değil. Olsun, yeter ki konu komşuya rezil olunmasın (!) Çay günlerinde anlatılacak bir malzeme bulunsun.
Tatil deyince kimse memlekete ana baba ocağına gitmeyi aklına getirmiyor, burnunun ucuyla itiyor.
Yayla evi, bağ evi, bahçe, köy hak getire. Ne yapıp edip illa ki para harcayarak yozlaşmış popüler kültürün etkisinde fısk-ı fücur işlenen yerde tatil yapılacak, aksi geçersiz sayılıyor.
Zaten gitmeden bir kaç ay evvel başlar, hava atma; pardon tatil planları. “Tatile çıkıcazzz!”...
Tatile çıkanlardaki o derûnî hazzı görseniz, Kudüs’e veya Endülüs’e gidiyorlar sanırsınız.
Dönüşte de bir kaç ay sürer “Biz tatildeyken” ile başlayan kibir kokan anlamsız cümleler…
Müslümanlar olarak tatil anlayışımızı gözden geçirmeli, kadim kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmalıyız.