Kişinin bakış açısını mensubu olduğu taraf

şekillendirir ya da benimsediği düşünce ve mensubu olduğu inanç tarafını

belirler. Netice itibariyle insanın olduğu yerde farklılıklar, farklı bakış

açıları, farklı mensubiyetler olacaktır. Bu farklılığı ortadan kaldırmak dünya

kuruldu kurulalı hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Bazı dönemlerde gücü ellerinde

bulunduranlar tek tip toplum oluşturmaya kalkışmışlarsa da başarılı

olamamışlardır. Çünkü insan ve toplum yapısına aykırıdır tek tip toplum

oluşturma çabaları.

Dikta heveslilerinin bile övgü ile söz ettikleri,

diktatörlüklerine gerekçe aradıkları demokrasilerde bu farklılıklar çok daha

önemlidir. Diyebiliriz ki, demokrasiyi var eden husus farklılıklardır. Bu bakımdan

demokrasiye gerçekten inanan yöneticiler farklılıklardan korkamamalıdır.

Farklılıklara tahammül her alanda karman-çorman bir toplum, herkesin toplumun

kendisine benzemesini istemesi ve bunu imkân buldukça dayatması anlamına da

gelmez. Kısacası, demokrasi farklılıklara tahammül rejimidir. Her zaman

tahammül mümkün olmayabilir. Özellikle ille de bana (bize) benzeyeceksiniz

dayatması şeklinde sergilenen farklılıklar insanların sigortasını attırabilir.

O zaman da toplumda kamplaşma, bir diğer ifadeyle kutuplaşmalar başlar.

Farklıları birbirinden uzaklaştırır. Böyle olunca da toplumdaki ilişkiler aynı

evde yaşadıkları halde küs eşlerin birbirileri ile konuşmamasına benzer bir

durumun ortaya çıkmasına vesile olur. Bu da taraflara huzursuzluk ve acı verir.

Özellikle düşünce planında farklılık, aynı konuda

insanların farklı düşüncelere sahip olmalarını akla getirir. Çünkü insanların

farklılıkları mensubu oldukları aile, dini ya da sosyal grup gibi birtakım

mensubiyetlerden ortaya çıkar. Yani, insanın farklılığını mensubiyeti

oluşturur. Bu mensubiyet duygusu ise doğal bir olaydır. İnsan bulunduğu noktaya

göre gördüklerini tarif eder. Bu sebeple de farklı açıklardan bakış, farklı

tarifleri ve değerlendirmeleri gündeme getirir.

Söylediklerimizi, gazetelere yansıyan güncel bazı

haberlere bakarak izah etmek istiyorum. İktidar yanlıları için ülkemize yabancı

sermaye gelişi yönetime ve ülkemize duyulan bir güvenin neticesidir. Bu haliyle

de alkışlanması gerekir. Ama bir başka açıdan bu olay ülkemizin dış sermayeye bağımlılığı

anlamına gelir ve bundan bir an evvel kurtulmak gerektiği doğru bir

yaklaşımdır. Çünkü yabancı sermaye bizi çok sevdiği için değil, ülkemizde para

ile daha çok para kazanma imkânı olduğu için gelir. Bu ise, adı ister kâr

transferi ister faiz geliri olsun ülkemizden çıkar. Özellikle giderek

yabancıların eline geçen bankacılık sektörü yoluyla her yıl ülkemizden

milyarlarca doların dışa gitmesi, ülkemizin sömürülmesi anlamına gelir. Yine

ülkemizin şartlarını ileri sürerek artık ülkemize yabancı sermaye gelmeyeceğini

söyleyerek bu durumdan rahatsızlığını dile getiren TÜSİAD a karşılık  bir başkası da yabancı sermaye gelişine

dikkat çekerek, Yabancı müşterilerimiz artıyor, rekor kırmaya devam edeceğiz

diyerek duruma alkış tutabilir. Bir başka husus ise, son zamanlarda ülkemizdeki

bazı gelişmeler sebebiyle Amerika ile yakınlığın uzaklığa dönüşmekte oluşu

şeklinde değerlendirilip, Amerikancı bir bakış açısı ile bu durum eleştiri

sebebi olabilir. Ama baştan beri ABD ile ilişkilerde kırmızıçizgilerimizin korunmasını

savunanlara göre de iyi bir gelişmedir. Kısacası farklılıklardan rahatsız olmak

yerine tahammülü öğrenmek gerekiyor. Elbette kırmızıçizgilerimizi korumak

şartıyla.