TÜRKİYE’NİN Suriye’ye girip girmeyeceğiyle ilgili papatya falları yine açılıyor. “Değerli Yalnızlık” politikası adı altında ortaya çıkan “politikasızlık” durumu bizi bir oraya bir buraya savuruyor. Suriye’de patlak veren, Mısır’daki askeri darbeyle zirve yapan “Tehlikeli Yalnızlık” durumu Türkiye’yi bir kez daha şahin çizgiye itmeye çalışıyor.
Bu çizgiye dönüş ya da döndürme sürecinde Türkiye elbette yalnız değil. Zaten meselenin bam telini de burası oluşturuyor. Ankara’nın Yemen krizindeki beklenmedik çıkışıyla İran-Şii tehdidini ilk defa bu kadar açıkça ilan ettiği durum, Suriye ve “Kürdistan” ile yeni bir ivme kazanacağa benziyor.
Suriye üzerinden “Türkiye-ABD-Suudi Arabistan” ekseninin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir ortamda, bunun sadece dış politika boyutuyla sınırlı kalmayacağı da iddialar arasında. Nitekim “Yeni Ortadoğu” sürecinde “Yeni Türkiye” şeklinde ortaya konulan bu husus, başlı başına ertelenmiş yeni bir Türkiye inşası şeklinde ifade ediliyor.
Mesele sadece Suriye değil!
Bu yeni Türkiye’nin “nasıl” ve “kimin” Türkiye’si olacağı soruları uzunca bir süredir devam eden krizdeki kritik iki noktaya işaret ediyor. Dolayısıyla, Ankara’nın bir “tercih”e zorlandığı ve askeri araçların alanda etkin bir şekilde kullanılmasını hedef alan bu baskı süreci aslında uzunca bir süredir gündemde ve Turgut Özal’dan bu yana yaşananların arka boyutunu oluşturan en önemli husus da burada saklı.
Hatırlanacağı üzere, bununla ilgili en somut örnek Birinci Körfez Savaşı’nda yaşanmıştı. Asker-sivil ilişkileri bağlamında halen bir tartışma mevzuu olan bu durum, aslında göründüğünün çok daha ötesinde derin bir anlam taşıyor. Dolayısıyla, burada çok daha farklı hesaplar söz konusu gibi...
Bu noktada tekrar günümüze, son yaşananlara baktığımızda tarihin bir kez daha tekerrür ettiğini görüyoruz. Öncelikle, Türkiye geleneksel politikalarından farklı bir çizgiye doğru itilmeye çalışılıyor. Fakat bu çizginin beraberinde ne getireceği tam olarak belli değil. Durum böyle olunca tarihi hafıza ve bir takım deneyimler bir kez daha devreye giriyor.
Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetiklemek...
Her şeyden önce, İttihatçı imparatorluk anlayışının nelere mal olduğu ortada. Tarihte bizlere bahşedilmiş bir devlet ya da imparatorluk da söz konusu değil; ucuz bir zafer de...
Suriye krizi çok farklı bir noktada. En azından mesele iki ülke arasında değil. Hatta bölgesel bile değil. Türkiye-İran özelinde olası bir Sünni-Şii savaşının da ötesinde, Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatacak çapta bir kriz. Nitekim bununla ilgili kırmızı çizgiler İran ve Rusya tarafından çizilmiş durumda. Dolayısıyla, bu savaş Türkiye’yi sadece Araplar ve Farslar ile de karşı karşıya getirmez.
Suriye’ye olası bir müdahale Türkiye’yi çok daha farklı “aktörler/örgütler” ile de karşı karşıya getirebilir ve bunun sadece Suriye toprakları ile sınırlı kalacağını da garanti etmek mümkün değil. Türk ordusu Suriye’ye girdiği andan itibaren bu savaş Türkiye içine de sıçrar, sıçratılır.
Türkiye’nin böyle bir savaşı yürütebilmesi hiç de kolay olmayacaktır. “Siyaset-strateji-araçlar” bağlamındaki ahenksizlik Türkiye’yi büyük bir kayba itebilir. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabiliriz!
Sevr’i dayatırlar!
Bunun dışında Türkiye’nin olası bir savaşa girmesi durumunda bırakın ABD ve NATO’nun desteğini almayı, onlardan tepki bile görmemiz kaçınılmaz. Nitekim ABD yönetimi Türkiye-Suudi Arabistan ittifakını olumlu karşılamadığını tüm dünyaya ilan etti.
Daha da ötesi, Washington’da Barzani’ye bağımsız bir “Kürdistan” için tam destek verildi. Böylesi bir durumda Kürtlerin yapacağı tercih oldukça önemli. ABD’nin “Yeni Ortadoğu”, “Kürdistan” ve Türkiye bağlamındaki hesapları ortadayken, Türkiye’nin alacağı bu risk, Rus ruletinden bile yüksek olacaktır.
Dış politikada Ermeni sorunu, sözde soykırım noktasında yaşadığımız tablo içinde bulunduğumuz durumu çok net bir şekilde özetliyor. Dolayısıyla, siyasi ve iktisadi kırılganlığın had safhaya ulaştığı bir dönemde dikkatli adım atılması kaçınılmaz. Daha da önemlisi, içeride mutabakatın sağlanamadığı bir ortamda dışarıya yönelik olası bir müdahale büyük felaketlere yol açabilir. Tarih bize böyle söylüyor!