Suriye’deki iç savaşta 3 yıl geride kaldı. Ve bu çatışmada kesin rakam bilinmiyor olmakla birlikte ölenlerin sayısının 150 hatta 160 bini çoktan geçtiği, ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin sayısının ise 2 milyonu aştığı, ülke içinde yer değiştirmek zorunda kalanların sayısının da ülkeyi terk edenlerden az olmadığı belirtiliyor. Bu arada iç savaşın Suriye’yi 40 yıl geriye götürdüğü, ne zaman sona ereceği belli olmayan çatışmaların ülkeye faturasının 143 milyar dolara ulaştığı da bir takım çevrelerce ifade ediliyor. Elbette, iç savaşta ölenlerin sayıları ile ilgili rakamlar gibi bu tür maliyet hesapları da tahmine dayanıyor. Tahminlerin ne kadar doğru olabileceği bir yana ancak ülkenin baştan sona tahrip olduğu, buna rağmen Esad’ın hâlâ yönetimin başında bulunuyor alması ise bir gerçek. Bununda ötesinde bugün yapılacak olan devlet başkanlığı seçimini üçüncü kez kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Suriye’nin tümünü kapsamayacak, ordunun hâkim olduğu yerlerde seçimin yapılacağını unutmamak gerekiyor. Böyle olunca da nasıl Mısır’da seçmenin yarıdan fazlasının katılmadığı bir seçim sonucu Sisi devlet başkanı seçilmiş ise Esad da silahların gölgesinde üçüncü kez seçilecektir. Bu, dünyaya demokrasi getirme iddiasındaki sömürgeci güçleri hiç rahatsız etmiyor/etmeyecek. Elbette ne Mısır’da yapılan ne de bugün Suriye’de yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerine seçim demek mümkün değilse de her iki ülkede yönetimi ellerinde bulunduranlar Rusya ve ABD’nin desteği ile yerlerini korumak adına seçim oyunu sergiliyorlar.

Tüm bunca yıkım ve katliama rağmen Suriye’de Esad yönetimi turizm sezonunu açmanın hazırlığı içinde. Mayıs ayı içinde Beşar Esad 200’den fazla turizm işletmesiyle bir araya gelerek özellikle Lazkiye’de içerisinde kafe ve eğlence yerlerinin bulunduğu büyük bir halk plajının düzenlenmesinin hazırlıkları yapılıyor. Kısacası Esad yönetiminin keyfi yerinde. Ona bu cesareti verenlerin vicdanı rahat, keyifleri yerinde mi diye sormaya bile gerek yok. Çükü, keyifleri yerinde olmasaydı 3 yılı aşkın bir süreden beri Esad’ın kendi halkına yönelik katliamlarına dur diyebilirlerdi ama denmedi. Bundan sonra da deneceğini beklememek gerekiyor. Belli ki dünya yeniden Rusya ile ABD arasında sömürü alanlarına bölündü ve taksimat yapıldı. Şimdi sıra iki sömürgecinin paylarına düşen yerlerde durumlarını sağlamlaştırmaya ve bu hususta birbirlerine destek olmaya geldi. Bu işin de sürdüğünü söylemek yanlış olmaz. Nasıl ki, Suriye’deki gelişmeler hususunda Rusya’nın Esad’a verdiği destek hususunda ABD ve yandaşları seslerini fazla çıkarmamış, böylece destek olunmuş ise, buna karşılık Mısır’da darbeci Sisi ve yandaşlarının cinayetleri de Rusya tarafından görmezden gelinmiş, Libya’da ise uzun yıllar ABD’de yaşamış ve eğitim görmüş bir eski generalin yönetimi devralması yönündeki çalışmalar sessizce izlenmiştir. Bu arada Rusya ve ABD’nin paylarına düşen alanlardaki yerleşme ve pozisyon değiştirme atakları devam etmektedir. Bunun en açık örneklerinden birisi de Ukrayna’daki gelişmelerdir. Kırım’ın Rusya’ya iltihakı, Rusların çoğunlukta olduğu Ukrayna şehirlerinde yaşanan işgaller ve devlet kurumlarına el koyma olayları karşısında ABD ve AB’den birtakım eleştiri açıklamaları dışında hiçbir ciddi tepkinin gelmemesi soğuk savaş döneminin yeniden hayata geçirildiğini gösteriyor.

Bu noktada sanıyorum esas üzerinde durmamız gereken husus özellikle Suriye konusunda bu ülkede iç çatışmaların başladığı ilk günlerden itibaren Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun her gün, “Esad’ın birkaç haftalık ömrü kaldı” açıklamalarıdır. Bu tür açıklamalar elbette ayaküstü laf olsun diye yapılmadı. Sanıyorum bazı dost ülkeler(!) tarafından aldatıldık. Onlara güvenerek de Esad’a ömür biçtik. Tüm açıklamalara rağmen bırakın haftaları, ayları yıllar geçti ve Esad görevi başında. Bir de bugün dünya ile dalga geçer gibi seçim yapıyor, turizm sezonu açmaya hazırlanıyor. Dileriz yanlış bilgi ve arkadan iteklemelere aldanarak bundan sonra bu tür açıklama yapılmaz.