Tarımsal ürünlerde yaşanan gerileme bazıları tarafından genellikle küresel ısınma ile izah ediliyor. Sanıyorum bu tür bir değerlendirme insanların kolayına geliyor. Çünkü her türlü tarımsal gerileme ve sıkıntıyı küresel ısınma ile izah etmek ezbere uygun düşüyor.
Ezberi tekrarlamakla tarımdaki sıkıntıya üretici ve tüketiciyi rahatlatacak bir çözüm bulmak mümkün olmaz. Böyle bir yaklaşım sadece sıkıntının devamına yardımcı olur. Ezber dışı değerlendirme ise yorulmayı bu işin sancısını çekmeyi gerektirir. Bugün artık herkes biliyor ki, tarımımızda yaşanan sıkıntının ana sebeplerinden birisi tarımsal girdilerdeki hızlı yükseliştir. Yanlış sulamadır ve bir de ekilebilir tarım alanlarının büyük bir kısmının ekilmiyor olmasıdır. Elbette zaman zaman yaşanan kuraklığın tarımsal ürünlerde gerilemeye yol açtığı doğrudur. Ama, kesinlikle ülkemizin tamamı aynı senede kuraklık yaşamamaktadır. Yaşanan kuraklık genellikle bölgesel olmaktadır. Yani ülkemizin bir bölgesinde kuraklık sebebiyle üründe azalma yaşanırken başka bölgelerinde ürün artışı ile bu açık kapatılabilmektedir.
Bu arada toprağa yapılan doğrudan destek de bu ülkede tarımın gerilemesine sebep olmuştur. Toprağa yapılan doğrudan desteğin zararları tüm siyasi partiler tarafından biliniyor olmasına karşılık bu uygulama sürüyor. Doğrudan desteğin uygulamaya başladığı 2001 yılından bu yana 10 milyar YTL in bu yolla tarla sahiplerine aktarıldığı ifade ediliyor. Halbuki bu 10 milyar YTL tarımsal girdileri sübvanse etmek için harcanmış olsaydı sanıyorum üretime katkısı daha fazla olurdu. Kısacası ülkemiz şartlarına uygun yeni tarım politikalarının gecikilmeden belirlenmesi gerekiyor. Çiftçiyi ağır girdi maliyetlerinden kurtaracak, dünya çiftçileri ile rekabet edebilecek bir konuma getirmenin yolları aranıp bulunmalıdır. Bu olmadan spekülatörlerin elinde ülkemizin oyuncak haline gelmesini engellemek mümkün görünmüyor.
En kısa zamanda tarımda üretime uygulanacak destek proğramlarının hazırlanması gerekiyor. Bu ise yukarıda da belirttiğimiz gibi ya tarımsal girdilerin ucuzlatılması ya da doğrudan desteğin çiftçinin ürettiği ürüne çevrilmesi şeklinde olabilir. Bu çok zor değildir. Yıllardan beri çiftçinin üretiminin giderek pahalandığını, buna bir çare bulunmasını haykırıp duruyoruz. Ancak bu sese iktidarlar kulaklarını tıkadılar. Üretim maliyetlerinde sürekli artış bir yandan çiftçiyi zor duruma düşürdü, öbür yandan da üretim düşüşüne yol açtı. Bu arada bazı akıllılar sürekli olarak "Yerli üretim pahalı ise dışardan ithal edelim" diyerek sanki tüketiciyi koruduklarını sandılar. Tarım ürünlerindeki ithalat tüketiciyi korumadığı gibi, çiftçiyi de çiftçilikten uzaklaştırmaya başladı. Dünya üzerinde tarım ürünlerinde kendi kendine yeterli 6 ülkeden birisi iken şimdi giderek tarım ürünleri ithal eden bir ülke haline geldik. Sanki, çok fazla dövizimiz varmış, dış ticaretimiz sürekli açık vermiyormuş gibi.
Bugün tarımda yaşanan sıkıntılar bu haliyle devam ettiği takdirde ileride çok daha kötü bir noktaya gelineceğini söylemek için çok şey bilmeye hiç gerek yoktur. Çünkü, şu anda yaşanan olay çiftçimizi de, tüketicileri de sıkıntıya sokuyor. Çiftçimiz tarladan ürünü 25-35 kuruşa satarken şehirlerde tüketicinin eline en az 150-200 kuruşa ulaşıyor. Yani üreten emeğinin karşılığını alamazken tüketicinin artık tarım ürünlerini almaya gücü yetmiyor ama arada birileri büyük paralar kazanıyor. Buna çözüm bulmak mecburiyeti var. Nasıl olsa ithalatla işi hallediyoruz mantığı bu ülkenin dışa bağımlılığını daha da pekiştirir. Zaten emeğinin karşılığını alamadığı için çiftçilerimiz ektikleri alanları giderek azaltıyor, bir süre sonra bu alanlar daha da daralacak, tamamen dışa muhtaç hale geleceğiz. Bu gerçeği göre göre tedbir almamak ülkenin sorularını daha da ağırlaştırmak anlamına gelir. Çünkü, emeğinin karşılığını alamayan çiftçilerimizin tarlarını ekmekten vazgeçmeleri şehirlere göçü artıracak bu ise işsizler ordusunun daha da büyümesine yol açacaktır. Yani olay sadece birkaç kalem tarım ürününün dışarıdan ithal edilmesinden ibaret değildir. Ülke ekonomisinin her alanını ilgilendirmektedir. Hatta tarımsal gerilemenin aynı zamanda işsizliği de artırıcı bir fonksiyonu vardır. Kısacası tarım ülkemizin geleceğinin nasıl şekilleneceğini belirleyicidir.
Bir kez daha tarımdaki sıkıntının ulusal bir sorun olduğunu, bu işin mağdurlarının sadece köylüler ve çiftçiler olmadığını, toplumun her kesimini yakından ilgilendirdiğini hatırlatmakta yarar var.