Arı…

Çok ama çok özel bir hayvan…

Arılar, tabiatın en çalışkan ve ekosistemin devamlılığı için hayati öneme sahip böcekler…

Bitkilerin tozlaşmasını sağlayarak biyolojik çeşitliliğe büyük katkıda bulunurlar.

Koloni halinde yaşayan sosyal canlılar olup, her bir bireyin kendine özgü görevleri var…

ARILARIN BİRBİRİNDEN ÇARPICI ÖZELLİKLERİ…

Göz Yapısı: Başlarının yanında 2 adet birleşik göz ve başlarının üzerinde 3 adet tekil göz bulunur. Mavi rengi ayırt edebilirler ancak kırmızıyı siyah veya koyu gri olarak algılarlar.

Kanat ve Hız: Dakikada 10.000 defadan fazla kanat çırparlar. Bu hızlı çırpma, bildiğimiz vızıldama sesini meydana getirir.

Yük Taşıma Kapasitesi: Kendi vücut ağırlıklarının 300 katına kadar yükü taşıyabilirler.

Koku Alma: Kilometrelerce uzaktaki çiçeklerin veya balın kokusunu alabilecek inanılmaz bir koku alma duyusuna sahiptirler.

Dans Etme: Arılar birbirleriyle iletişim kurmak ve besin kaynaklarının yerini tarif etmek için özel bir "arı dansı" yaparlar.

Yön Bulma: Güneşi pusula olarak kullanabilen arılar, Dünya'nın manyetik alanından faydalanarak yönlerini kusursuz bir şekilde bulurlar.

Kraliçe Arı: Koloninin tek yumurtlayan dişisidir. Günlük binlerce yumurta bırakarak nüfusu oluşturur ve özel arı sütü ile beslenir.

İşçi Arılar: Kısır dişilerdir. Temizlik, beslenme, kovanın korunması, yavru bakımı, nektar ve polen toplama gibi tüm ağır işleri yaparlar.

Erkek Arılar: Tek görevleri kraliçe arıyla çiftleşmektir. İğneleri yoktur ve nektar toplayamazlar.

Bal Üretimi: 1 kg bal üretebilmek için yaklaşık 8 kg bal tüketmeleri ve binlerce çiçeği dolaşmaları gerekir.

Propolis ve Diğer Maddeler: Kovandaki çatlakları kapatmak, kovanı bakteri ve virüslerden korumak için bitki reçinelerinden propolis üretirler…

KUR’AN-I KERİM’DE ARILARLA İLGİLİ ŞU AYETLER GEÇMEKTEDİR;

“Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin.”

“Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır. (Nahl Suresi, 68 ve 69. Ayetler)

Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre bu ayetlerin tefsiri de yine şöyle;

“İlham etti” şeklinde çevirdiğimiz evhâ fiilinin türetildiği vahiy kavramı [farklı anlamları için bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’an-ı Kerîm A) Tanımı ve özellikleri 2. Vahiy” başlığı] burada “canlının kendisine yararlı olanları alması, zararlılardan sakınması ve kendi geçimini sağlaması hususunda muhtaç olduğu becerileri Allah Teâlâ’nın onda yaratması” anlamındaki ilham karşılığında kullanılmıştır (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1156). Psikolojide buna içgüdü denmektedir.

Arıya yapması ilham edilen “yuvalar”dan maksat, arıların ağaç kovukları gibi uygun doğal mekânlarda veya insanların özel olarak hazırladığı kovanlarda kendi ürünleriyle oluşturdukları petekler ve her petekte bulunan altıgen gözcüklerdir. Bal arısı, Allah’ın verdiği ilham veya içgüdü sayesinde, bizzat kendisinin ürettiği bal mumuyla kendi yuvasını yapmakta, dalak içine milimetrik ölçülerle altıgen prizma şeklinde gözcükler yerleştirmektedir. Âyetteki deyimiyle “her türlü besleyici ürünler”den nektar denilen bal ham maddesi ve çiçek tozu toplayarak bunları hem kendi tüketimi için hem de bal ve bal mumu yapmak için değerlendirmektedir. Bu arada meyve, sebze ve ekinlerde tozlaşmayı sağlama konusunda da bütün diğer böceklerin toplamından daha fazla iş görmektedir.

Âyette arının ürettiği madde için “şerâb” (şerbet) kelimesinin kullanılması ilgi çekicidir. Arı topladığı nektarı, normal midesinden ayrı, özel olarak bu maksatla yaratılmış bulunan bal midesine toplayıp kovana taşımakta; burada bir genç arı bu maddeyi hortumuyla emip kendi midesine aktarmakta ve onu şerbet kıvamına gelecek şekilde işleme tâbi tutmaktadır. Artık bal hâsıl olmuştur; bundan sonra şerbet peteklerde bir süre havalandırılarak katılaşması sağlandıktan sonra, üzeri bal mumuyla kapatılıp izole edilmek suretiyle bozulması önlenir. Böylece Allah’ın lutuf ve ihsanıyla insanlar için besleyiciliği yanında şifa değeri de taşıyan yeni bir besin daha ortaya çıkmış olur. Bütün bunlar olağan üstü bir sanat kabiliyetinin tezahürü olup Allah’ın yaratıcı kudretini ve hikmetini hesaba katmadan, basit bir hayvanın böyle bir eseri ve ürünü nasıl meydana getirebildiği sorusunu cevaplandırmak mümkün değildir. “İşte bunda da düşünen bir topluluk için delil bulunmaktadır.”

Kurtubî’ye göre âyetin “Onda (balda) insanlara şifa var” meâlindeki kısmı, bazı mutasavvıfların, “Velîlik makamına ulaşmak için belâlara razı olmak gerekir, velîye tedavi câiz değildir” şeklindeki fikrini çürütmektedir (X, 145-146). Balın şifalı olduğuna dair bazı hadisler de rivayet edilmiştir (bk. İbn Kesîr, IV, 501-503; Şevkânî, III, 200); ayrıca modern tıpta da bileşimindeki sakaroz, friktoz, protein, asit, organik ve madenî maddeler dolayısıyla balın hem şifa verici hem de koruyucu bir özelliğe sahip olduğu kabul edilmektedir.

Rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” şeklinde çevirdiğimiz cümle, arıların uçuşlarında izlediği yolların da farklılığına ve ilginçliğine dikkat çekmektedir. 1940’larda yapılan bir tesbite göre arılar, genellikle güneşin konumundan yararlanarak yönlerini ayarlamakta; ayrıca rüzgârın yönü, dünyanın manyetik alanı gibi başka imkânlardan da yararlanmaktadır. Arıların, kovan üzerinde daire veya 8 çizerek birbirlerine yol tarif ettikleri, çiçek alanları hakkında bilgi aktardıkları, bu bilgileri alan diğer arıların, bilmedikleri çiçek alanlarını kolaylıkla buldukları, dönüşlerinde ise “arı hattı” denilen en kestirme yolu kullandıkları da bilinmektedir.”

SON DÖNEMDE NEDEN ARI GÖRMÜYORUZ?

Milat Gazetesi yazarı Abdulkadir İkbal, arıların işlevi ve son dönemde arılarla ilgili çarpıcı bir gözlemini aktardı. İşte o satırlar;

“Bu yıl ülkemizde bol miktarda kar ve yağmur yağdı. Geçmiş yıllardan gelen ve birikmiş kuraklık tehlikesi Allah'ın rahmetiyle ortadan kalktı. Yer altı suları zengin bir hale gelirken yer üstü suları da coşarak kendi yatağının dışına taştı göller. Barajlar doldu. Hatta fazla suları tahliye etmek için baraj kapakları açıldı. Birçok ekili araziler su altında kaldı. Elhasıl yıllardır hasret kaldığımız böyle bir ortam yüzümüzü güldürdü.

Ziraatın verimli olması herkesi ilgilendirir. Çünkü rızık topraktan gelmektedir. Hayvanların rızkı da toprağa bağlıdır. Bu Allah'ın kurduğu bir sistemdir. Yer ile göğün izdivacından rahman ismi tecelli ederek bütün varlıkların ihtiyacı olan envai türlü nimetlerle Allah cevap vermektedir.

Bu yıl sürekli yağmur yağmasından dolayı sanki ağaçlarda istenilen seviyede bir döllenme olmadığını çiftçiler beyan ediyor. Ziraat ile uğraşanlar çok iyi bilirler, rüzgârla döllenme olduğu gibi, arılar da farkında olmadan ve bilmeyerek birer işçi gibi ağaçtan ağaca konarak döllenmeye yardımcı olurlar.

Son zamanlarda kırlarda ve tarlalarda nerede ise hiç bir arı görmemekteyiz. Çünkü ne olduğunu bilmediğimiz birçok zirai ilaçları tarlalara attığımız için arıları da yok ediyoruz.

Bundan önceki yıllarda köylerde, tarlalarda hatta şehirlerde bile birçok arılar vızır vızır yanımızdan geçerlerdi. Yılanlar, kertenkeleler ve başka sürüngenlerle tarlalar adeta bezenmişti.

Gökyüzünde ise envai türlü kuşlar vardı, daldan dana konarlar, çıkardıkları türlü sesler adeta bir orkestrayı andırırdı. Zirai ilaçlardan dolayı bahsettiğim görüntüleri maalesef artık görememekteyiz. İlim adamları eğer yeryüzünde bal arısı kalmasa hayat biter, bütün canlılar yaşamını kaybeder diyorlar.

Allah haşa boşuna mı, Kur’an’ı Kerimde bal arısı ile ilgili bir sure göndermiştir? Ne kadar harika ve mucize bir varlık olduğunu Kur'an bizlere anlatmaktadır.

Malum olduğu üzere bal arısının karnında hem zehir ve hem de bal vardır, bir insanı soktuğu zaman, zehiri kullanır asla bal kullanmaz, böyle bir durumda arı hemen ölür. Çünkü insanın vücuduna soktuğu iğne bir başka insanın vücudunda kullanılmaz. Belki bal arısının soktuğu bir insanda herhangi bir hastalık ve mikrop olması ihtimaline karşı, Rabbim bal arısının hayatına son verir. Böylece bulaşıcı bir hastalığın meydana gelmesi önlenmiş olur.

Bal arısının bir yanında da çiçeklerden elde ettiği mucize olan harika bir lezzet ve kıymete sahip bal vardır. Peteğe balı bırakırken, zehir asla bala karışmaz ve bu gıdayı Rabbim böylesine akılsız bir böcekten bizlere yedirmektedir. Bu hayvanın aklı yoktur, ne yaptığını bilmez ve sevki ilahi olarak bizlere hizmet etmektedir.

Bal arılarının ortalama yaşı 45 gündür. Bu kadar kısa bir zamanda arıya bu harika işleri yaptıran Allah'ın sonsuz kudretini görmek gerekir. Bal arılarının yaptığı iş bir mühendislik harikasıdır ve petekleri çok mükemmel bir şekilde altıgen olarak önümüze koyarlar.

Allah her şeyi harika ve mucize yarattı. Bizlere emanet etti. Israf etmeyin ve haddinizi aşmayın dedi. Hiçbir varlığın genetiği ile oynamayın demesi Kur’an’ın bir mucizeliğini ortaya koymuştur.

Elhasıl birçok hususlarda Allah'ın emrine muhalefet ettik ve hayatı nerede ise yaşanmaz, zevksiz bir hale getirdik. Birçok insan birbirine karşı şöyle bir söylemde bulunur. "Allah iyi etsin." Kardeşim Allah her şeyi iyi etmiş ve yaratmış ancak iyileri bozan bizler olmuşuz.

Evet, insanoğlu kadar zalim bir mahlûk gerçekten yoktur. Bu âlemin güzelliğini ne hale getirdik. Yıkıcılığımız saymakla bitmez.

Onun için Bu asrın allamesi olan Said Nursi Hazretleri "İman insanı insan eder, belki de âleme sultan eder" demesi boşuna değildir.

Toprağı, suyu havayı, hayatı kirlettikçe kirlettik. Daha ne olsun. Yukarılarda suları kirletirken, aşağılarda da çok pahalıya mal olan arıtma tesislerini kuruyoruz.

Allah'a emanet olun. Kalın sağlıcakla.”

Kaynak: Haber Merkezi