Bildiğimizi gibi çağımız modern bir çağdır! Bu çağdaki sömürgecilik de daha çağdaş olması gerekmektedir. Biz bu bölümde günümüz sömürge çeşitlerini de anlatacağız ama önce daha önceki sömürü çeşitlerine kısaca bir göz atalım.

a) Tam Sömürge: En çok uygulanan sömürü çeşididir. Büyük devletlerin kendi emperyalist çıkarları çevresinde, doğrudan bir bölgeyi işgal ederek kaynaklarını sömürmesidir.

Avrupa’nın birinci dönem Afrika’yı sömürmesi, İngilizlerin Hindistan’ı, Hollandalıların Endonezya’yı, Fransızların Cezayir’i ve Avrupalıların Amerika’yı sömürmesidir. Batılılar sömürdükleri bu devlete yaşama hakkı bile neredeyse tanımamışlardır. Fakat çağımıza geldiğimizde sömürgecilik yeni boyutlar kazanmış ve bunlara görünüşte bağımsızlık vermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün sömürge devletleri görünüşte bağımsız olmuştur.

b) Yarı Sömürge: Buna kısaca mandaterlik de denilebilir. Mandater devletler, aslında emperyalist devletlerin eski sömürgeleri olup yapı değiştirmiş ve yumuşatılmış bir şeklidir.

Emperyalistler, terk ettikleri manda ve himaye adıyla daha az masraflı sömürge yolunu bulmuşlardır. Mandacılığın gerekçesi de bu ülke insanların kendi kendilerini yönetemedikleri, bu nedenle onların adına onları yönettiklerini iddia etmektedirler. Kurtuluş savaşı sırasında da ülkemizde tartışılan mandacılık görüşü, M. Kemal ve arkadaşlarının şiddetle karşı çıkması üzerine uygulanmamıştır.

Mandaterliğe alınan devletin yöneticileri ya yerli işbirlikçilerinden ya da genel valiler tarafından yönetilir. Bu genel valiler merkezden gönderilen yöneticilerdir. Buna İngilizlerin Yeni Zelanda ve Avusturalya’da uyguladığı yönetim örnek gösterilebilir.

c) Özerk Devletler: Günümüzde çok yaygın bir şekilde uygulanmakta olduğundan bir çok kişi tarafından sömürge olarak kabul etmemektedir. Ama biz sömürgeciliği başka ulusların bir başka ulusu yönetmesi ve kaynaklarına el koyması şeklinde düşünürsek bu yönetim şekli de sömürgeciliğin başka bir boyutudur. Örneğin Rusya’daki Çeçen, Tataristan, Yakutistan vs gibi özerk cumhuriyetler bunlara örnek olabilir.

Fakat yayılan milliyetçilik dalgaları bu sömürü çeşidini de yavaş yavaş yok etmektedir. Uluslar bilinçlendikçe aslında bunun da bir sömürge olduğunu anlamaya başladılar ve bağımsızlık mücadelelerine giriştiler. Buna örnek olarak da Yugoslavya’nın dağılmasını gösterebiliriz. Yugoslavya, özerk cumhuriyetlerden oluşmuştu. Fakat bunlar sonunda yavaş yavaş bağımsızlığını elde etmeye başladılar.

Bu sömürü çeşidini uygulayan Rusya, Çin ve Hindistan gibi devletlerin bünyelerinde gittikçe artan bir huzursuzluk baş göstermektedir. Bu huzursuzluğu oluşturan sebepler kaldırılamadan, reformlara gidilmekte, fakat sorunlar ortadan kaldırılmadığından bu reformlar bir anlam ifade etmemektedir.

SÖMÜRGECİLİĞİN TARİHİ

1890 ile 1913 yılları arasında Avrupa devletlerinin sömürgecilik sonucu kazandıkları toprak ve nüfusları şöyledir.

Devletler K. Topraklar K. Nufus

İngiltere 4,250,000,m. 66.000,000

Fransa 3,500,000,m. 26,000,000

Rusya(Asya’da) 500,000,m. 6,500,000

Almanya 1,000,000,m. 13,000,000

Belçika(Kongo) 900,000,m. 8,500,000

İtalya 185,000,m. 750,000

İkinci dünya savaşından sonra Afrika’da bağımsız devlet sayısı 5 veya 6 idi. Bugün ise 50 devlet olmuştur. Bu devletin çoğunluğu 1960’da bağımsızlık kazanmışlardır. Ortadoğu devletleri 1945–46’da bağımsız olmuşlardır. Asya ülkelerinde ise Çin ve Japonya hariç tutulursa ll. Dünya savış sonunda bağımsız devlet yoktu.

SÖMÜRGECİLİĞİN GELİŞMESİ VE REKABET

Sömürgeciliğin gelişmesi, aynı zamanda sömürgeciler arasında anlaşmazlıklara ve çatışmalara yol açtı. Bunun sonucunda 18.yy’da İspanya ve Portekiz güçlerini, dolayısıyla sömürgelerini kaybetmeye başlarken, İngiltere Kuzey Amerika’daki kolonilerine bağımsızlık vermek zorunda kalmakla beraber, büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuştu. Koalisyon savaşlarından sonra da, Fransız sömürge İmparatorluğu oldukça küçüldü. Bu bakımdan 18.yy adeta bir sömürgeler savaşı dönemi olmuştur demektir.

Sömürgeciliğin bir de psikolojik ve sosyal boyutu da vardır. O da Avrupa’da ulusçuluk akımların güçlenmesi üzerine, Avrupa hükümetleri, kamuoyunun baskısıyla sömürgecilik yoluyla güç gösterisinde bulunmaya başladılar. Bunun sonucu olarak “Büyük devletler”, sömürge sahibi olmayı bir prestij ve büyük devlet olmanın doğal bir sonucu olarak ele almışlardır.

Ayrıca, sömürgeci devletlerin, stratejik yolların korunması içinde bu yola başvurmuşlardır. Sömürgecilik, batılı güçler tarafından Afrika ve Asya’da olduğu gibi fiilen işgal ve ilhak yolu, ya da Latin Amerika’da görüldüğü gibi ekonomik egemenliğin ele geçirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.

19. yy’da sömürgecilik politikası Avrupalı devletler arasında kıyasıya bir mücadeleye yol açmıştır. Almanya ve İtalya’nın da birliklerini tamamlayarak bu pastadan pay istemeleri, Avrupa’yı hızlı bir şekilde bloklaşmaya itiyordu.

AFRİKANIN SÖMÜRÜLMESİ

Afrika’nın uçsuz bucaksız bölgelerini sömüren ve İslamiyet’in varlığına kast eden üç büyük güç vardır.

1. Eski ve yeni şekliyle sömürgecilik (Emperyalizm)

2. Siyonizm

3. Hristiyan Misyonerliği

Afrika’ya sömürgecilik ilk olarak silah zoruyla girdi. Kısa zamanda eşit olmayan koşullarda savaşan kuvvetleri yenerek kıtanın dört bir yanını istila etti. Afrika’nın büyük servetlerini toplayarak bölük, bölük gemilerle batı ülkelerine yolladı. Bu gemilerde çeşitli hammaddeler elmas, altın ve diğer değerli mücevherler yüklüydü. Yani aslında hepimizin acıyarak bahsettiği fakir Afrika, aslında zengindi. Onu fakir kılan Avrupalılardı. Sömürgecilerin bu saldırısı bizzat Afrika’yı esir alıp Amerika kıtasına göndermek, orada kırbaç ve açlık korkusu altında köle olarak çalıştırmak amacına yönelikti.

Afrika’da sömürgecilik sürekli olarak misyoner teşkilatlarıyla birlikte çalışmıştır. Avrupalılar, Afrika’yı sömürürken onların zenci olduklarını dolayısıyla aşağı ve değersiz bir ırk olduklarını sürekli vurgulamışlardır. Böylece onları kolayca bir köle sürüsü haline getirebileceklerini düşünmüşlerdir. Bu da Afrikalıların beyazlara karşı kin duymalarına ve özgürlük hareketlerinin gelişmesine yol açmıştır. Afrikalılar, her şeyden önce insan olduklarını, beyazların yüzlerine çarpmışlardır.

Fakat yeni sömürgeci güçler, eskilerin bu acı deneyimlerinden ders çıkarmışlardır. Bu sefer Afrika’ya herkesi içine alan bir eşitlik, diğer halklara saygı bayrağını taşıyarak gelmişlerdir. Yeni stratejiye göre “evrensellik” gerçek amaçtır ve siyah olsun beyaz olsun, bütün uluslar onun uğruna çalışıp çabalamakla yükümlüdürler. Kısa zamanda Afrikalıların büyük bir çoğunluğu ırkçılık karşısında eski manevi dirençlerini unuttular. Afrikalılar ise bu yeni sömürgeciliği (misyonerlik ve Siyonizm) kucaklamak üzere ellerini kaldırdılar.

Avrupalılar, Afrika’yı sömürürken kendilerine karşı en büyük engelin İslam’dan geleceğini biliyorlardı. Bu nedenle misyoner teşkilatları aracılığıyla bu alanda gelebilecek tehlikeyi de ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.

Bu çerçevede 1963 yılında Zengibar’da 26.000 müslümanın 23.000’i öldürüldü. Ayrıca yeni bir sömürgesi metot olarak da, Afrika birliği ve tarafsızlık benimsenmiştir. Bu yolla da Afrika, ABD’nin kontrol ve denetimine sunulmuş oluyordu.

Bu konuda bir bildiri yayınlayan Eritre Özgürlük Cephesi de tarafsızlık ve Afrika birliği adı altında, Etiyopya’nın emperyalist istihbarat teşkilatlarına peşkeş çekildiğini belirtmekte ve Etiyopya özgürlük ve ulusal problemlerinin ört bas edildiğini bildirmektedir.

Yeni sömürgeciliğin adı yardımdır. ABD’nin Etiyopya’da 4000 teknik eleman ve subayı bulunmakta ve bunlar, Etiyopya’yı Eritreli ve Somalili mücahitlere karşı örgütlemektedirler.

Cristina Sains Monsetur gazetesinin muhabiri Russel Warsen Howe 3 Temmuz 1968 tarihli yazısında “Etiyopya İslam tehlikesini çökertiyor.” diyerek Eritre’deki İslami hareket karşısındaki batılı sömürgecileri uyarmaktadır.

Emperyalistler, kendi sömürülerini engelleyecek olan bütün yöneticileri öldürmekten çekinmemektedirler. 1966 yılında Nijerya’da Müslüman lider Ahmed Bello ve arkadaşı Ebubekir Tefao’un öldürülmeleri buna örnek gösterilebilir.

ibrahim halil er