Tarİhİ bir mekânda dolaşırken kızıl lale desenli bir seramik gözüme çaldı. Muhtemelen yüzyıllar öncesinin usta ellerinin toprağa yansımasıydı. Düşündüm;  toprak nasıl bu kadar göz alıcı duvar süsüne dönüşebilir. Bu görünümü elde etmek için yapılan şey elbette balçığın pişmesiydi. Demek ki her güzelliğin ardında bir yanma, pişme hikâyesi var. Güzelleşmenin kanunu gibi. Peki, balçıktan yaratılan insanın güzelliğinin yani ruh güzelliğinin sırrı ne idi

Mekânda gördüğüm ekrana yansıyan photoshop tasarım değildi, gerçekti. Son derece yalındı. Tıklayınca ne büyüyor ne de yeni bir sayfa açılıyordu. Seramik üzerinde insanın hikâyesine dair bir işaret vardı.

Sonra bir tevafuk oldu. Gördüğüm bir reklam sloganıyla fikrim tamamlandı. Desenli seramikler için kullanılan ifade ‘ateşte açan çiçekler’di.  Ateşte pişen seramiklerden, kalbi yangın yerine dönmüş, duygularında gölgelerin cirit attığı insana bir mesaj vardı.

Her oluşta bir kayboluş her yükselişte bir iniş var. Hikmet böyle murat edilmiş.

Ateş, nemli toprağın zıddıdır onun kimyasını değiştirir. Yükseliş bedel ister; çalışmak yorulmak, zorlamak ve azmetmek gerekir.

İçimizi kavuran sıkıntı ve gerilimler, sonrasında gelen ferahlamanın habercisi olabilir. Arzu etmesek te, sıkıntılar benliği ‘yapılandıran’ bir sürece eşlik ederler.

SIKINTI YOK,  PEKİ YÜZLEŞME

Son zamanlarda dillerde terapötik bir deyim  dolaşıyor: ‘Sıkıntı yok’.  İyi bir izlenim bırakıyor, bir bakıma sıkıntı bizden uzak dursun anlamında. Bir şeylerin üstünü örtmedikçe kullanmakta sorun yok.   

‘Sıkıntı yok’ deyimi bir bakıma teselli ifadesi. ‘Dert etme’ anlamında bir çağrışımı var. Kişiyi olumlu bakmaya iten bir davet var. Tabii ki gerçekte sorunun çözüldüğü durumlarda da kullanılır. Burada meramımız, bir şeylerin üstünü örtmek anlamında kullanılan ‘sıkıntı yok’ deyimidir.

Sözümüz ruhsal sorun yaşayanlara daha çok yüklenmek değil. Bizzat bu deyimle üstü örtülen psikoloji ile yüzleşmek.

Üstünü örtmeye çalışsak ta sıkıntının insandan uzak olmayacağına dair işaretler var: ‘La ilahe illallah’ ifadesi bize sıkıntı hakkında uyarıda bulunuyor. ‘Allah vardır’ yerine ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ tercihi, sizi bekleyen sapmalar hakkında bir uyarı cümlesidir.  Dikkat edin; ‘Allah vardır’ dediğinizde karşınıza birçok ilahlığa soyunan çıkacak. Yani siz doğru yola girmeye çalıştığınızda oradan uzaklaştıracak nice ayartıcılar ilahlık taslayarak sizi ayartabilirler.

Sıkıntı giderek kırılgan benlikler üzerinde daha yaygın olmaya başladı. Sıkıntılı durumları yönetme de düne göre bugünün insanının benlik donanımı zayıf durumda. Hayatı risklerden arındırma telaşı bugüne yansıyan başlıca duygu. İnsan hayatının iki dudak arasında sona erdiği dönemlerin üzerinden hayli zaman geçti. O dönemlerde insanın taşıdığı risk potansiyeli daha büyüktü. Sorunların üstünü örterek sorumluluklardan kaçırma girişimi bu denli yaşanmıyordu.

Öte yandan kırılgan benliklerin yaptığı şey risk faktörlerini sıfıra indirmek. Hayat sigortası, sağlık ve doğal afet sigortası, emeklilik, çocukların başarıları, ev, araba ve daha nice garanti altına alınan sigortalar. Fakat henüz ölüm ve cennet sigortası geliştirilemedi.

Modern zamanlarda sıkıntı ‘yok edici’ kurumlar ve uzmanlar var. Psikiyatri Birliği APA’nın yeni yayınladığı tanı kitabında 400 ün üzerinde ‘sıkıntılı’ durum var. En az kolon hastalığı kadar tanımlanmış ruhsal sıkıntılar için ilaçlarda hazır. Sıkıntısavar ilaçların varlığı yüzyılın insanı için bir teselli kaynağı. Sıkıntıyı benliğinden uzaklaştırmakla güvenli bir alan elde  edilir mi Yoksa donanımı zayıflatan bir yanılgı mıdır henüz yeterince tartışılmış değil.

BİR DERT EDİNMEK

Dert edinmek dinamik bir alanda var olmaktır. Dert edinmek olup biten karşısında herşeyi sineye çekmek değildir. Tepkisiz ve ilkesiz bir duruş sergilemekten ötedir.

Dert sahibi olmak bir soluk ve ‘ruh’ taşımaktır. Her düşünce ve davranışın deruni bir manasının olduğunu bilmektir.

Mutluluk eksenli bir gidişatta ise elde edilen nefsin/egonun tattığı haz mutluluğudur. Kalpte kalıcı bir tatmine yol açmayan bir duygudur. Zira hazzın ‘ruh’ planında bir katkısı yoktur.

Bir dert edinmek, kalbe yerleşmeye hazır marazi dertlerden uzak kalmaktır. Dolayısıyla bu dert onarıcı bir yapıdadır.

Kalbi sürekli oyalayan duygular vardır. Kalp boşluk kabul etmez. Onda hasıl olan zirve duygu, ilahi aşktır.

Bir davaya bağlanmak, bu davanın peygamberine derin muhabbet beslemek ve mensuplarıyla kardeşlik sevgisi duymakta ulvi dertlerdendir.

İlim öğrenme derdi de kalbi doyuran bir başka duygudur. Çalışmak, yardımlaşma, ötekinin derdiyle dertlenmek, merhamet, maşeri duyarlılık gibi kalbi uyandıran dertler vardır.

 ‘Uyandırma’  bir uyarıcı ile mümkündür. Ruhsal sıkıntıların birçoğu, uyarıcı sisteme girmemiş insanların yaşadığı bir sendromdur. Dert edinmek, bir travma ya da musibetle uyarılmadan önce erken uyarı sistemi edinmektir. Sadece uyarıcı bir karakteri yoktur derdin. Şahsiyet kazanma yolunda donanmaktır. Bir dertle donanan kişi psikolojik hijyenden öte kazanımlar elde eder. Mutluluktan uçmaz hatta travmalar devam eder. Ancak kalbi  ve ruhu sarsılmadan sapasağlam kalabilir.

Dert sevdadır, kişi yanıp durur fakat şikayetlenmez. Oluş ve tamamlanma sürecindedir.

Fuzuli şöyle der: “Allah rahat ve gamı insanlara sunmuş ve onların her ikisinden de nasiplenmelerini dilemiştir. Akıllı insan bu dünyada gam(dert) yolunu seçer ki, ahirette keder görmesin.”

Rahata kurgulanmış hayatlara bakın, gerçekte ne kadar bunu elde ederler.

Dert edinenler ise hem rahatta hem de sıkıntıda gönülleri yanma hoşnutluğu içindedir.