Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Bahçeli ve Erdoğan ikilisi ülkeyi 24 Haziran 2018 tarihinde seçime götürme kararı aldılar.
Bahçeli erken seçim gerekçesi olarak şunları söylemiştir: “Türkiye’nin bu ağırlığın altında daha fazla kalması, 3 Kasım 2019’a kadar sabırla dayanması geldiğimiz bu aşamada mümkün, makul ve münasip değildir.” Erdoğan ise Bahçeli ile görüştükten sonra şu açıklamayı yapmıştır: “Seçim yapma kararını bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak görüyorum. Yani depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık yapmış olacağız.” Bu açıklamanın arkasından Erdoğan “baskın seçimi” ilan etmiştir ve bu seçimi, “bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak” olarak görmektedir. Sözünü ettiği deprem nedir ki, bu depreme hazırlık için seçime gidiliyor? Burayı gören ve okuyan yok. AK Parti; 16 yıllık iktidarı boyunca; vatandaşı borçlandırmış, esnafı, sanayiciyi borçlandırmış, devleti de ağır borç yükünün altına sokmuştur. Türkiye’nin iç ve dış toplam borçları 3 trilyon 604 milyar liraya ulaşarak milli geliri aşmış durumdadır. Sadece kamunun borcu 1 triyon liraya yaklaşmıştır ve devlet borcunu döndüremez hale gelmiştir. Vatandaş, bir taraftan bankalara ezdirilirken, bir yandan da devlet haksız vergiler ile onu daha da mağdur hale getirmektedir. Erdoğan’ın dediği deprem, uygulamaya konulacak acı reçetelerdir. Bu reçeteler herkesin canını yakacak ve yıkıcı etki yapacaktır. Erdoğan, yeniden tek başına iktidar olmak istemektedir. Bunun için seçim, erkene alınmıştır. Seçimin kuralları buna göre yeniden düzenlenmiştir. Çünkü bu seçimi kaybetmeyi kendisi için, bir tür beka meselesi olarak görmektedir.
YILDIRMAK
Erdoğan ve ekibi bu seçimi alabilmek için, basını tamamen ele geçirmiştir. Televizyonlar, gazeteler muhalefeti susturmak ve etkisiz hale getirmek için elinden gelen karalamayı yapmaktadır. Sanki ülke seçime değil de savaşa gidiyor algısı yaratılarak bu seçim alınmak isteniyor. Özellikle Saadet Partisi için yürütülen ahlaksız kampanya güzlerden kaçmıyor. Anlaşılıyor ki bu karalama, ağırlaştırılarak devam edecek. Çünkü Saadet Partisi, Erdoğan ve partisinin iktidarda yaptığı yanlışlıkları, bu yanlışlıkların ülkeyi getirdiği durumu uygun bir üslupla dile getiriyor. Saadet Partisi’nin gündeme taşıdığı konulara yanlış da diyemedikleri için karalama yolunu seçiyorlar. İstiyorlar ki Saadet Partisi bu seçimlere girmesin. Cumhurbaşkanı adayı çıkarmasın, seçimlerde ittifak yapmasın ve yok olup gitsin. Saadet Partisi niçin AK Parti ile ittifak yapmıyor diyenler var? Bütün millet bilsin ki AK Parti ve MHP ikilisi Saadet Partisi’yle ittifak yapmak istemiyor. Çünkü Saadet Partisi’nin ittifak için öne sürdüğü prensipler işlerine gelmiyor. Burada kimse kabahati Saadet Partisi’nde aramasın, Erdoğan ve Bahçeli’de arasın. Erdoğan ve Bahçeli Saadet Partisi’nin muhalefetle de bir seçim işbirliği içinde olmasını istemiyor. Çünkü Saadet Partisi’nin içinde bulunduğu seçim işbirliği ittifakı bu ikilinin işini zora sokuyor. Bunun için Saadet Partisi’ne yönelik olarak bir linç siyaseti uyguluyorlar. Saadet Partisi’ni CHP ile birlikte olmak ile suçluyorlar. İşlerine geldiğinde kendileri CHP ile olmadık ittifakların içine giriyorlar. Erdoğan’ın bugün, Cumhurbaşkanlığı makamına kadar elde ettiği bütün kazanımların CHP’nin yol açmasıyla gerçekleştiğini görmezden geliyorlar. Saadet Partisi’ni HDP ile birlikte olmakla suçluyorlar, kendileri HDP’ye 60 milyon seçim yardımını yapıveriyorlar. HDP’nin PKK destekçisi olduğunu söyleyen Erdoğan ve Bahçeli, HDP’ye verilen bu seçim yardımının PKK’ya da verilen bir destek olabileceğini akıllarına bile getirmiyorlar! Bu parayı vererek, ülkeyi korumak için şehit düşen güvenlik mensuplarımızın kemiklerini sızlatmış olmuyorlar mı? Saadet Partisi’nin düzenlediği Erbakan Ödülleri programına Uğur Dündar katıldı diye bir kaşı suda fırtına koparanlar, niçin bu konuyu ağızlarına bile alamıyorlar? Dürüst olun beyler dürüst… Hesap günü var, azıcık da o günü düşünerek iş görün…
SAADET’İN GÜCÜ
İman gücü ve para gücü olmak üzere iki türlü güç vardır. Hakiki güç iman gücüdür. Para gücü ise zahiridir ve iman gücü karşısında yenilmeye mahkûmdur. Saadet Partisi gücünü kaba kuvvetten değil, inancından alır. Bu inançla varlığını bu güne kadar devam ettirmiştir. Bahçeli ve Erdoğan bilsinler ki Saadet Partisi faaliyetlerini para gücüyle değil, iman gücüyle yürütmektedir. Saadet Partisi, kin ve nefretle değil, sevgi ve şefkatle hareket eder. Bu seçimlere de sahip olduğu inanç gücü ile girmektedir. Saadet Partisi; benimsediği hak ve adalet ölçülerine sadık kalarak iş gördüğü sürece, sapıtanların, faizci kapitalist nizamı yürütenlerin karalama kampanyalarının kendilerini üzdüğü halde asla zarar veremeyeceğini bilir. Saadet Partisi dün muhteşem bir toplantıyla bilge başkan Temel Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan etmiştir. Gösterdiği aday ile Allah’ın inayetiyle seçimi kazanacağına olan inancı da tamdır. Çünkü Erdoğan ve Bahçeli kendi bekalarını düşünürken, Saadet Partisi ve gösterdiği Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu ülkenin ve milletin bekasını düşünmektedir. Saadet Partisi, milletvekilliği seçimlerine de güçlü bir seçim işbirliği ile girmeye hazırlanmaktadır. Bilinmelidir ki Saadet Partisi kendi amblemiyle ve kendi aday listeleriyle seçime girecektir. Seçim işbirliği baraj sıkıntısını ortadan kaldırmak için önemli bir imkândır. Oyların israfını önleyen bir faydası da vardır. Bu imkândan faydalanmak aklın ve ilmin gereğidir. MHP nasıl, AK Parti ile seçim işbirliği yaptı ise, Saadet Partisi de başka partilerle bu işbirliğini yapma hakkına sahiptir. Bu seçimde herkes kendi partisine oy verecektir ve bu oy, oy verdiği partiye yazılacaktır. Bir kez daha hatırlatalım ki savaşa değil, seçime gidiyoruz beyler. Selam hidayete tabi olanlara…