Masonların reddettikleri "gerçeğin" ta kendisidir. Gözlemlerimizle, deneylerimizle, akıl ve mantığımızla açıkça gördüğümüz yaratılış gerçeği yerine, cansız maddenin kendi kendine canlanıp insan haline geldiğini savunan masonlar, büyük bir sapkınlık içindedirler.
Böyle bir gönül ve duygu işinde yasaklamaların ve zor kullanmaların bir sonuç vermediğini, bir başka konuşmamızda belirtmiştik. İnsanları karanlıktan aydınlığa götürecek tek yol, olumlu bilim, akıl ve bilgelik prensipleridir. İnsanlar bu yoldan eğitilirse, dinlerin hümanist ve olumlu yanlarına saygı duyar, ama boş inançlarından ve dogmalarından kendilerini kurtarırlar."
Burada ne kastedildiğini iyi analiz etmek gerekir. Işındağ, dine karşı baskı uygulamanın dindarları daha fazla motive edeceğini ve sonuçta dini güçlendireceğini ve bu nedenle, yani dini bu şekilde güçlendirmemek için, masonların dini, fikri düzeyde yok etmeleri gerektiğini anlatmaktadır. Işındağ‘ın "olumlu bilim, akıl ve bilgelik prensipleri" derken kastettiği kavramlar ise, gerçekte bilim, akıl ve bilgelik değildir. Sadece, bu sözcüklerle kamufle edilmiş olan materyalist felsefedir, evrim teorisidir. Işındağ, bunların topluma yayılması durumunda, "dinlerin sadece hümanist yanlarına saygı duyulacağını", yani İlahi dinlerin sadece hümanist felsefeye uygun görülen kısımlarının kalacağını anlatmaktadır. Buna karşılık İlahi dinlerin temeli olan gerçeklerin reddedileceğini savunmaktadır ki, bunlar insanın Allah‘ın kulu olduğunu ortaya koyan temel iman esaslarıdır.
"Olumlu bilim ve akıl" kisvesi
Kısacası, masonlar, dinin özünü oluşturan iman esaslarını ortadan kaldırmak (yani Allah‘ın varlığını, birliğini, herşeyi O‘nun yarattığını, insanın da Allah‘a karşı sorumlu olduğu gerçeğini reddettirmek) hedefindedirler. Dini, kendilerince sadece bazı genel ahlaki konularda fikir veren bir "kültürel öge" haline getirmek istemektedirler. Bunu yapmanın yolu ise, masonlara göre, "olumlu bilim ve akıl" kisvesi altında topluma ateizmi empoze etmektir. Nihai hedefleri ise, dini bu "kültürel öge" konumundan da çıkarmak ve tamamen dinsiz bir dünya kurmaktır.
Masonik-materyalist felsefe çöküşü
Burada dikkat edilmesi gereken gerçek, masonların bu inancının iddia ettikleri gibi bilimsel bir temele dayanmaması, aksine bilime aykırı bir "batıl inanç" olmasıdır. Çünkü masonların inandığı materyalist felsefe ve evrim teorisi, çağımızın bilimsel bulguları tarafından çürütülmüş durumdadır:
1) Materyalizmin sonsuzdan beri var olan (yani yaratılmamış) evren yanılgısı, bir dizi astronomik ve fiziksel bulgu ile çürümüştür. Evrenin genişlemesi, kozmik fon radyasyonu, hidrojen-helyum oranının hesaplanması gibi gelişmeler, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve yaklaşık 15-17 milyar yıl önce "Büyük Patlama" (Big Bang) adı verilen dev bir patlama ile yoktan var edildiğini göstermiştir. Big Bang teorisi, materyalist felsefelerin bağlıları tarafından uzun süre kabul edilmese de, sonuçta onları da ikna edecek şekilde galip gelmiştir. Günümüzde, ortaya çıkan bilimsel kanıtlar nedeniyle, bilim dünyası "evrenin yaratılışı" anlamına gelen Big Bang‘i kabul etmektedir ve bu, materyalistleri çıkmaza sokmuştur.
Anthony Flew‘un ifadesiyle, "Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını." (Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, İstanbul: Global Yayıncılık)
2) Materyalizmin en büyük bilimsel dayanağı konumundaki evrim teorisi de yine bilimsel olarak büyük bir çöküş yaşamıştır. Hayatın kökeni hakkında 1930‘larda Oparin ve Haldane gibi ateist evrimciler tarafından ortaya atılan senaryoların hiçbir bilimsel niteliği olmadığı, canlılığın bu senaryolarda ileri sürüldüğü gibi cansız maddeden kendi kendine doğamayacağı bugün anlaşılmış durumdadır. Fosil kayıtları, canlıların bir evrim süreci içinde oluşmadıklarını, farklı yapılarıyla yeryüzünde aniden belirdiklerini göstermektedir ve bu gerçek 70‘li yıllardan bu yana bizzat evrimci paleontologlar tarafından açıkça itiraf edilmektedir. Modern biyoloji, canlıların evrim teorisinin öne sürdüğü gibi doğa kanunlarının ve rastlantıların ürünü olmadıklarını, her organizmada Allah‘ın üstün yaratışını kanıtlayan delillerin bulunduğunu göstermektedir. (Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni)
Masonların evrime bağlılıkları
Peki masonlar, bilimin karşı yöndeki bulgularına rağmen neden materyalist felsefe ve evrim teorisine bağlılıkta ısrar etmektedirler? Üstad mason Selami Işındağ, yine masonlara özgü yayınlanmış olan Evrim Yolu adlı kitabında bu konuda şu açıklamayı yapar:
"Ahlak okulumuzun en önemli niteliği, bilim ve akıl ilkelerinden ayrılmamak, Theisme‘in bilinmezlerine, gizli anlamlarına ve dogmalarına girmemektir. BUNA DAYANARAK DİYORUZ Kİ; yaşamın ilk oluşması, bugün bilemediğimiz, bulamadığımız koşullarla, kristallerde başladı. Evrim yasasıyla canlılar doğdu ve yavaş yavaş yeryüzüne dağıldı. Evrim sonucu olarak bugünkü insan oluştu. Bilinci ve aklı ile hayvanlığın üstüne yükseldi."
Üstteki alıntıda ifade edilen sebep-sonuç ilişkisine dikkat etmek gerekir: Işındağ masonluğun en önemli özelliğinin "Teizmi" reddetmek, yani (Allah‘ı tenzih ederiz) Allah inancını kabul etmemek olduğunu vurgulamaktadır. Ve hemen ardından, "buna dayanarak", yaşamın cansız maddenin içinden kendiliğinden doğduğunu, sonra bir evrim yaşandığını ve bunun insana kadar gittiğini iddia etmektedir.
Dikkat edilirse Işındağ‘ın evrim teorisine getirdiğini sandığı dayanak herhangi bir bilimsel bulgu değildir. (Zaten böyle bir bulgu olmadığını, "bugün bilemediğimiz, bulamadığımız koşullar" sözüyle üstü kapalı kabul etmektedir.) Işındağ‘ın evrim teorisine getirdiği sözde dayanak, "masonluğun Teizmi kabul edemez oluşu"dur. Yani masonlar evrimcidirler, çünkü (haşa) Allah‘ın varlığını kabul edemezler. Evrimci olmalarının tek nedeni budur.
Faaliyetleri bağnazlık kokuyor!
33. dereceden Türk Masonlarının düzenlediği "Türkiye Yüksek Şurası"nın kayıtlarında ise, bu kez evrim senaryosu yine anlatılmakta, ardından masonların "yaratılış gerçeğini" reddettikleri şöyle belirtilmektedir:
"Çok eski bir devirde, inorganik bir şekil içinde, organik hayat ortaya çıktı; selül (hücre) organizmalarını meydana getirmek için selüller gruplaştı; bu selül organizmaları, çok selüllü kompleksler halinde geliştiler. Sonra, akıllı düşünce fışkırdı ve insan doğdu; ama nereden? Kendi kendimize bunu sormaktayız. Acaba, Allah‘ın, şekilsiz çamur üzerine üflemesi ile mi? Hayat ve hayatın ağacı var olduğuna göre, biz, filogenetik çizgiyi takip ederek, "atlama" hareketi olan bu büyük fiili izah eden halkanın varlığını hissetmeli, anlamalı ve müşahede etmeliyiz; bir gelişme safhası olduğunu, belli bir anda, oradan, hayatın bir satıhtan başka bir satha geçişini gerçekleştiren büyük fiilin fışkırdığını kabul etmeliyiz."
Bu alıntıda da masonik bağnazlığı görmek mümkündür. Yazar batıl inanışlarını ifade ederken, hümanist felsefenin temel dogması olan "insan, var olan en yüce varlıktır" diyerek bunun dışında kalan bir açıklamayı peşinen reddettiklerini ilan etmektedir. Oysa bu son derece anormal bir durumdur. Çünkü masonların reddettikleri "gerçeğin" ta kendisidir. Gözlemlerimizle, deneylerimizle, akıl ve mantığımızla açıkça gördüğümüz yaratılış gerçeği yerine, cansız maddenin kendi kendine canlanıp insan haline geldiğini savunan masonlar kuşkusuz büyük bir sapkınlık içindedirler.
Masonlar, kavramlarla kafa karıştırıyorlar
Masonların ve diğer materyalistlerin söz konusu batıl inancının günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız bir ifadesi, "Doğa Ana" kavramıdır. Evrim teorisini savunan belgesel filmlerde, kitaplarda, dergilerde, hatta reklamlarda dahi karşımıza çıkan "Doğa Ana" ifadesi, doğayı oluşturan cansız maddelerin (azot, oksijen, hidrojen, karbon gibi elementlerin, bunları içeren toprağın, suyun, atmosferin vs.) bilinçli bir güce sahip olduğu ve insanlar dahil tüm canlıları "yarattığı" şeklindeki bir batıl inancı ifade etmek için kullanılmaktadır. Hiçbir gözlemsel ve deneysel veriye ya da herhangi bir akılcı analize dayanmayan bu hurafe, sadece telkin yoluyla insanlara kabul ettirilmek istenir. Oysa canlıları ve insanı yaratan gücün "doğa" olduğunu iddia etmek, bir yağlıboya tabloyu meydana getiren gücün "boyalar ve fırçalar" olduğunu iddia etmek kadar saçmadır. Boyalar ve fırçalar, tablonun "maddi" malzemeleridir. Ama tabloyu oluşturan asıl güç, onu çizen ressamdır. Tablodaki düzen ve tasarım, ressamın aklının bir ürünüdür. Evren ve canlılardaki düzen ve tasarım da, tüm bunları yaratan, düzenleyen bir Yaratıcı‘nın varlığını kanıtlar. Bu, Allah‘ın "Yaratıcı" (Halik) sıfatıdır. Masonlar (ve diğer materyalistler) ise, akıl ve bilimin gösterdiği bu gerçeği reddetmekte, bunun yerine körü körüne materyalist felsefeyi savunmaktadırlar.





