Günlerden beri yapılan tartışmaları insan anlamakta güçlük çekiyor. Bu memlemekette eşinin başı örtülü bir kişi Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olabilirken nasıl oluyor da sıra Cumhurbaşkanlığına gelince bazı çevreler akıl dışı bir takım teklif ve telkinlerle bu kişiyi adaylıktan çekilmeye iknaya çalışıyorlar. Bunlara göre Gül aday olmazsa  nazik bir jest yapmış  böylece şövalyeliği haketmiş olacakmış. Şövalyelik ne zamandanberi ülkemizde bir anlam ifade eder hale geldi Bırakın ülkemizi bir zamanlar şövalyelerin cirit attığı Avrupa ülkelerine geri geldi de bizim haberimiz mi yok

Yazılanların temelde hiçbir mantığı yok. Adeta yapılan iş bir takım parlak sözlerle adam kandırmaya çalışmak.

Şahsen Abdullah Gülün  Cumhurbaşkanı olması gibi bir saplantım yok, bunun için taraftarlık yapmaya da soyunmuş değilim. Ancak sergilenen saçmalıkları  çözmeye çalışıyorum.

Bu arada Başbakan Erdoğanın tavrını da anlamakta güçlük çekiyorum. Yaptığı açıklamalara bakıldığında Gülün adaylığını hem ister hem istemez bir tutum ortaya çıkıyor. Bir bakıyorsunuz kesinlikle istiyor, bir bakıyorsunuz istemekle istememek arası bir söylem.  Böyle liderlik olmaz. Seçimlerden önce sergilediği tavra benzer bir tutum. Bu arada irdelenen, incitilen, rencide edilen kırılan bir hanımefendi kimseyi ilgilendirmiyor. Ne adına olursa olsun buna kimsenin hakkı olamaz. Rejim ve laiklik gibi söylemler bile bir hanımefendinin böylesine rahatsız edilmesini haklı gösteremez. Eğer, bir takım kavramların arkasına saklanılarak insanlar örsenebilecek, incitilebilecekse o kavramlara yüklenen anlamı reddetmekte haklı olunur.

Bu noktada Mehmet Ali Ilıcakın perşembe günkü yazısından bir paragraf aktararak yapılan tesbite aynen katıldığımı belirtmek istiyoruml:

"İnancı için başını örten bir hanım bu kadar rencide edilebilir mi Bir ailenin mahremi  hakkında bu kadar polemik yaüpılabilir mi İşi ve eşi arasında kalmasına neden olunabilir mi "

CHP ve aynı zihniyeti paylaşanlar böyle istiyor diye bu toplumun yüzde 80e yakın bölümünün isteği bir kenara itilebilir mi Yüzde 80 de nereden çıktı demeyin. Çünkü, seçimlerin hemen ardından yapılan açıklamalarla CHPdışında kalan partiler ve bağımsızlar Gülün adaylığına karşı çıkmayacaklarını millete deklare etmediler mi Şimdi medyanın bir bölümün yaptığı bu açık beyanlardan bazı parti yöneticilerinin geri adım atmasını sağlamaya çalışmak. Yalnız bu defa taktik biraz farklı. Saldırganlığın yerini yumuşaklık, gönül alma ve sırt sıvazlama almış. Kamuoyuna yansıyan bu tavır perdenin ardında da aynı mı yoksa orada sopa da gösteriliyor mu bilemiyorum.

Başbakan Erdoğan ve AKP grubu bu yayınlar ve telkinlere bakarak Gülü aday olmaktan çekilmeye zorlar ve ikna ederlerse bilinmelidir ki bu ülkede bir kez daha azınlığın dayatması çoğunluk tarafından kabul edilmiş olacaktır. Bu noktada azınlığın çoğunluğa dayatmasını içlerine sindirenler Nuh Gönültaşın şu sorusuna makul bir cevap bulmak zorundadırlar. Gönültaş, Gülü çekilmeye zorlayanlara yönelik şöyle diyor:

"Mesela bu kişiler, seçimlerden büyük bir hezimetle ayrılan CHP Lideri Deniz Baykaldan neden bir şövalyelik beklemiyorlar Seçim öncesi herkesi tehdit eden Baykaldan da bir zarafet beklemeye hakkımız yok mu "

Hakkımız var ama bu ülkede her zaman hakka uygun  davranılmaz. Cumhuriyeti biz kurduk biz yaşatacağız iddiasını dillerinden düşürmeyenlerin muhalif gördüklerinin hakkı olamaz. Bu ülkede tek hak sahibi CHPve o zihniyetin mensuplarıdır(!)..

Sanıyorum günlerden beri devam eden saçmalıkları da  bu sebeple izah etmekle zorlanıyorum. Çünkü kurallar işlemiyor. Bazılarının koyduğu kurallar demokratik kuralların her zaman önünde olabiliyor.

Elbette Başbakan Erdoğanın tavrı bu çerçevede ele alındığında daha da önem kazanıyor. CHPnin temsil ettiği azınlık dayatmasına hiç olmazsa bu defa teslim olunup olunmayacağı söz konusudur.