Ramazan ayı vesilesiyle ekonomik hayatın bir veçhesine bakıp hikmetini kavramaya çalışalım. Hayırsever insanlar özellikle Ramazan ayında ve ayrıca diğer zamanlarda infakta bulunuyorlar. Oysa infak sadece bundan yani birilerine bir şeyler vermekten ibaret değildir.
"İnfak etmek" çarşıya bir şey satmak, çarşıdan bir şey almaktır. Çarşıya satmak, malı elden çıkarmak olduğu için infaktır. Çarşıdan bir şey almak da, evlere nafaka temin etmek olduğundan dolayı o da infaktır. Kur an a göre tarlada yapılan yatırımlara da infak denmektedir. Bu yatırımların içinde emek de olabilir.
Hâsılı, "infak etmek" üretim ve tüketim için yapılan faaliyetlerin adıdır. Eskiden insanlar kendi tarlalarında üretiyor, kendi evlerinde tüketiyorlardı. Bugün ise kimse ürettiğini bizzat kendisi tüketmiyor. Herkes ihtiyacı olanı çarşılardan alıyor, ürettiğini çarşılarda satıyor. Günümüz dünyasında kâmil bir infak hayatı vardır.
"Nafaka" bir değerdir. Sadece mal olarak alabiliriz ama; kıyasla da olsa diğer değerleri de sayabiliriz. Bunlar; 1) maldır, 2) emektir, 3) yapıdır, 4) zimmettir. Zimmet alacakları ve paraları içerir. Para bir alacak senedidir, dolayısıyla değerlidir; karşılığı varsa değerlidir. Bir üretimin veya tüketimin girdileri bunlardır. Borç ve alacak genel hizmet anlamındadır. Çünkü orada kaydolmakta ve orada değer kazanmaktadır.
*
Bir bucakta ortak bütçe oluşur. Fakirler ve zenginler belli olur. Zenginlerden alınır, fakirlere verilir, infak yapılır. Kimin zengin kimin fakir olduğu kendi beyanları ile anlaşılır. Böylece açıkça zekât verenler başkanlara verirler, başkan da fakirlere bölüştürür. Adil bir ekonomik düzen olsa; böyle zekât yani vergi verenlerin birtakım yararları vardır, malları buna göre sigortalanır ve o nisbette kredi alma haklarını kazanırlar. Üretimde de o kadar su ve elektrik ile diğer hizmetlerden karşılıksız yararlanırlar. Ödenen vergi nisbetinde taşınmazlar değerlenir. Bu imkanlardan yararlanmak için zekât/vergi açıkça verilir.
Bununla beraber bu zekât dağıtılırken herkese eşit olarak bölüştürülür. Oysa insanların ihtiyaçları farklıdır. Siz komşu ve akrabanızın ihtiyacını daha iyi bilirsiniz. Onun için zekâtınızı bizzat kendiniz o tanıdığınız kimseye verirsiniz. Böylece daha adil bir dağılma olmuş olur. Ama asıl olan vergileri ortak bütçeye katma ve ortak bütçe oluşturmadır.
*
Gerek infak yaparken, gerekse nezri ifa ederken, insanları zorlama veya herhangi bir baskı yoktur, merkezî karar sistemi yoktur, kollektif karar sistemi vardır. Dolayısıyla toplulukta herkesin her konuda hakemlere gitme yetkisi vardır. Vergi kaçıran kimse aleyhine mağdur olan herkes, her fakir hakemlere gider ve kendi hakkını alabilir.
Yargılama sistemi topluluk için çok çok önemli bir sistemdir. Çünkü Allah ın yani topluluğun iradesi orada tecelli etmektedir. Yargılamanın adil olması için "hakemlik sistemi" ile yargılama yapılmalıdır.
Bunun gerçekleşmesi için şunlar yapılmaktadır.
1) Önce davacı kendi hakemine konusunu anlatmaktadır. Hakemi onu haklı bulur veya bulmaz. Hakemi kendisini haklı bulmazsa dava açmaz, hakemini değiştirir. 2) Hakemi kişiyi haklı bulursa bunu karşı tarafa bildirir ve karşı taraf da hakemini seçer. 3) Hakemler anlaşırlarsa kararları ittifakla verebilirler. Anlaşamazlarsa baş hakemi seçerler ve baş hakem kararını verir. 4) Hakemler ilk duruşmayı yaparlar ve ilk kararı verirler. Her madde ayrı karara bağlanır. İnkâr varsa, onlar için ispat külfetinin kime ait olduğuna karar verirler. 5) Davacı beyyine getirdiğinde ikinci duruşmayı yaparlar, kararı verirler ve karar tefhim olunur.
İşte bu merasimlerin icrası Allah ın yani topluluğun iradesinin tecellisi demektir.
Ramazan ayı bir defa daha hayırlısıyla gelip geçti. Bu vesileyle Ramazan ın, orucun, kimi görevlerin ve hayatın bazı hikmetlerini bir kere daha hatırlayıp üzerinde tefekkür edelim
Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun.