Ülkemiz Allah’ın biz aciz kullarına bahşettiği pek çok güzel nimetlerle bezeli bir toprak parçasıdır. Dört mevsimi olan ve her bölgesinde ayrı bir güzellik bulunan bir yer. Hatta İstanbul gibi bazı şehirlerde birkaç mevsimi gün içerisinde bir arada yaşayabilir insan. Sabah kar yağışı ile başlayan gün daha sonra yağmurla devam ederken bir bakarsınız öğleden sonra güneş açıvermiştir.
Ramazan-ı Şerif ayı da ayrı bir güzellik katar yurduma. Ramazan-ı Şerif’in farklı bir iklimi vardır. Beşinci bir mevsim gibidir adeta. Özellikle günümüzde olduğu gibi yazın sıcak ve uzun günlerinde tutulan oruç insana dört mevsimi yaşatır bir aylığına da olsa.
Kış gibi meşakkatlidir uzun günlerde oruç tutmak. Dayanıklılık ister, sabır ister, aza kanaati pekiştirir. Hani nasıl ki karda yürüyen insan zorlanır ve adım adım ilerler ya öyle işte. Her adımda menzile varacağını bilir insan ama aynı zamanda da gücünün giderek azaldığını fark eder. Oruçlu geçen her dakika için de böyle söyleyebiliriz, düşünebiliriz sanırım. İftara kavuşma hasretiyle saniyeleri dakikaları tüketmek ve aynı anda da her geçen sürede gücünün azaldığını hissetmek. Sevaba nail olmak, vazifeyi ifa etmek için sabırla beklemek. Ve nihayetinde menzile varmak, varabilmek…
Yaz ayları sıcaklardan dolayı bunaltıcıdır. Ama aynı zamanda pek çok insan için de tatil ve dinlenme zamanıdır. Susuzluğun hat safhada olduğu ve buz gibi tatlı bir şerbetin lezzetine doyum olunmadığı zamanlardır yazın bu sıcak günleri. Oruçlu insan da her geçen dakikada sıcaklarla birlikte bir susuzluk hisseder tüm benliğinde. Rabbinin emri mucibince dudakları kuruluktan çatlasa da insan için en doğal eylem ve yaşaması için zaruret olan su içmekten men eder kendini. İftar onun için aynı zamanda suya kanma anıdır. Soğuk bir şerbetin, hoş bir ayranın lıkır lıkır mideye indirilmesinin vakti gelmiştir. Sıcaklardan bunalmış beden iftarda rahatlamıştır artık. On bir ay durmadan dinlenmeden çalışan mide ve beden de günde on yedi saatlik bir tatile çıkartır kendini. Ramazan-ı Şerif’te memleketine tatile gitmiş gibidir adeta mide ve diğer uzuvlar.
İlkbaharda Rabbimizin izniyle neşvünema eyler tüm tabiat. Topraktan filiz verir nebatat. Toprağı kupkuru, ölmüş zanneden insan baharla birlikte nereden geldiği belli olmayan otların, çiçeklerin, filizlerin gün yüzüne çıkmasına şaşırıverir. Allah-u Teâlâ Yasin sûresinin 33. ayetinde “(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler.” Buyurmaktadır. Harika bir ilkbahar tasviri yapmaktadır bu ayet ve ibretamizdir. İbret nazarı ile bakılması gereken tüm diğer ayetler gibi! İlkbahar rahmetin bereketin ayıdır. Sağanak yağışlar toprağın susuzluğunu giderirken nebatatın da hayat bulmasına vesile olur. Ramazan-ı Şerif de tıpkı ilkbahar gibi rahmet, bereket ayıdır. Sağanak sağanak yağar rahmeti Rahmani insanlar üzerine. Hz. Peygamber (s.a.v.) Ramazan-ı Şerif hakkında şöyle buyuruyor: “Ramazan, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır. Kim bu ayda işçisinin/hizmetçisinin işini hafifletirse, Allah onu bağışlar ve cehennem ateşinden azat eder.” (İbn Huzeyme, Beyhakî, İbn Hibbân, bk. Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, II, 94). Ne güzel bir müjde değil mi? Fakat bunu böyle idrak edip uygulayana bu müjde tabi ki…
Ramazan… Başlangıcı rahmet, ortası mağfiret sonu da cehennemden azat olma ayı. İşte böyle bir ayda oruçlu insan o rahmete mazhar olmak için sabırla, sebatla tutar orucunu. Bilir ki rahmete mazhar olmak öyle kolay iş değildir. Zahmetsiz rahmet olmaz. Meşakkatli bir yolculuktan sonra varılan menzil daha muteberdir.
Sonbahar ise hüzün ve hazan mevsimidir. Tabiatın ölüm halini aldığı, yaprakların sararıp solduğu, dalından kopup toprağa karıştığı bir aydır sonbahar. Her ne kadar parklarda yere düşen yapraklar hoş bir görünüm oluştursalar da insan için ibretle bakılması gereken aylardan biridir sonbahar. Sonbahar… İnsan her nefes alışverişinde bilinen sona gideceğinin farkındadır ve on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’i de böylesi bir haleti ruhiye ile idrakine vararak geçirir. Bir yandan nefsini günahlardan arındırırken diğer yandan da sonbaharda dalından kopan yaprak misali toprağa düşürmeye gayret eder arzu ve heveslerini. Ömrünün sonbaharıymışçasına cehennemden azat olacağı bayrama kavuşmayı umar. Sabır ve metanetle günleri geçirirken menzili maksudunda hep cennette Cemalullahı umudur yeşeren. Kimi insan solan yaprak gibi düşer toprağa kimi kavuşur ilkbahara…
Selam ve dua ile…
Minik bir nükte
Yetim okutma mezadı
Sultan IV. Murad Han’ın damadı Melek Ahmed Paşa Kuzguncuk’ta otururmuş. Bu ailenin her sene tekrarladıkları bir âdetleri varmış. Konaklarındaki fazla eşyayı Ramazan-ı Şerif’te haraç-mezat satarlarmış.
Bu mezadın iştirakçileri de pek sevinirler, aldıkları eşyaya karşı vereceklerini seve seve yerine getirmeye çalışırlarmış. Belli günde münadi mezatçı bağırırmış:
- Bir altın kaplama sahan!.. Haydi bir kapaklı altın sahan... Yok mu talibi? Mezada katılanlar:
- Kaça? kaça?... diye merakla sorarlarmış. Mezatçı:
- Bir yetim okutmaya, bir yetim okutma..! Dermiş.
- Benden iki yetim!
- Benden üç yetim okutma.
Mezatçı:
- Üç yetim okutmaya satıyorum, satıyorum, saaat, saaatt saaaattım! Der ve bir altın kaplama sahanı üç yetim okutmak karşılığında satarmış. Münadî başka bir eşya için:
- Bir murassa kılıç, beş yetim okutmaya, satıyorum... Diye yeni bir rekabeti açar ve en çok yetimi kim okutmaya söz verirse o eşya da ona verilirmiş.
İlgilisine notlar:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” Bakara Sûresi ayet; 183.
“(Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah’ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde!” Tevbe Sûresi ayet: 112.
“İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak!” Hadisi Şerif (Buhârî, İmân 1, 2, Tefsiru sûre (2) 30; Müslim, İman 19-22)