Hayatın gerçekleri bazı yürekleri hoşnut etse de bazı

yürekleri kanatmaya yeterdi.

İki adam ve iki ayrı dünya…

Önce ilkinden başlayalım.

Bir genç adam eve yorgun argın gelmişti. Kara kutunun

düğmesine dokundu. Kara kutunun içinde acayip alamet-i farika denebilecek

cinsinden bir yarışma programı temaşa eylenmekte idi.

Aynen bu adam gibi birçok adam akşam eve geldiğinde bu kara

kutuların karşısına geçmekte idiler. Reyting denilen bir mahlûkun hırsı

emelinde oyuncak olan bu kutulara mahkûm bir hal içinde başka yapacakları bir

şeyler de yoktu.

Ve o kara kutulara baktıklarında şöyle bir müsabaka ile

yüzgöz olunuyordu.

“Efendim bugün sizlerle yine iyi ve güzel bir akşam

geçireceğiz. Program akışımızda birbirinden ilginç yarışmalarla mutlu

olacağınızı umuyoruz.

Yarışmacı ilk konuğumuzu buraya alıyoruz.

Sahneye gelen yarışmacı adam, eşi ve oğluna hitap eden

sunucu:

- Efendim sizi zaten tanıyoruz. Kuliste tanıştık zira burada

tekrar sizi tanıtmanın bir lüzumu yok. İzleyiciler de bizatihi sizi yarışma

boyunca tanıma fırsatını elde edeceklerdir.

Bayan sunucu bir adama, bir eşine, bir de oğluna bakar:

- Şimdi bu sizin eşiniz… Hanfendi ne kadar da genç! Oğlunuz

sizden, eşiniz de sizden daha genç gösteriyor. Doğrusu hayret etmemek elde

değil. Neyse biz programımıza bakalım. Efendim bir kova içinde bir küçük kayık

düşünün, yok olmadı kayık yerine biraz kalınca bir tabak… Şimdi bu tabak üstüne

6 meşrubat kutusunu devirmeden, düşürmeden koyacaksınız. Diyelim ki o 6

meşrubat kutusunu koydunuz yarışmaya devam edebilmek için 6 meşrubat kutusunun

10 katı daha diğer meşrubat kutularını koyacaksınız. Diyelim ki o 6 meşrubat

kutusunu da koydunuz yarışmayı sürdürebilmek için birkaç dakika geçmesini

bekleyeceksiniz. Ve bu sürenin sonunda eğer kutular düşmez ise bu etabı

geçeceksiniz. Diyelim ki ikinci etabı geçtiniz. İşte o zaman iş başa düşecek.

Siz ve eşinizin gücünü test edeceğiz. Elinize bir halat vereceğiz ve bu halatla

sahnedeki aracı çektireceğiz. Ee, öyle kolay değil atalarımız tarlalarda neler

çekti neler. Ne terler akıttılar, ne kadar güç kaybettiler! Siz de atalarımızın

nasıl bir torunu olduğunuzu bize ve izleyicilere göstereceksiniz.

Diyelim ki bu etabı da geçtiniz işte o zaman yeni bir etap

daha başlayacak. O etapta da sürahinin ağzında bir pet şişe olacak. Bunun

üzerinde de sıkılmaya hazır bir limon olacak. Bu etapta sizden pek de zor

olmayan ancak büyük de olsa bir yetenek isteyen bu etapta elinizde limonu

aniden elinize aldığınız gibi limonu nasıl yapacaksa yapacaksınız ve sekiz

parçaya bölecek sonrada pet şişenin içine sıkacaksınız. Bu beceri işini 59

saniyede yapacaksınız. Sonrada pet şişeyi havaya 59 kere atıp tutacaksınız…”

Kara kutunun numaraları elbette böylesi yarışmalarla sınırlı

da değildi. Aile içi mücadele ve hırsın arsızlandırılmaya özendirildiği

yarışmalardan usanç getiren zatlar için programlar da mevcut bulunmakta idi.

Aşk, ihtiras, bin bir hile ve desise ile şeytanı ters köşeye

yatıran, insanları keklik gibi avlayan; ağzı açık ayran delisi gibi kendine

hayran bırakan diziler bulunmakta idi.

Sakın bu dizilerden insan ne bulur ki, gibi bir garabete

düşmeyiniz. Hayatın her anını adamlar adeta kopyalamışlar.

İnsanları aldatmanın bin bir numarası, en şuh ve tehditkâr

davranışlar, saniyelik aşkları, kavgaları, dövüş tekniklerini bu dizilerde

görmek mümkündür.

Ve başka bir genç adam evine geldi. Bu adam da birinci adam

gibi yorgundu. Sadece yorgun olsa ne âlâ.

Bezgindi de ayrıca.

Evine girdi bir köşede yatmakta olan hasta anacağının yanına

vardı.

Ellerini öptü.

Dualar etti.

Bu adam da kara kutuyu açtı.

Yarışma ve dizileri atladı bir ajansa takıldı.

Buradaki sunucuya dikkat kesildi. Sunucu Gazze’de vahşete

uğrayan insanlardan bilgiler sunuyordu.

Bir anasına bir de kara kutuda feryat eden çocuğa bakıyordu.

Bu yorgun adam acı içinde idi. Gözlerinden yaşlar döküyordu.

Çoluk çocuk demeden katledilen insanların çaresizliği içine

oturmuştu.

Kara kutuyu kapayan bu adam anasının ellerine sarılarak

hüngür hüngür ağlıyordu.