Birkaç gün önce bir çay ocağında iki gençle sohbet ettim. İyi niyetli gençlerdi; ama iyi niyet her zaman yeterli olmuyor işte. Sohbet arasında geçen yıl yapılan referandum oylaması da gündeme geldi. Ben, “Bu anayasa değişikliğine hayır diyenleri yadırgamak doğru değildir; çünkü onlar değişiklikte tek adam yönetimine doğru bir gidiş olduğunu düşünmüşlerdi” deyince gençlerden biri hemen, “İyi ya biz Osmanlı’yız. Osmanlı yönetimi de tek adam yönetimiydi” demez mi? Anladım ki bu gençler müthiş bir şekilde aldatılmış. Onlara Osmanlı yönetiminin tek adam yönetimi olmadığını anlatmaya çalıştım.
Bu gençler gibi halkımız arasında aldananlar da olduğu kanaatiyle bu yanlış bilgiden kurtulma hususunda bir payımız olsun diye Osmanlı yönetiminin tek adam yönetimi olmadığını anlatmak istiyorum. Bazı tarih kitaplarında Osmanlı idaresinin mutlakiyet olduğu anlatılıyor ise de bu doğru değildir. Zaten II. Abdülhamit zamanından itibaren Osmanlı Devlet-i Âliye’si meşrutiyetle idare edilmiştir. Hiçbir zaman Osmanlı, ortaçağdaki Avrupa’nın krallıklarla yönetildiği gibi tek adam yetkisiyle yönetilmemiştir.
Evet! Padişahlık Asr-ı Saadet’teki halifelik gibi tam İslami bir idare değildi ama padişah şeyhülislamın fetvasını almadan önemli işler yapamazdı. Onun divanında günümüz başbakanı anlamında sadrazam ve onun kabinesinde günümüz bakanları anlamında vezir veya nazır denilen yetkili kişiler vardı. Sadrazam önemli işler için vezirlerini (nazırlarını) toplayarak fikirlerini alır ve bu fikirlerin en doğrusu üzerinde karara varılırdı. Böyle bir yönetime tek adam yönetimi denilebilir mi? Padişah tek başına savaşa karar veremezdi.
Fakat 2017 Nisan’ında yapılan referandumda kabul edilen Anayasa maddelerine göre reis-i cumhur yani başkan tek başına askeri kullanabilir. Tek başına Olağanüstü Hal ilan edebilir, tek başına KHK (Kanun Hükmünde Kararname) çıkarabilir.
Gerçi başkanın bu kararları Meclis’e sunması ve Meclis uygun bulmazsa reddetmesi de bir madde halinde çıkmıştır; ama başkanın parti başkanı olması bu reddi imkânsız hale getirmektedir. Çünkü başkan genel olarak en büyük partinin gösterdiği aday olacaktır. Dolayısıyla onun başında bulunduğu partinin milletvekillerinin başkanlarının kararına aykırı oy kullanması çok zordur. Oylama gizli olsa bile başkanın dedektiflerinin tespit etme korkusu her zaman mevcut olacaktır. Öyleyse başkanın kararlarının frenlenmesi uzak bir ihtimaldir. Ama Osmanlı’da değil bakanların, padişahın bile yasaya aykırı bir kararını şeyhülislam engelliyordu. Yavuz gibi hiddetli bir padişahın bile şeyhülislam karşı çıktı diye karırından vazgeçtiği tarihi bir gerçektir.
Bazı yanlışlar yapılmış olmasına rağmen Osmanlı idaresi nice demokrasilerden daha ileri hakça bir idareydi. Bazılarının Osmanlı tarihini incelemeden ortaya attıkları iddiaları kabul edip dillendirerek ecdadın ruhlarını üzmeyelim, kemiklerini sızlatmayalım.