"Türkiye halkı son birkaç yıldır öylesine birbiriyle kavgalı, öylesine yüksek sesle ve öfkeyle tartışıyor ki elindeki ortak değerleri tek tek kaybediyor. Cumhuriyetin üç temel ilkesine bakalım: Zaten tüm vatandaşlar asla tam anlamıyla "özgür" olamadı; "eşitlik" de kim ne derse desin asla yaşanmadı; geriye kalan "kardeşlik" ise değişik vesilelerle yaşanan çatışmalar nedeniyle iyiden iyiye zedelenmiş durumda.
Peki kurtuluş mümkün mü? İlk gençlik yıllarımda toplumun kurtuluşunun, zaten varolan krizlerin daha derinleştirilmesinde yattığına inanırdım. Uzun zamandır tam tersini düşünüyorum. Ülkemizdeki kronikleşmiş sorunların pekala uzlaşmayla çözülebileceğini savunuyorum. Toplumsal çatışmalarda "tarafsız" olmayı, kimilerinin göstermeye çalıştığı gibi "korkmak", "nabza göre şerbet vermek" olarak değil, tam tersine çifte standartlardan uzak bir şekilde doğru zamanda doğru yerde olmak olarak görüyorum. Burada temel çizgim "mazlumdan yana, zalime karşı" olmak. Örneğin dün üniversitelerdeki türban yasağına, "ikna odaları"na nasıl karşı çıkıyorsam bugün Prof. Saylan ve arkadaşlarına yapılanlara da aynı şekilde itiraz ediyorum. ÇYDD‘lilerin çoğunun bu çağdışı yasağı savunmuş olmaları benim bugün onların yanında olmama engel değil. Ancak bugün haksızlığa uğruyorlar diye Prof. Saylan ve arkadaşlarının dün yaptıkları yanlışları unutacak; laikliğe bakışta onlarla aramızdaki derin farklılıkları rafa kaldıracak değilim.
Eğer bir ülkede toplumun bir bölümü bir savcıyı, diğeri öbürünü; bir yarısı bir mahkemeyi diğeri öbürünü tutarsa orada adaleti tesis etmek herhalde imkansız gibidir. İşte bu kaotik ortamda bize kılavuzluk edecek bir başka kavrama ihtiyacımız olacak. Galiba "vicdan" bu kavram...





