Siz hiç ağustos sıcaklarında, Anadolu nun herhangi bir köyünde veya kasabasında, "kudret"ten fışkıran bir su kaynağının başında bulunup da kana kana su içtiniz mi Ben çok içtim.

Sıcakların iyice bunalttığı bir zamanda, buram buram ter dökerken serinlemek için bir su kaynağına yakın olmak, varlığından haberdar olmak ne kadar haz verici bir duygudur. Bu duygu ne anlatılabilir ne de böyle bir hal ile karşı karşıya olmadan anlaşılabilir.

Yaşınız başınız ne olursa olsun, yorgun argın bir vaziyette dizlerinizin vücudunuzu çekmekte mütereddit davrandığı bir zamanda; toprağın, kumun hatta taşın içinden kaynayan suyun başına kendinizi zar zor atınca; acele etmeden, yavaş hareketlerle bulunduğunuz mekânın tadını çıkartmak için biraz oturmayı tercih etmek yapılması gereken en anlamlı davranışlardan biridir.

Ardından, daha önce aynı yere gelen birilerinin kıymet bilmeden çevrede bıraktığı çer çöpü kaynağın içine elinizi daldırıp şöyle güzelce bir temizlersiniz. Bu işlemi yaparken elinizin donar gibi olduğunu hissedersiniz. Bu sırada suyun bulandığını, çamur gibi olduğunu görürsünüz. Tekrar beklemeye başlarsınız, ta ki su durulsun.

Kaynaktan fışkıran su, bulanıklaşan suyu temizleyip yerini dupduru suya bırakır. Kum ve benzeri şeyler dibe çöker. Su durulmuş, cam gibi olmuştur. Suda kendinizi görürsünüz. Artık her türlü işlem tamamlanmış, şimdi sıra kana kana su içmeye gelmiştir.

Peki böyle bir durumda suyu nasıl içeceksiniz

Öyle bardakla, maşrapayla olmaz! Dizlerinizin ıslanmaması için dizlerinizin geleceği yerlere düzgün taşlar koyduktan sonra ellerinizi kaynağın yan taraflarına dayar, suyun üzerine eğilip ağzınızı bizzat suya temas ettirerek, yudum yudum, sindire sindire kanıncaya kadar içeceksiniz. Çünkü su kaynaktan böyle içilir. Elbette her yiğidin bir su içişi vardır.

Gelelim sadede!

Şu kış gününde, ağustos sıcaklarını niçin hatırlattım Maksadım anlatmak istediğim hususun "tabii" bir şekilde anlaşılmasını sağlayabilmektir, başkaca bir niyetim yoktur.

"Gerçek anlamda" iman etmenin kolay olmadığını söylemek istiyorum bu örnekle... Kelime-i tevhidi sindire sindire söyleyebilmek için mangal gibi yürek ister. Çünkü "repeed please"lerle iman olmaz.

İman etmek yani mümin olmak müslüman olmaktan zordur. Müslüman olmak da mümin olmaktan... Fakat iman esası teşkil eder. Köklü, sağlam bir iman olmazsa, imandan kaynaklanan her aktivite ona bağlı olduğu için zayıf kalır. Tatsız olur, ruhsuz olur. Müslümanın bütün aktivitelerinin ruhunu imanı teşkil eder.

İman ezber mantığı ile kelime-i tevhidi ikrar etmek değildir. "Lâ ilâhe" demek suretiyle bütün varlığı hallaç pamuğu gibi harmanlayarak yepyeni bir dünya oluşturması gayreti içinde olması gerekir mümin adayının her şeyden önce...

"Ben neyim, bu hal neyin nesi Nereden geldim nereye gidiyorum İnsan nedir, niçin vardır Varlığının sebebi nedir Çevremizde, evrende olup bitenlerin sebebi nedir Yaptıklarımın ya da yapmadıklarımın bir karşılığı var mıdır " gibi sorularla kendini ve kâinatı sorgulayarak harmanlaması gerekir.

Dağları, denizleri birbirine katıp kâinatı bulandırmasıyla, beyninin zonklaması, aklının kendini tüketircesine işlevsellik kazanması ve bütün bunların ardından "illâ Allah" demek suretiyle zihnin ve gönlün durulması / durultulması gerekir.

Aklını ve gönlünü durultan yani aydınlığa kavuşturan kişi, artık hayatına istikamet vermiş ve bundan sonra, yaşama hangi gözle ve hangi amaçla bakacağını karara bağlamış olmaktadır. Geldiği ya da kazandığı bu mertebeyi de bütün insanlara deklare etmektedir kelime-i şehâdeti söylemek suretiyle...

"Ey insanlar tanık olunuz! Ben Allah a inanıyorum ve bunda sonra ben bu imanım doğrultusunda yaşayacağım. Allah ın peygamberini örnek alıp kendime rehber edineceğim" demektedir.

Zihni, kaynak suyundaki ameliyeden sonraki hal gibi dupduru bir hal almakta ve hayatının gelecek safhalarında bu berraklığı muhafaza edeceğine insanların huzurunda söz vermektedir. Her insanın, daha hayatının başında iken gerçekleşmesi gereken bu ameliyeyi, bazı kişilerin eyleme dönüştürememesi zihinlerinin bulanıklığına sebep olmaktadır. Başka bir ifadeyle insanların olaylara bakışları ve yorumlayış biçimleri dağınıklık ve bulanıktan kurtulamamaktadır. Bırakınız nereye gideceğini, daha nereden geldiği konusunu halledememiştir.

Bu insanların günlük hayatta yaptıkları da toplumsal hayatı bulandırmakta, hatta yaşanmaz hale getirmektedir. Çevremizde bu insanları sıkça görmemiz mümkündür. Yetişme biçimleri ve içinde bulundukları ortamın olumsuzlukları, onların düşüncelerinin olumsuz biçimde şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Oysa birtakım insanların yaptıkları, diğer insanlar için örnek değil sadece ve sadece ibrettir. İman, insanın birtakım akıl ve gönül merkezli sorgulama aktivitelerini gerçekleştirdikten sonra aslına dönmesidir, bulanık suyun durulması gibi...