ALLAH elçilerinin sonuncusu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz de insanları, şirki ve küfrü, vahşet ve zulmü terk edip sadece Yüce Yaratana ibadete, adalete, merhamete, insanî erdemlere davet etmekteydi.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönderilmesiyle ölmüş kalpler dirildi, pörsümüş vicdanlar merhamete kavuştu, insanlık, yolunu düzelterek, yeniden huzur buldu. Ancak Mekkeliler bu ilahi rahmetin değerini gereği gibi kavrayamadılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Yüce ALLAH ın: "Önce en yakın akrabanı uyar" (Şuarâ sûresi: 214) emri gereğince, önce yakınlarından başlamak üzere insanları İslâm a davet etmeye başlamıştır. Kendilerini İslâm a davet ettiği kimseler O nu, "el-emin = güvenilir kişi" olarak tanıyorlardı. O nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde idiler. Kendisinin ALLAH tarafından gönderilmiş ve görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O na inanmaya ve etrafında toplanmaya başladılar. O nun bu davetine uyanların sayısı günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke de Kureyş Kabilesi nin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini kaybedeceklerinden korktukları için O na engel olmaya çalışıyorlardı. Bunun için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize ve O na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi.  Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve ilk Müslümanlar da, daha önceki Peygamberler ve ümmetlerin akıbetine maruz kaldılar. Mekkeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen bu Yüce Elçi ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler. O na kucak açma, O nunla insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O nu dışladılar, hayatına kastettiler.  Mekke müşrikleri Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize karşı İslâm ı tebliğ etmeğe başladığı andan itibaren karşı bir tavır takındılar, engellemeye çalıştılar. Bu tavır ve engelleme, sadece İslâm ı reddetmekten ibaret kalmadı, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz alaya alındı, müminlere baskı uygulandı ve bu baskılar İslâm ın Mekke de yayılmaya başlaması üzerine eziyet ve işkenceye dönüştü. Neticede Müslümanlara zulmederek, akıl almaz işkencelerde bulundular. Kendilerince Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize tâbi olanları vazgeçirmek istediler. Yüce Kitabımızda şöyle buyurulmuştur:

"Onlar ağızlarıyla ALLAH ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki kafirler istemeseler de ALLAH nurunu tamamlayacaktır." (Saf sûresi:8)

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü. Müşriklerin, tahammülü çok güç olan bu zulümleri karşısında, Mekke de Müslümanlar korunamaz hale gelmişlerdi. Müslümanların başına gelenlere çok üzülen ve göç etmeyi düşünen bazı Müslümanlara, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Habeşistan a hicret etmelerini tavsiye etti.

Müslümanlara uygulanan üç yıllık boykotun ardından Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin en büyük destekçisi olan amcası Ebu Talib in ölümü, müşriklere fırsat verdi, onların işkence ve baskıları dayanılmaz hale geldi. Böyle bir ortamda İslâm ı tebliğ edemeyeceğini anlayan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Taif e giderek yeni bir çevrede İslâm ı anlatmaya çalıştı, ancak sert bir tepkiyle karşılaştı, Mekke ye dönmek mecburiyetinde kaldı.