“Kemalizm, Mustafa Kemal tarafından bizzat yapılmamışsa da, onun hayatı çevresinde örülen bir tarih esas alındığı için kendisinden ayrılamaz bir hüviyet kazanmıştır. En ciddi, ilmi kitaplar dahi, Mustafa Kemal’in hayatını anlatırken bir fevkalbeşer/insanüstü şahsiyeti anlatma havasına girmekten kurtulamazlar”. (1)

Devrin şairleri, onun için yazılan şiirlerinde, Mevlid de övülen Hz. Peygamber’i anlatan cümlelerle karşılık vermeye, Mevlid’i Mustafa Kemal’e uyarlamaya çabalamışlardır.

Hatta ayetleri bile ona uyarlama gibi bir arkaik “müşrikliğe” gitmişlerdir.

Hz. Peygamber ile Mustafa Kemal’in hayat hikâyelerindeki benzerlikler cımbızla ayıklanıp ortaya konmaya çalışılmıştır.

Beşerin kutsallaştırılmasının son kertesidir bu...

Bahsi geçen çabaları örneklersek, söz gelimi ikisinin de ismi Mustafa’dır.

Dahası ikisi de yetimdir.

Anneleri onları meşakkatle yetiştirmiştir.

Bu sıkıntılı süreçte birini amcası diğerini dayısı himayesine almış ama ikinci Mustafa kargaları kovalayacak denli küçüklük biyografisine romantik pastoral manzaralar serpiştirilmiştir.

Benzerlikler uydurmakta çok da zorlanmamışlardır.

Hz. Peygambere halk “emin” sıfatın vermiştir ama öğretmeni de boş durmamış “Kemal” olarak onu onurlandırmıştır.

İkisi de devrimci bir ruha sahiptir.

Hz. Peygamber, putperestlere karşı mücadelede bulunmuştur.

Belki de ondan daha büyük bir mücadele (!) Atatürk’ün hanesine yazılıdır ki bu şeref dünyada hiçbir kişiye nasip olmamıştır: O Osmanlı gibi gerici bir devlete başkaldırmış ve onu yıkmak için dişi ile tırnağı ile mücadele vermiştir.

“Hz. Peygambere Mekkeli müşrikler, davasından vazgeçmesi kaydıyla ne isterse (makam, mevki, kadın, zenginlik) vereceklerini söylerler. Hz. Muhammed onlara “güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysanız vaz geçmem” der. Mustafa Kemal’e de saraya damat olması için teklif yapıldığı, hatta bir hanım sultanla evlenmesi için teşebbüste bulunulduğu öne sürülmektedir… O, her şeyi elinin tersiyle iter ve Anadolu’ya zor yolculuğa çıkar.”(2)

Yeni bir “Hicret” nüansı döşenir bu Anadolu’ya bir güneş gibi doğan tanrısal güce (!).

Oysa padişah Vahdettin tarafından çağırılıp bizzat Samsun’a gitmesi için vazifelendirilmiştir.

Hatta padişahın hatt-ı hümayunu yanında idi.

Dahası o zamanın parası ile büyük bir rakam olan 25 bin lirayı da teslim etmiş eline Sultan Vahdettin.

Fakat bu çok zorlu yolculuk, kahramanlık yakasına onur nişanı olarak iliştirilir.

Arkaiklikler bunlarla bitmez.

Hz Peygamber putperestlere karşı tek tanrıcılığı getirdiyse Mustafa Kemal de az iş yapmamıştır.

O da belki putperestlikten daha tehlikeli olan gericiliğe savaş açmış, yerleşik düzeni ters yüz etmiş; modernizmi, batıcılığı bir bayrak gibi surlara dikmiştir.

Hatta öylesine kendilerinden emin ve mağrurdur ki devrin aydınları.

“Kâbe Arabın olsun, Çankaya bize yeter”, demişlerdi.

Hz. Peygamber insanlara “Veda Hutbesi”ni bıraktı ise Mustafa Kemal’de “Nutuk” bırakmıştı.

Gerçi Gülriz Sururi gibileri için Nutuk, “Veda Hutbesi” bile sayılamazdı, indirilmiş son kutsal kitaptı.

Neredeyse kutlu Kur’an ile boy ölçüşebilecek bir evsafa sahip olduğunu iddia edenler bile çıkabilmiştir…

Tevfik Fikret boşuna dememiştir:

“Bir millet kendi putunu kendi yapar, kendi tapar” diye…

1–2 D. Mehmet Doğan, Bir Savaş Sonrası İdeolojisi Kemalizm, İstanbul 1994, s. 39–46.