Bir önceki yazıda Efendimiz (s.a.v) den sarih bir ifade olmadığı halde Sahabe nin nesh konusunda ortak bir tavır içinde olduğunu söylemiş ve ilgili nakilleri bugüne bırakmıştım.
Hz. Ali (r.a), halka kıssa nakleden birisine rastladığında, "Nasih ve mensuhu biliyor musun " diye sormuş, adam "Hayır" deyince, "O zaman hem kendin helak oldun, hem de halkı helak ettin" cevabını vermiştir.1
Aynı anekdot İbn Abbâs (r.a) dan da nakledilmiştir.2
Yine İbn Abbâs (r.a), "Kime hikmet (r.a) verilmişse ona çok hayır verilmiştir" mealindeki 2/el-Bakara, 269. ayetinin tefsiri sadedinde, ayette geçen "hikmet"in, nasih-mensuhuyla, muhkem-müteşabihiyle Kur an bilgisi olduğunu söylemiştir.3
Huzeyfe (r.a) şöyle demiştir: "İnsanlara ancak şu üç kişiden biri fetva verir: Yönetici, nasih-mensuhu bilen veya ahmak olan."4
Hz. Ömer (r.a), "Ali yargı işini en iyi bilenimiz, Übeyy de Kur an ı en iyi okuyanımızdır. Şu kadar ki biz, Übeyy in birçok görüşünü terk ediyor, almıyoruz. Zira o, "Resulullah (s.a.v) den duyduğum hiçbir şeyi bırakmam" diyor. Oysa Allah Teala, "Biz bir ayeti nesh eder veya unutturursak "5 buyurmuştur."6 (Yani Kur an ayetleri içinde nasih olanlar vardır, mensuh olanlar vardır. Dolayısıyla Resulullah (s.a.v) in tebliğ ettiği ayetler içinde metni ya da hükmü yahut hem metni hem de hükmü nesh edilmiş olanlar vardır.)
Örnekleri daha fazla artırmak mümkün ve bu, Tabiun nesline ve daha aşağıya doğru inildikçe artarak devam etmektedir.
Acaba Sahabe nesh hakkındaki bu yaklaşımı kendiliğinden mi "keşf" ya da "teorize" edip ortaya atmıştır Eğer böyleyse Sahabe arasında bu meselede aykırı bir görüş bulamayışımızı nasıl izah edebiliriz
Yukarıdaki nakiller, Ehl-i Sünnet in temel Usul ilkelerinin ve bunun izdüşümünde "Din telakkisi"nin, vakıanın tesirinde (tarihsel olarak) ya da masa başı mesaisiyle (teorik olarak) ortaya çıkmadığını açık bir şekilde yansıtmaktadır. Bahse konu kabuller, Efendimiz (s.a.v) ile Sahabe arasındaki ontolojik ilişkinin tevarüsünden başka bir anlama gelmemektedir.
Aksi halde Sahabe den başlayarak bütün Ümmet i, herhangi bir delile dayanmadan pek çok Kur an ayetini ve Sünnet i hükümden düşürmekle, devre dışı bırakmakla itham etmek gerekecektir ki, bunun "heva ile hükmetmek"ten hiçbir farkı yoktur!!
Eğer bu Ümmeti böyle bir cürümle itham ve zan altına sokmak makul ise, Din adına bize intikal etmiş olan hiçbir şeyden Kur an dahil emin olamayız!! Kur an da Sünnet de çoktan dünyayı terk etmiş demektir!!
Böyle bir şey tasavvur olunamayacağına göre söylenmesi gereken şudur: "Nesh teorisi" diye bir şey yoktur; "nesh vakıası" diye bir şey vardır. Sahabe den bize kadar intikal etmiş menkulatın Efendimiz (s.a.v) ile irtibatı dolayısıyla Ehl-i Sünnet, Sahabe ye farklı bir epistemolojik tanımıştır.
1) Abdürrezzâk, el-Musannef, III, 220.
2) et-Taberânî, el-Mu cemu l-Kebîr, X, 259.
3) et-Taberî, Câmi u l-Beyân, mezkûr ayetin tefsiri.
4) ed-Dârimî, "Mukaddime", 21; Abdürrezzâk, XI, 231.
5) 2/el-Bakara, 106.
6) el-Buhârî, "Tefsîr", 10; Ahmed b. Hanbel, V, 113.