NATOnun yıllarca Sovyetler Birliğinin yayılmacı politikalarını engellemek için oluşturulduğu söylendi. Bir bakıma NATO hür dünyayı komünizme karşı koruma gücü(!) olarak takdim edildi. Böyle olunca komünizmin iflas etmesi ve Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından kendi kendini feshetmesi beklenirdi. Bu beklentiyi Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Varşova Paktının lağvedilerek varlığına son verilmesi daha da kuvvetlendirmişti. Denebilir ki NATO varlık sebebini kaybetmiş, anlamını yitirmişti. Ama beklenen olmadı. NATO varlığını sürdürmeye devam etti. Bunun için de düşman güçlerin rengi kızıldan yeşile dönüştürüldü. Bunun anlamı artık komünizm tehlikesi kalmamış ama İslam tehlike haline gelmiş oluyordu. Diyebiliriz ki emperyalist ABD,NATOnun varlığını sürdürebilmek için yeni bir düşman icad etmişti.
İşte bu noktada özellikle Türkiye NATO içinde konumunu yeniden gözden geçirmek durumunda olmasına rağmen bu yönde bir hareket görülmedi. Daha ileri gidilerek NATOnun yeni düşman algılaması olarak İslamı kabullenmesini Türkiyeyi yönetenler de benimsemiş oldular.
Aslında NATO demek ABD demek olduğuna göre NATObünyesinde ABDnin her an kullanabileceği bir güç oluşturulmuş oldu. Çünkü, geçmişte hür dünyanın komünizme karşı korunmasını ABDüstlenmiş görünüyordu ve bu korumaya karşılık da tüm hür dünya NATOya hem sıcak bakıyor hem de elinden geldiğince destek oluyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda soğuk savaş yıllarında tüm dünyanın kandırıldığını söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Sovyetler Birliği, Doğu Bloku ülkelerini ABD emperyalizmine, ABD ise Batı Dünyasını Sovyet emperyalizmine karşı koruduğunu ileri sürüp ülkelerin desteğini alırken aslında değişen birşey olmuyordu. Soğuk Savaş yıllarında tüm dünya iki emperyalist güçten birinin kanatları altına sığınmaya mecbur bırakılmıştı. Bu iki emperyalist güçten birisi çöküp Varşova Paktı gibi yayılmacı emellerinin silahlı gücünü lağvettikten sonra ABDemperyalizminin silahlı gücü durumundaki NATOnun da kendisini feshetmesi gerekmez miydi Bu olmadı ve NATO, ABDnin hedefleri ve istekleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürüyor.. Afganistanın ABDtarafından işgalinin hemen ardından bu işgalinin NATO şemsiyesi altına alınması bunun açık göstergesi değil midir
Son olarak Letonyanın Başkenti Rigada toplanan NATOZirvesinde 20 bin kişilik bir Acil Müdahale Gücü oluşturulmasının kararlaştırılması gösteriyor ki NATObundan sonra daha aktif olacak, çatışma bölgelerinde görev alacak. Özellikle de bu Acil Müdahele Gücünün önümüzdeki aylarda Afganistanda görev üstlenmesi gündeme gelebilecek. Her ne kadar zirvenin ardından Türkiye cephesinden yapılan açıklamalarda NATOya 3 bin askerin daha verilmesi yönündeki kararın Afganistan ile bir ilgisi olmadığı söylenmiş olsa da bir güç oluşturuluyorsa bunun bir gerekçesi de vardır. Daha doğrusu böyle bir AcilMüdahele Gücünün oluşturulmasını isteyenler kendi kafalarında bu gücü nerelerde kullanacaklarını da belirlemişlerdir. Durup dururken böyle bir gücün oluşturulması niçin gündeme gelsin..
Demek istediğim o ki, Sovyetlerin dağılmasının ardından normal olarak NATOnun feshedilmesi gerekirken giderek eskiye göre muharip gücünü artırma yönünde adımlar atıyor olması bu teşkilatın ABDnin Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesinde görev alacağını ve bu iş için de Acil Müdahele Gücü adı altında şimdilik 20 bin kişilik -3 bini Türk askeri- bir güç oluşturuluyor. ABDnin öncelikli hedefleri arasında İslam dünyasının her bakımdan yeniden şekillenderilmesi bulunduğuna göre NATOAcil Müdahale Gücüne vereceğimiz askerlerimiz de ABDnin bu hedeflerine hizmet için kullanılmış olmayacak mıdır