Erzurumlu Alvarlı Efe Hazretlerinin Erzurum la ilgili bir
vecizesi var. Der ki, Erzurum, mülk-ü İslam ın kilididir. Serhat şehrimizdir.
Alparslan dan itibaren Anadolu Türk yurdu olmuştur. Ahlat giriş kapılarından
birisidir. Erzurum şarktan gelen tehlikeleri savuşturur. Bundan dolayı Rus ve
Ermeni akınlarının ve savletlerinin dalga kıranı olmuştur. Erzurum un özelliği
geçit vermez oluşudur. Bununla birlikte Anadolu da mülk-ü İslam ın birçok
kilidi bulunmaktadır. Erzurum Rum ilinin şarktaki kilididir. Bununla birlikte
Süleyman Paşa dan itibaren Çanakkale veya Gelibolu İslam yurdu haline gelen
Anadolu nun başka bir kilididir. İngilizler Fransızlarla birlikte bir blok
savaşında bu kilidi açarak Anadolu ya yüremek istemişlerdir. Lakin Seddü l
Bahir ve Kilid-i Bahir karşılarına dikilir. Düşmanlara ve emellerine set olur.
Demek ki, Kilid-i Bahir köyü sadece Çanakkale nin kilidi olmayıp bilakis
İstanbul un ve onun ötesinde Anadolu nun kilididir. Bu kilidi açan düşman
Anadolu nun mahremine uzanacaktır. Düşmanlar Birinci Dünya Savaşı sırasına bu
iki kilidi de açmak istemişlerdir. Erzurum da Çanakkale de, düşmanların
mıhlanıp kalmasına yol açmış ve daha ileri gitmelerine izin vermemiştir.
Çanakkale de İngiliz efsanesi Türk destanına dönüşmüştür. 100 yıldır bu
destandan besleniyoruz. Manevi olarak gıda alıyoruz. Destan şairimiz ve
Çanakkale nin ruhu mücerret timsali Mehmet Akif İstiklal Marşında Değmesin
mabedimin göğsüne namahrem eli ifadesiyle bir gerçeğe parmak basmıştır.
*
Çanakkale Türk ün ölüm kalım savaşıdır. Çanakkale bir
başka Malazgirt tir. Bu savaş topraklarda tutunma ve var olma mücadelesidir.
Malazgirt bu toprakları zapt etme ve fethetme mücadelesidir. Çanakkale ise var
olma mücadelesidir. Osmanlı Balkanlar dan atılmış ve sıra Anadolu ya gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Yavuz un Ortadoğu daki mirasına da veda
etmişizdir. Hem Balkanlar dan hem de Arabistan dan atıldık. Son kalan mevzii
Anadolu dur. İşte Türkler Çanakkale de bu ruhla savaştılar. Çanakkale düşünce
kapısı olduğu İstanbul da düşecektir ve Fatih in yadigarı ve emaneti Ayasofya
da namahrem eline geçecektir. Bu Kudüs ile Mescid-i Aksa nın münasebeti
gibidir. Ayasofya nın göğsüne namahrem elinin değmesi ihtimaline karşı Enver
Paşa kendinden geçmiş bir vaziyette şunları mırıldanmaktadır : Çanakkale
geçilirse İstanbul işgal edilecek ve Ayasofya müstevlilerin ve küffarın eline
geçecektir. Ayasofya yı onlara yar etmeyiz ve kendi ellerimizle yıkarız
Çanakkale Haçlılara karşı son bir destandır. Elbette Yunanlıların ve
İngilizlerin derdi Ayasofya nın eski statüsüne çevrilmesidir. Enver Paşa gibiler
bunu sezinlemektedir. Nitekim mütareke yıllarında Anglikan Kilisesi
zaferlerinin Kilisenin ve inançlarının zaferi olduğuna da hükmederek Meşihat
Dairesine İslam la alakalı üst perdeden sorular sormaktadır. Sorudan ziyade
sorgulamaktadır. Sanki bu sorgulamayı 16 ıncı Benediktus un selefleri
yapmaktadır. Ama Türkler kuru gürültüye pabuç bırakmazlar.
*
Enver Paşa, Fatih in emaneti ve Akif in deyimiyle
Türklerin namusu olan Ayasofya konusunda titremektedir. Onun tekraren kiliseye
tahvil edilmesinden endişelenmektedir. Korktuğu gerçekleşmemiştir. Lakin daha
sonra İngilizler çekildikten sonra Türk idaresi altına giren Ayasofya ne yazık
ki Fatih in vakfiyesinin hilafına mabet vasfından arındırılmış, müze
yapılmıştır. Yani İngilizlerin yapamadığını kendimiz yapmış bulunmaktayız.
Niçin Kimi memnun etmek için Şimdi dinler arası diyalog taraftarı Fener
Patriği Bartholomeos, Ayasofya nın tekrar asli hüviyetine çevrilmesine ve cami
yapılmasına karşı çıkıyor. Ara statüde veya Araf ta (menziletü beyne l
menzileteyn) kalmasını savunuyor. Bu tutumu elbette kendi açısından tutarlıdır.
Lakin tuhaf olan dinler arası diyaloga vesaire karşı çıkan ulusalcıların da
Bartholomeos nun izinden Ayasofya nın camiye çevrilmek yerine ara statüde müze
olarak kalmasını yeğlemeleridir. Çanakkale yi savunanlar onu biraz da Ayasofya
için savundular. Onun için geçit vermediler. Çanakkale ruhu Ayasofya nın esaret
zincirlerinin kırılmasını istiyor.