12 Eylül yönetiminin ilk genel seçiminde Özal'ın Anavatan Partisi tek başına iktidar olunca eski partilerin taraftarlarının çoğu, MDP ve HP’ye göre daha ehven buldular. Sonuçta halk eski partilerin kurdurduğu partiler seçime girmediği için Kenan Evren’e inat Özal oy vermişti, Üstelik seçim sonuçları 12 Eylül darbecilerine yönelik halkın bir tepkisiydi.

ANAP'ta Özal’dan başka tanınan çok isim yoktu. Seçim öncesi estirilen MDP havası nedeniyle tanınmış kişiler o partiye yönelmiş, ANAP’a ise pek rağbet edilmemişti. Özal’ın hatırına, eşin dostun zorlamasıyla ANAP’ta siyasete girenler büyük çoğunluktu. ANAP iktidara gelince, çok kişi beklemedikleri milletvekili, bakanlık veya bürokrat görevlerine kavuştular. ANAP’ın üst düzey yöneticilerin bazıları, il ve ilçe başkanlarının önemli bir kısmı MSP ve MHP ağırlıklıydı.

Yeni Asya hariç Nurcular, Süleymancılar, Fethullahçılar MDP’yi destekleme kararı almışlardı ancak Kenan Evren’in seçimden iki gün önce yaptığı konuşma, o cemaatlerin tabanını da ters yönde etkilemiş, çok büyük oranda ANAP’a yönelmişti. Oy kullanmayı düşünmeyen kimi cemaat ve tarikat mensupları bile Kenan Evren’e inat sandık başına koşmuştu.

Seçim sonucu çoğu kesimi kendine göre sebeplerle sevindirmişti. En büyük sevinçleri 12 Eylül yönetimine karşı alınan bir zaferdi. Nasıl 12 Eylül yönetimine gün gelecek, bu varta atlatılacak denilmişse, şimdi de bugün Özal’ın Başbakan olması iyidir, eski liderlerimizin partileri kurulunca ileride yuvaya döneriz düşüncesi zihinlerde yer alıyordu.

Özal, bu hissiyatın farkındaydı. O yüzden olabildiğince el altından da olsa dindar kesimin hoşuna gidecek icraatlar sergiliyor, pek çok önemli makamlara dindar insanları getiriyordu. Fakat basının sol kesimi bir süre sonra bu durumu eleştirmeye başladılar. Hatta bu gidişle Erbakan’ın yolunu açacak iddiasında bulunanlar oluyordu. Bazı sonradan liberal olan bir kısım sol ise artık Özal’ı destekliyor, umulmadık kişiler köşelerinde Özal’a övgüler yağdırıyorlardı. Onlardan bazılarına göre Özal Erbakan’ın yolunu açmıyor, tersine Erbakan’ın yapabileceği kimi icraatlarla aslında Erbakan’ın yolunu kapıyordu. Kimse bu saatten sonra Erbakan’a oy vermezdi, zaten siyasi yasaklıydı. Benzer şeyleri, Demirel için de söylüyorlardı.

Kimi ulusalcılar Özal’ın aslında Erbakancı olduğunu ama laik çağdaş görüntüyle sağ kesimin oylarını aldığını ileriye sürüyordu. Onlara göre Özal, seçim öncesi MSP’lilere, cemaat ve tarikatlara verdiği sözleri tutuyordu. Kendisi de Nakşibendi tarikatındandı ama bu yönünü ön plana çıkarmamış, gizlemişti. Daha çok ekonomist yönüyle ön plana çıkıyordu. Ama bu imajın gerisinde Özal gerçekte bir tarikatçıydı ve dini çevrelerin bugüne kadar kazanamadıkları mevkileri, makamları kazandıran, yine bugüne kadar alamadıkları mesafeleri almalarını gizliden gizliye sağlayan kişiydi.

Mesela Milli Eğitim Bakanlığı tamamen tarikatçıların ve cemaatlerin elindeydi. Dini çevrelerin yayınladığı dergiler, kitaplar MEB Talim Terbiye Kurumu tarafından okullara tavsiye ediliyor, Tebliğler Dergisi'nde bu tavsiyeler yayınlanıyordu.

1985 yerel seçiminden sonra

1985’te yapılan yerel seçimlerde Erdal İnönü’nün SODEP’i, Yıldırım Avcı’nın genel başkanlık yaptığı Demirel’in DYP’si, Ahmet Tekdal’ın genel başkan olduğu Erbakan’ın RP’si seçimlere katıldı. ANAP’ın oyları %41,5’e düşerken SODEP %23,4, DYP %13,2, HP %8,8, MDP %7,1, RP ise %4,4 oy aldı. Bu ilk yerel seçimde sağ ve sol yuvalarına dönme işareti verirken, HP ve MDP erimişti.

Bu seçim sonuçlarından sonra basın Özal’ı daha çok eleştirmeye başladı. Onun takunyalı karikatürlerini çizenler, laikliğe aykırı işler yaptığını iddia edenler oluyordu.

Bir süre sonra siyasi ortam rutin bir sürece girmişken, Refah Partiler meydana çıkmaya başladı. Sanki yarın seçim varmış gibi oldukça yoğun çalışıyorlardı. Teşkilatlar sürekli toplantılar yapıyor, mahalle mahalle, ev ev parti propagandası yapıyordu.

Erbakan’ın siyasi yasak nedeniyle yokluğunda bu hareketliliğin başını çeken hatiplerdi. Refah Partisi’nin her ilde, ilçede pek çok hatibi vardı. Ama bu ilk dönemde üç isim öne çıkmaya başladı: Ege Bölgesi’nde Bülent Arınç, İstanbul’da RP İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya’dan Şevki Yılmaz.

Refah Partisi’nin üç hatibi

Bülent Arınç, daha MNP zamanında tanınan, parti teşkilatlarının bildiği bir isimdi. Erbakan'dan sonra en iyi hatip olarak kabul ediliyordu. Bülent Arınç'ın RP tabanındaki diğer ismi “Küçük Erbakan”dı.

Küçük Erbakan diye tanımlanmasına rağmen Bülent Arınç'ın konuşmaları Erbakan'ın konuşmaları gibi değildi. Onun kendine has akıcı, düzgün, bir hitap şekli vardı. Meydanlarda yaptığı konuşmalar dinleyicileri coşturuyordu. Necip Fazıl’dan, Mehmet Akif Ersoy’dan şiirler okuduğu konuşmaları saatlerce sürse de zevkle dinleniyordu.

En çok okuduğu şiir, Necip Fazıl’ın Utansın şiiriydi.

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;

Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Bülent Arınç, RP'nin ilk zamanlarında özellikle Ege bölgesinde şehir şehir, köy köy dolaşıp konuşmalar yaptı, konferanslar verdi ve pek çok dağılan eski MSP'lileri toparlamaya çalıştı. Dönemin şartları ve o yıllardaki insanların düşünce yapıları, konuşmaları etkileyici bulsa bile Refah’a geçmekte zorlanıyordu.

Meydanlarında, köy kahvelerinde, evlerde, odalarda bazıları, “Kızımızı isteyin size kızımızı veririz, ahlaklı, temiz, dürüst insanlarsınız ama size oy veremeyiz” diyorlardı. O dönemde pek çok hatibin duyduğu sözlerdi bunlar. Fakat buna rağmen karşılarında beş on kişi bile olsa konuşmaktan vazgeçmediler ve en azından bir aileden birkaç kişiyi, özellikle gençleri ve hanımları etkilemeye başladılar.

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Zamanla Bülent Arınç gibi, başka tanınmış hatipler ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan birisi İstanbul RP İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dı. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul ve Karadeniz bölgesi başta olmak üzere her tarafa giden, her taraftan istenen bir hatipti. Onun da kendine has sert ve heyecanlı bir konuşma tarzı vardı. Teşkilat arkadaşlarıyla kahvelere, balıkçılara, meyhanelere, gidip Milli Görüş’ü anlatıyor, RP'ye oy istiyordu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında da Necip Fazıl şiirleri yer alıyordu. En çok okuduğu şiir Sakarya şiiriydi.

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Necip Fazıl’ın şiirlerini okumasını beğendiği Erdoğan, şiirin bazı bölümlerinde sesini yükseltiyordu.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?;

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Son kısmına gelince dinleyicilerin çoğu eşlik ederdi:

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Almanya’daki hatip: Şevki Yılmaz

Fakat RP'nin hitabetteki asıl yıldızı Almanya'dan çıktı: Abdullah Müftüoğlu.

Gerçek adıyla: Şevki Yılmaz...

Şevki Yılmaz'ın konuşma tarzı Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan'dan daha çok ilgi görüyordu. Tarzı halka çok etkiliyordu, Başlangıçta herkes Abdullah Müftüoğlu'nun kim olduğunu merak etti. Bir zaman sonra Abdullah Müftüoğlu gerçek adı olan Şevki Yılmaz ismiyle lanse edildi.

En sevilen, en çok etkileyen ve kitleleri coşturan, köylülerin bile hoşuna giden Şevki Yılmaz, RP'nin dağınık tabanının toparlanmasında ve partiye taraftar kazanılmasında çok etkili oldu.

Şevki Yılmaz öyle rağbet gördü ki, Almanya’dan Türkiye’ye gelmek ve Türkiye'nin her tarafına adeta koşmak zorunda kaldı. O günlerde televizyonlar renkli yayına geçmiş ve video kasetler yaygınlık kazanmıştı. Bu yeni dönemde video kasetler sinemanın yerini hemen almıştı.

Refah Partililerin video kasetleri

Ama bu filmler kadar rağbet gören Erbakan, Şevki Yılmaz, Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan kasetleriydi. Bu video kasetler sayesinde siyasi yasaklı Erbakan’ın konuşmaları da kasetten televizyon ekranına yansıtılıyordu.

RP teşkilatları, yerel örgütler, örgüt binalarına çağırdıkları konuklarla birlikte Erbakan’ın Şevki Yılmaz'ın, Tayyip Erdoğan'ın, Bülent Arınç'ın konuşmalarını dinletiyorlardı. Özellikle ev toplantıları düzenlenip konu komşunun kasetleri izlenmesi sağlanıyordu.

Kısa zamanda RP teşkilatları canlandı, hareketlendi ve karınca gibi çalışmaya başladı.

Derken kadınlar, genç kızlar sahaya inmeye başladı. Bir anda Refahlı kadınlar, neredeyse erkeklerden daha aktif çalışma sergilemeye başladılar. Komşularını çağırıyorlar, komşularına gidiyorlar, heyet halinde hastanelere, huzur evlerine, köylere ziyarete gidiyorlardı.

Aynı dönemde Refah’ın araba konvoyları her yerde görünmeye başladı. Yirmi-otuz, bazen daha fazla araba, içinde Refah bayrağı sallayan kadınıyla genciyle marşlar şarkılar eşliğinde mahallelerde geziyor, köylere gidiyordu.

12 Eylül askeri darbesinden sonra “Partiyle bir şey olmaz” diyen yaygın fakat dağınık gruplar vardı. RP örgütleri kurulup, genç-ihtiyar pek çok insan RP için arı gibi çalışmaya başlayınca o gruplardan etkilenenler oldu. Çoğu zamanla parti çalışmalarında aktif görev almaya başladılar.

[email protected]

Gelecek yazı:

Mili Görüş Tarihi: Refah Partisi Dönemi: 14

Liderlere siyasi af

Refah’ın Vakti Geldi