Milli Savunma’dan Milli Eğitim’e bakan olan Sayın İsmet Yılmaz’a öncelikle bu yeni görevinden dolayı muvaffakiyetler diliyorum. Allah mahcup etmesin.
Önünde “milli” olan her şeyde biraz mukavemet bulunur. (piyangonun ‘milli’sini saymıyoruz) Ha savunma ha eğitim. İkisi de iç ve dış konuşlanmayı ifade ediyor. İkisinin de ordusu var. 2016 yılı itibariyle yaklaşık 1 Milyon öğretmen olduğunu düşündüğümüzde ortada ciddi bir ‘eğitim ordusu’ olduğunu söyleyebiliriz.
Hem eğitim hem savunma ikisi de nizami. İkisi de yanaşık düzen. Son zamanlardaki eski kışla düzenini esneten gelişmeleri takdir etmiyor değiliz elbette. Hepsi bir yana, okulların sivil havasını bozan “Milli Güvenlik” derslerinin kaldırılması bile tek başına öğrencilere ve öğretmenlere nefes aldırmıştır. Öğretmen ve öğrencileri kravat serbestîsi bile bu denli rahatlatmamıştır. Neresinden bakarsak bakalım çok güzel gelişmeler bunlar. Sayın Bakan göreve gelir gelmez memleketin hakkıyla çözülemeyen meselelerinin başında eğitimin geldiğini ifade etmiş ve terör başta olmak üzere birçok müzmin problemin ancak kaliteli bir eğitimle çözüleceğini vurgulamıştır.
Eğitimcisinden öğrencisine, idarecisinden velisine ve de bakanına kadar artık herkes bir şeyin farkındadır: Daha işin başında ilk düğme yanlış iliklenmiş, daha sonraki gelenler bu yanlışı devam ettirmişler ve hiçbiri düğmeleri çözüp yeni baştan olması gerektiği gibi iliklemeyi düşünmemiş. Sınav maratonu, kıyafette tek tipleşme, analitik düşünceden uzak muhakemesiz test mantığı, darbe zamanlarının alışkanlıkları, eğitimsiz öğretim…gibi süregelen ezberleri bozacak teşebbüsler olsa da bu girişimler pansuman tedbirler olmaktan öteye gidememiştir.
Milli Savunma ülkenin iç ve dış düşmanlardan korunmasını ve gizli hesabı olanlara karşı caydırıcı güç oluşturmayı hedefler. Bu noktada disiplin ve hiyerarşi gibi iki önemli dayanak noktası vardır. Bu iki dayanak noktasından biri ya da her ikisi yok olup aşındığında düşmanlarınızın iştahını kabartacak denli sınırlarınız işgale hazır demektir. Milli Eğitim için de bir “düşman”dan bahsedebiliriz elbette. Fakat bu düşman her dönem üretilen cinsten bir düşman değil bir milleti toptan cahil bırakan şeyler ne ise onların hepsidir. Empoze ve propagandaya dayalı ideoloji temelli bir eğitimden insan şahsiyetini inşa eden, kemalat eksenli bir eğitime geçmekten başka çaremiz yoktur. Bu hedefte dikkat edilmesi gereken husus, ‘kem âlat ile kemalat olmaz” hakikatini gözden kaçırmamaktır. Müfredat değişikliğine dair son çalışmalar hiç kuşkusuz böyle bir hassasiyeti bünyesinde barındırmaktadır. Bu meyanda öğrenci ders yükünün azaltılması olumlu bir gelişmedir. Milli-manevi değerlerin müfredat için esas kabul edilmesi şayet kitabi düzeyde kalacaksa ‘sadece lafı edilen değerler silsilesi’ olacaksa sadra şifa olmayacaktır. Ailede başlayıp, ilk, orta ve lisede devam eden; çevre ve medya etkisiyle manipülasyonlara açık bir değerleri özümseme yaşama sürecinden bahsediyorsak şayet, bu mutlaka ders kitaplarını ve öğretmenleri aşan bir mahiyette olmalıdır. Çok uzun söze hacet yok. Sayın Bakan’dan sadece üç noktada radikal çözüm bekliyoruz:
Bir: Öğretmenlerin bilgilenme ile mutlu olabilecekleri, kendilerini değerli hissedebilecekleri bir sistem getirin. Kaliteli öğretmen önce kendi kalitesinin başkaları tarafından fark edildiği ve takdir gördüğü bir iklimde kendini gösterir. Eğitimi ilgilendiren konularda herkesten önce mikrofon öğretmene uzatılması gereklidir. Öğretmenlerin hedef ve ülkü birliği olmadan öğrencileri ortak bir gaye etrafında eğitmek mümkün değildir. Bunun yolu öğretmenin itibarının iade edilmesinden geçer.
İki: Öğrencileri teknolojik gelişmelerin tutsağı olmaktan kurtarın. Eğitim teknolojilerine çok vurgu yapmaktan ziyade eğitim içerik, üslup ve yordamı konusunda bir anlayış getirmek daha isabetli olacaktır. Çocuklarımız nesne yorgunudurlar. Onları bu yorgunluktan ancak okulu ve okumayı sevdirerek kurtarabiliriz. Öğrenciler için okullar tatil olduğunda sevinilecek yerler olmaktan ziyade pozitif sosyalleşme ve cazibe mekânlar haline getirilmelidir. Okullar özlenen yerler olmalıdırlar.
Üç: Okul idarecileri dirayetli, donanımlı, adaletli vasıflara sahip insanlardan seçilmeli. İdeolojik ayrıştırma olmadan işler ehline verilmeli, fakat yönetmelikler çerçevesinde işleyiş kontrol edilmelidir. Okul idarecilerin ufuksuzlukları kimi zaman tüm okulun geleceğini ve de geleneğini etkileyebilmektedir. İdareci seçimlerinde entelektüel birikim, sanatsal duyarlık ve felsefi tecessüs tercih sebebi olabilmelidir. Edebiyat, sanat, kültür, bilim ve spor alanında kendini duyurmuş, çok nitelikli işlere imza atmış öğretmenlerden eğitim-öğretimin üst yapısının şekillenmesinde yararlanılması şu ana kadar yapılmamış bir şeydir. Bu yanı başımızdaki nitelikli insan kaynağı öğrencileri çok büyük ufuklara taşıyabilecektir.