Türkiye, militer bir devletten bir hukuk devletine dönüşememenin sancılarını yaşıyor.

Hâkim ve savcı sayınız Avrupa ülkelerindeki ortalamanın yarısı kadarken asker sayınız onlardaki ortalamanın üç-dört katıysa, adalet sisteminizin Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılabilecek bir düzeyde seyretmesini bekleyemezsiniz.  Baştaki noktaya dönersek; Türkiye‘de Adalet Bakanlığı‘nın bütçe içindeki payı yüzde 1.4, Milli Savunma Bakanlığı‘nınki ise yüzde 5.27 düzeyinde.

14 bin hâkim ve savcının kadrosunun bunca sıkışıklığa rağmen 3 binini hâlâ boş bırakan devlet/hükümetin, iş asker sayısının azaltılmasına yönelik adımlar atmaya geldiğinde de yerinde saydığını görmekteyiz. Hatta Genelkurmay Başkanlığı asker sayısının yetmediğine ilişkin raporu hükümetin önüne koyabiliyor. Kimse de buna tepki göstermiyor. Bazılarımız ise dünyanın en kalabalık ordularından birisine sahip olmanın övüncüyle yaşamayı sürdürüyor.  Sonra da Türkiye‘nin bir askeri darbeler ülkesi olduğundan şikâyet ediyoruz. Hâkimlerin dosyalara yetişemediğini söylüyoruz.

Bütün bunlar yaşanırken Adalet Bakanlığı‘na ayrılan bütçe payını tartışana da rastlamak pek mümkün olmuyor.  Eğer bir ülke ekonomik kaynaklarının ve insan kaynaklarının bu kadar büyük bir bölümünü askere yönlendirip adalete bu kadar az pay ayırırsa o ülkenin, en azılı katillerinin sokaklara bırakılmasını şaşkınlıkla karşılamak gibi bir lüksü olamaz.  Bu, bir tercih meselesi, bir öncelikler meselesi...

Oral Çalışlar RADİKAL

Muhabir: Haber Merkezi