Şeytanın taşlandığını biliyorum ve anlıyorum da “meyveli ağacın taşlanması”ndaki mantığını bir türlü anlamıyorum. Açıkçası atalarımızın bu sözü söylemelerindeki sebebi anlamakta güçlük çekiyorum. Meselâ “Şeytan taşlanır”, de; “Şeytana taş atılır”, de; “Şeytanın gözü çıkarılır”, de; “Bütün şeytanlıkları taşlıyorum”, de! Fakat niçin “Meyveli ağaç taşlanır” demişler Bunun arkasındaki veya önündeki sebep / hikmet ne olabilir ki
Ben bu “Meyveli ağaç taşlanır” sözünde müthiş bir ironi görüyorum. Meyve, ağaç ve taşlamak... Bu kelimelerin yan yana gelmesinin mümkinatında acaba ikna mı, alay mı, tespit mi, gerçek mi, hoşgörü mü var diye düşünüyorum. Çünkü bu söz her birine de kapı aralıyor. Her birinin anlatımı ve açıklanması için de kullanabilir bir argüman olarak gözüküyor.
Atasözü deniyor, bilindiği gibi atasözleri kolay oluşmamış… Her birinin arkasında nice anlam derinlikleri var. Bu atasözünde de bağrı yanık, gönlü ummana sığmayıp taşmış, yaşamak zindan edilmiş, öfkesini dağlara, taşlara anlatmak isteyen bir insanın yangınlığı, feryadı var gibime geliyor. “Meyveli ağaç taşlanır” derken burada müthiş bir “taşlama” örneğini görüyoruz ve yaşıyoruz.
Meyveyi “insanın yaşaması için var edilmiş güzel mi güzel bir yiyecek / yiyecekler; maddî ve mânevî anlamda insan emeğinin hâsılası; ürün, sonuç, kâr; Allah’ın insana verdiği rızık / rızıklar” gibi anlamlar vererek açıklamak mümkün...
Taş ise, “katı, kaba, sert; kötü amaçla kullanıldığı zaman ciddi anlamda zarar verici bir nesne”; “ilkel dönemlerden beri silâh maksadıyla kullanılan şey!” Gül yerine taş atmak gibi... “Meyveyi taşlamak” ancak ve ancak zalim tabiatlı insanın yapabileceği bir iştir. Meyveyi taşlamak zulüm sınırının aşılması hali...
İnsan “meyve”yi niçin taşlar “Taşlayanın da rızkı olan meyvenin ne zararını görmüş ki meyveyi taşlıyor” diye düşünmek de mümkün! Nasıl bir ruh hali ona bu fiili işleme ruhsatı ve cesareti veriyor Meyveye ulaşmak istiyorsa niçin taş atıyor Taşlamak biraz da hınç duymanın bir göstergesi değil mi
Ulaşılmak istenen bir güzelliğe ancak taşlayarak mı ulaşılır Yoksa bu da, başka türlü bir elde etme yöntemi midir Bu durumda da zarar vererek elde ettiğiniz bir şeyin hayrını görmeniz mümkün mü “Ben ulaşamıyorum öyleyse başkası da ulaşamasın!” düşüncesinin bir sonucu mudur
İnsan “taş”tan öylesine korkmuş ki bu korku duygusunu ve düşüncesini yine ironik bir biçimde türkülere taşımış ve “Taşa basma iz olur, kız kunduran toz olur!” türküsündeki ironi de, taş kalpli insanların verebileceği zararla ilgili hassasiyetini ortaya koymuyor mu
İnsan niçin “taş”a başvurur Hz. Peygamberi Tâif’ten çıkartmak isteyenler de ellerine taş alarak “taşlama” yolunu seçmişlerdi. Taşa başvuran insanın başı taşlaştığı için mi taşlar, yoksa başını taşlaştırmak istediği için mi
Peygamber, Allah’ın insanlara dünya ve âhiretleri mamur etmek üzere gönderdiği bir meyvedir, rahmettir. İnsan böylesine bir “meyve”ye karşı taşa başvurmasının sebebi, kendisinin nasıl biri olduğunu göstermesinin bir yöntemi midir yoksa
Peygamber “gül”dür, insan gülü taşlama noktasına nasıl düşmüştür Onu bu zulmü işlemeye iten sâik nedir acaba Taşın taşa zulmetmediğini biliyoruz, aksine birbirine destek olur. İnsan kılıklı varlığı, taşın da taşlaşmanın da ötesine götüren ruh hali nasıl bir duygudur
Onlar taş atarken, o yüce insan “söz” söylüyor, insanın en güzel hali olan sözü söylüyor, yani kelâmı dilinden düşürmüyor. Kelâma, taş ile karşılık veriyor taş olasıcalar. Ne yazık ki “gül”e karşı, “söz”e karşı, “kelâm”a karşı taş atanlar tarihin her döneminde olmuştur.
Bugün de onların soyları devam ediyor. Hâlâ “gül”ü de taşlıyorlar, “söz”ü de taşlıyorlar, “meyve”yi de taşlıyorlar, “cami”yi de taşlıyorlar. Taşlama yolunu, kendilerine yol olarak benimseyenler, bugün de kalpleri taşlaşmış olarak varlıklarını sürdürüyorlar. İşte bunun bir sonucu olarak atalarımız, “Meyveli ağaç taşlanır” demiş...
Başka bir taşlama ve taşlaşma örneği de günlük hayatımızın değişik katmanlarında sürekli yaşanan bir olgudur. Âmir, memurunun dış çevreden kaynaklanan haksızlıklar ve saldırılar karşısında, “Sen hiç tasa etme, bunlar olağan şeylerdir, maalesef bizim memleketimizde meyveli ağaç taşlanır” diyerek, memurunu teselli etmeye çalışıyor.
Âmir de toplumun gözü kapalı bir bireyi olarak bu sözdeki ironiyi aynen yaşıyor ve yaşatıyor. Güya bir taraftan “Benim gözümde sen meyveli ağaçsın, hiç tasa etme!” demek isterken, diğer taraftan da farkında olarak veya olmayarak taş atanları korumayı da ihmal etmiyor. Bu durum tam da elini taşın altına sokmayan tipik âmir kurnazlığı...
Aslında âmir de taş atanların haksızlıklarını dillendirmek veya önlem almak suretiyle memurunu koruyup kollamak yerine, bu tutumuyla o da memuruna taş atıyor, “İşte insana haddini böyle bildirirler!” demek istiyor, çünkü taş atanların güçlü olduğuna inanıyor. Değişmez bir kural olarak âmir de “güçlünün yanında yer alıyor!”
Bütün bunlardan sonra, her türlü olumsuzluğuna ve çirkinliğine rağmen bırakınız “meyveli ağacı taşlama”yı, ağaçtaki “meyve”yi de görmeyen / göremeyen şaşkalozlara ne demeli