Mevsim hızla değişiyor; havalar soğuyor, yapraklar
sararıyor. Son hazırlıklar yapılıyor. Eskiden kalma alışkanlıklarla konserveler
hazırlanıyor, turşular kuruluyor. Bir önceki söylenen, şimdi söylenen, bir
sonraki söylenecek olan ve daha sonra söylenecekler de unutulmak üzere
bekletiliyor. Hafızayı unutmak üzerine kullandırmak herhalde eğitimcilerimizin
en büyük başarısı çünkü sorgulanmak bir yeterlilik arayışı olacağından daha en
başta bunun önlemini alıyorlar. Önce kendilerini rahata erdiren durum sonra
yöneticiler için bir imkana dönüşüyor. Çünkü güdülmesi kolay bir toplum bulan
erk sahipleri her şeyi rahatlıkla yapabiliyorlar. Ne de olsa dün yediğini
hatırlamayan, günlük yaşayan bir toplumsal hafıza ile karşı karşıyalar. Toplum
unuttukça istikrar geliyor! Hatırladıkça kaos...
Terör: İnsanın insanı korkutması, korkutarak
istediklerini yaptırması. olarak tanımlanıyor. Bu tanımı başa koyunca neden
sürekli hortladığı sorusuna bir miktar cevap bulabiliyorum. Ekranların, zavallı
insan aklına ve insanlığa ihanetini gördükçe sadece üzülüyorum. Bir kanala erk
sahipleri tarafından yapıştırılan bir yafta toplumsal bir kanaate dönüşürken o
kanaldan gelebilecek her türlü hakikati bertaraf ediyor. Geriye kalan 28 kanalın ne kadar hakikati örtme
girişimi varsa onların hepsine bir alıcı buldurması korkuyu yayanların
hedeflerine kısa vadede ulaşabileceklerine dair bir intiba veriyor. Gerçeklikle
bağı koparılmış insanlar için korku ve acı bir tehdit olarak başuçlarında asılı
duruyor. Sorgulanmayan her şey maalesef yorumcuların telifi ile kılık
değiştirip topluma yol, su, elektrik, ihmal ve ölüm olarak geri dönüyor.
Mevsim hızla değişiyor. Kan kırmızısı bir sonbahar. Freni
patlamış bir otobüs ve sadece umutların üzerinden değil geleceğin de üzerinden
hızla geçip bir şöför hatası olarak kayıtlarda yer alıyor. Yine unutulacak
tarih yazıcılar tarafından. Resmi ağızlar ne söylerlerse o okunacak, o
yorumlanacak. Uzun vaat listeleri yok bu mevsim, çünkü bütün hasatı tarumar
eden suçlu bulundu. Herkes elde kalan mahsulü tek başına istiyor. Onun için
korkular konuyor her sofrada kaşıklara, ekranlarda kaygılar...
Mevsim hızla değişiyor. Hakikatin üzerine yeni kılıflar
dikiyor, kıyafetler tasarlıyorlar kendisi gibi görünmesin diye... Kan kırmızısı
kostümler giydiriliyor. Bütün minarelerden tek ses yükseliyor ve korkuyu
bekletiyor hutbeler. Resmi ve ciddi uyarılarda bulunuyor imam efendiler. Dolar
ve Euro endeksi, borsalar korkuyu istikrarlı bir şekilde yükseltiyorlar.
Stratejik unutkanlık istikrar türküsü ile şehir şehir dolaşıyor. Her şey
duruyor, unutkanlık yola devam ediyor hem de ilk günkü aşkla! Gerçi bu sefer
biraz romantik ama korkusu daha sert, müziği ölüm marşı.
Mevsim hızla değişiyor. Fark etmek isteyenler için kalp
iyi bir pusula, hafıza iyi bir uyandırıcı sorular en iyi tahlil aracı. Size
gelen herkese sorun, sorgulayın... Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez.
TAŞ GEMİ
Ben de şu dünyaya geldim sakinim,
Yorulan yorulsun, ben yorulmazam.
Derviş makamından ben ayrılmazam
Dünya kadısına ben sorulmazam
Kalsın benim davam, divana kalsın.
Ben de vekil ettim Bari Hüda mı
O da kulu gibi zulüm ede mi
Orda söyletirler bir bir adamı
Kalsın benim davam, divana kalsın...
(Not: Ruhi Su dan dinleyebilirsiniz...)
Bize Kadar
1-İnsanın karakteri kaderidir.
2-Edep ne güzel ziynettir. Dünya hatırla dönüyor.
3-Sömürüldükten sonra istersen jet e sahip ol.
4-Yollar, köprüler, tüneller dünyadaki adaletsizliği yok
etmiyor. Bir yere 10 dk erken gitmekle geç gitmek arasında bir fark yok. Ölüm
baş ucunda dururken, çocuklar kıyıya vururken.
5-İnanç en büyük silahtır. Güce itimat ediyorsan inanç
sadece bir mizahtır.
6-Şartlara teslim olmak, en büyük zillettir.
7-Her şey geçicidir. Bu da geçecek...
Dağarcık
Erbakan Hoca ve arkadaşları üniversite yıllarında bazı
konuları anlatmaları için hocalarını davet eder, konuşmacı mekandan ayrılınca
konuşulan meseleyi mütalaa ederlermiş. En önemli kriter ise konuşmacı
mihraklaşmış mı yoksa mihraklaşmamış mı olurmuş. Yani konuyu anlatan kişinin
merkeze aldığı temel bir kuvvet var mı yoksa her konuda farklı bir tarz mı
geliştiriyor. Daha sonra Erbakan hoca bu yaklaşımı davası içinde kullanmaya
başlar. Bir kişi konuşurken eğer herşeyi İslam üzere ve mihenge vurarak anlatıyorsa
ona mihraklaşmış; konu değişince merkeze aldığı şeyde değişme oluyorsa ona da
mihraklaşmamış diyormuş.