Bir dönem işlevsiz Kıbrıs (Rum) Cumhu-riyeti’nin önce Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı görevini sonra da Dışişleri Bakanlığı görevini yapan Erato Kozaku Markulli, geçen hafta sosyal medya üzerinden yayınladığı mesajında, 14 Ağustos 1974’te EOKAB militanları tarafından gerçekleştirilen katliamlar için Kıbrıslı Türklerden özür diledi. Biz de inandık.
Bayan Erato Kozaku Markulli’nin, tescilli bir Türk düşmanı olduğunu tüm meslektaşları dile getirmektedir. Bu güne değin hiçbir Türk temsilcinin elini sıkmaması ile ünlüdür. Yabancı diplomatlar arasındaki lakabı da “Kara Cira”dır.
15 Kasım 1983 tarihinde ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dünya siyasetinden silmek için 18 Kasım 1983 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplantıya çağıran ve insanlığın yüz karası olan 540 No.lu kararı aldıran ve “Hiçbir BM üyesi ülke KKTC’yi tanımayacaktır” diye başlayan BM GK Konseyi kararını bizzat yazarak İngiltere BM GK temsilcine veren, o dönemde işlevsiz Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin BM daimi temsilcisi olarak görev yapan bayan Erato Kozaku Markulli’dir.
Babası Kardiyolog Dr. George Kozakos 1960-1974 yılları arasında EOKA’nın Limasol sorumluluğu görevini fiilen yapmış, 10 Şubat 1964 gecesi Limasol’da yaşayan Türklere EOKA milis kuvvetleri tarafından yapılan ve 3 gün 3 gece süren saldırıyı fiilen idare etmiş kişidir Markulli’nin babası. Şimdi Markulli, çıkmış utanmadan Muratağa, Atlılar ve Sandallar’da 126 çocuk ve kadın ile Taşken’ten 85 sivil erkeğin öldürülmesinin aydınlatılması ve suçluların adalet önüne getirilmesi için Kıbrıs Rum tarafının geçmiş 42 yılda hiçbir çalışma yapılmadığını söyleyerek özür dilemekte, “Kıbrıs’ta yaşanan trajedilerin” ardındaki gerçeğin etkin bir şekilde ortaya çıkarılması için hakikat komitelerinin kurulmasının zamanının geldiğini dile getirmekte ama 1963-1974 yıolları arasında Kıbrıslı Türklere yaşattıkları soykırıma hiç değinmemekte. Markulli aklınca Kıbrıs’taki olayların 1974 yılında başladığını dile getirmekte ama 1964 Şubat’ında Arpalık köyünde yaptıkları katliamdan, 15 Kasım 1967 tarihinde Geçitkale ve Boğaziçi’nde üzerine mazot döküp canlı canlı yakarak şehit ettikleri kardeşlerimizden ve benzeri katliamlardan asla bahsetmeyip özür dilemeyi aklına getirmemekte.
Akıllarınca Anastasiadis ve aveneleri, yüz yıl evvel Girit’te oynanan oyunun aynısını Kıbrıs’ta da sahneleyecek veya sahneletecekler. 17 Nisan 1897’de Yunanistan’a savaş açan Osmanlı Devleti, Atina’ya girmek üzereyken aynen 1974 Barış Harekâtı’nda olduğu gibi Yunanistan’daki “Deli Yanni” hükümeti düşmüş ve yerine Rallis Hükümeti gelerek Osmanlı Devleti’nden mütareke istemişlerdi. Avrupalı devletler ve Rusya araya girmemiş olsaydı, Osmanlı ordusu Atina’yı da alıp, Yunanistan’ı bir kez daha topraklarına katmış olacaktı. Yapılan barış görüşmeleri sonrasında Yunanistan Osmanlı Devleti’ne dört milyon Osmanlı altını, evleri yıkılıp dökülen Türklere de yüz bin Osmanlı altını tazminat ödemişti. Barış Antlaşması’ndan sonra hâlâ daha sorunların ve Türklere saldırıların devam ettiği Girit’te “Türk askeri adadan giderse adada barışı sağlanacaktır” iddiaları ortaya atılmış ve İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’nın baskıları sonucunda da 18 Aralık 1897’de bir antlaşma imzalanarak Girit’e Muhtariyet verilmiş, Osmanlı askeri de adadan çekilme hazırlığına başlamıştır. Bu anlaşmanın 3’ncü maddesi olan, “Müslümanların emniyeti temin edildikten sonra Türk askeri adadan çekilecektir” uyarınca, Avrupa Birleşik Devletleri adaya, Müslümanların emniyetini temin etmek üzere donanmasını göndermiş ve Türk askeri de adadan çekilmiştir. Avrupa Birleşik Devletleri, Yunan kralının ikinci oğlu Prens Yorgi’yi “Fevkalade Komiser” olarak Girit idaresinin başına getirmiş ve kısa zaman içinde de Türklere yapılan saldırılar ve katliamlar sonucunda Girit’te bir tek Türk kalmamış ve Girit’te Yunanistan’a ilhak edilmiştir.
Anastasiadis başkanlığındaki Kıbrıs Rum Yönetimi, bu filmi aradan geçen yüz yıl sonra gene, sırtını Avrupa devletlerine dayayarak sahneye koymak istemektedir. Bu nedenle de koro halinde tüm siyasiler 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın içinde yer alan Türkiye’nin garantörlüğünü istememektedirler. Ama biz bu filmi 100 sene evvel gördüğümüz için yutmak gibi bir niyetimiz yok artık. Kıbrıslı Türkler, 1963 olaylarını, 21 Aralık 1963 ile 16 Ağustos 1974 tarihleri arasında yaşanan soykırımı, Rumlar tarafından kalleşçe ve barbarca öldürülen binlerce masum insanımızı, yakılan ve yıkılan yüzlerce evimizi ve köyümüzü unutmuş değildir. Bizleri Rumların mezaliminden kurtaran anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmuştur. Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlara en küçük bir güveni yoktur ve Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğu da Rumlarla iç içe yaşamak istemediğini artık yüksek sesle dile getirmektedirler. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’ta hiçbir zaman Rumların yatıp kalkıp hayal ettikleri şekilde 1974 öncesine dönüşü ve Rumların egemenliği altındaki bir devlet içinde azınlık olarak yaşamayı kabul etmemektedirler ve asla da kabul etmeyeceklerdir…