Her türlü sapkınlık meşru hale geldi

İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan maddeleri tek tek açıklayan Dünya Çocuk Hakları Derneği Güneydoğu Başkanı Dr. Uğur Balin, “Sözleşme, ‘toplumsal cinsiyet’ tanımı içine ‘cinsel yönelim’i de almak suretiyle her türlü sapıklığı açıkça meşrulaştırmıştır” dedi.

Balin, “Metinde geçen “eş” kelimesinin yanına ‘veya partner’ ilâvesiyle, nikâhsız beraberlikleri de aile tanımı içine almıştır. Sözleşme metninin Türkçe tercümesinde her ne kadar ‘aile’ kelimesi geçiyorsa da bu durum, orijinal metinde yer alan ve ‘ev içi’ anlamına gelen ‘domestic’ kelimesinin yanlış tercümesinden ileri geldiği gerekçesiyle tenkide uğramıştır. Bununla beraber, gerek sözleşme metninin bütünü, gerek sözleşme gereğince çıkarılan uyum yasası, gerekse uygulamalar bu tercüme hatasını fazlasıyla telâfi edecek kadar konuyu açıklığa kavuşturduğu ve nikâhsız beraberlikleri de aile kavramı içine dâhil ettiği için bu tür ufak tefek ‘hataların’ kamuoyu tepkisini hafifletmek amacına yönelik rötuşlardan başka bir şey olmadığını rahatça söyleyebiliriz” diye konuştu.

“FEMİNİZME KARŞI BÜTÜN İNANÇ YOK EDİLMEK İSTENDİ”

Sözleşme ile feminizmin temel kavramlarına aykırı ne kadar düşünce, inanç ve örf varsa hepsinin yok edilmek istendiğini dile getiren Dr. Uğur Balin, “Sözleşmenin 12. maddesinde ‘Kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan önyargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak’ şeklinde ifade edilmiştir. Ancak bu maddenin tercümesi de, asıl ibarenin “ortadan kaldırmak” değil, “kökünü kazımak” şeklinde çevrilmesi gerektiği yönünde tenkide uğramıştır. Toplumun tepkisini hafifletmek için adeta nabza göre şerbet verilmiştir” şeklinde konuştu.

“SAPKINLARA EVİNİZİ AÇMAZSANIZ SUÇLANIYORSUNUZ”

Uğur Balin, “Sözleşme hükümleri gereğince nikâhsız beraberlikler veya ‘cinsel yönelim’ adı altında toplanan sapıklıklar ‘hayatın her alanında koruma altına alınmış bulunduğu için, meselâ beraberce kalmak isteyen kız ve erkek öğrencilere, yahut cinsel sapıklara evinizi kiralamaktan imtina ettiğinizde, toplumsal cinsiyet ayrımı ile suçlanabilirsiniz” dedi.

“BİNLERCE AİLEYİ DAĞITTILAR!”

Sözleşme ile binlerce ailenin dağıldığını hatırlatan Uğur Balin, “Ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm edilen erkekler, nikâhlı eşe tecavüz suçuyla hapsedilen insanlar, kadının bir şikâyetiyle altı ay evine yaklaştırılmayan yüz binlerce koca, erken yaşta evlendikleri için dağıtılan aileler ve tecavüzcü olarak 10-15 yıl hapis cezasına çarptırılan binlerce eş, İstanbul Sözleşmesi’nin ve bu sözleşme gereğince çıkarılan 6284 sayılı kanunun milletimize armağan ettiği yeniliklerden birkaçıdır. Üstelik bu konularda takibat şikâyete bağlı olmayan kamu davası niteliği taşıyor ve muttali olan herkese ihbar yükümlülüğü getiriyor; şikâyet sonucu olan takiplerde şikâyetçi şikâyetini geri çekse bile dava mahkûmiyet ve infazla neticeleninceye kadar sürüyor. Erken yaşta evlenme yasağı, erken yaşta nikâhsız beraberlikleri kapsamıyor. Sözleşme zinayı değil, evlenmeyi yasaklıyor ve ırza tecavüz muamelesine tâbi tutuyor” şeklinde konuştu.

“SÖZLEŞME BÜTÜN KANUNLARIN ÜSTÜNDE SAYILIYOR”

Dr. Uğur Balin, “Bu sözleşme gereği olsun, diğer şekillerde olsun, kadınların lehindeki hüküm ve uygulamaların anayasaya, kanunlara, akla, iz’âna uygun olması gerekmez. Kadınları korumaya yönelik olarak alınan tedbirlerin hiçbir zaman ayrımcılık sayılamayacağını da sözleşme hükme bağlıyor. Yürürlükteki kanunlarda, hatta anayasada, İstanbul Sözleşmesi’nin hükümleriyle çelişen herhangi bir hükmün bulunması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Çünkü İstanbul Sözleşmesi bütün kanunların üzerinde sayılıyor; böyle durumlarda kanunlar İstanbul Sözleşmesi’ne göre yorumlanıp uygulanıyor. Ayrıca hiçbir şekilde İstanbul Sözleşmesi’nin anayasaya aykırılığı da iddia edilemiyor. Sözleşme hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişilerin tümünü bağlıyor” diye konuştu.

“BASKILAR İLE TASARI GERİ ÇEKİLDİ”

İstanbul Sözleşmesi’nin ve onu takiben çıkarılan 6284 sayılı kanunun yol açtığı facialara karşı hükûmetin mağduriyetleri gidermek üzere bir yasa tasarısı hazırlamak mecburiyetinde kaldığını ifade eden Uğur Balin, “Ancak bilinen çevrelerin her zamanki yaygarası baskın çıktı ve bir süre sonra ‘yukarıdan’ gelen bir işaret üzerine tasarı geri çekildi. Oysa parlamentonun o günkü kompozisyonunda iktidar bu yasayı tek başına rahatlıkla çıkarabilecek durumda idi… Daha sonraki aylarda Başbakan, bu durumu, “Maalesef kendimizi iyi ifade edemedik” sözleriyle hatırlayacak,  yine de geri çektikleri tasarıyı değil mağduriyetlere yol açan yasayı“ Küçük yaşta evlilikler hiçbir zaman hoş görülemez, kabul edilemez, yasal olarak da mümkün değil suçtur”  diyerek savunmaktan geri durmayacaktı” şeklinde konuştu.

“DEVLETİN BÜTÜN KURUMLARI SÖZLEŞMEYİ YAYMAK İCİN SEFERBER OLDU”

Devletin bütün imkânlarını seferber ederek bu belgenin ruhunu toplum hayatının bütün safhalarına hâkim hale getirmek için canla başla çalışmaya koyulduğunu ifade eden Uğur Balin, “Adalet Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başrolleri paylaştılar. En ilgi çekici olanı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında 22 Ağustos 2013 tarihinde imzalanan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Rolü ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü” kapsamında imam-hatip, müezzin, kayyım, vaiz, vaize ve Kur’an kursu öğreticilerine verilen ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ eğitimi idi… Din görevlilerinin bu ‘eğitimler’ sırasında tanıştıkları Batı’nın bâtıl değerlerini ne ölçüde benimsediklerini bilemiyoruz.  Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en azından bu dili özümsemiş olduğunu başkanlık yayınlarından anlıyoruz” diye konuştu.

“FEMİNİZMİN SAVAŞI İLAHİ TAKDİRE KARŞIDIR”

Kur’ân-ı Kerim’den ve Peygamber Efendimiz’in sünnetinde kadın ve erkek eşitliğinin hukukta, fazilette, ödül ve cezada eşitlikten ibaret olduğunu ifade eden Uğur Balin, “Bunun dışındaki eşitlikler aslında bir erdem de sayılmaz; zira yaratılışın güzelliği eşitlikte değil, farklılıkta ve çeşitliliktedir. Feminizmin kavgası işte bu İlâhî takdire karşıdır. Onlar kadının doğurmakla, erkeğin savaşmakla yükümlü olmasına, aile hayatında eşlerin birbirini tekmil etmesine, kadının annelik yaparken erkeğin evi geçindirmesine isyan ediyorlar. Fıtratla ve fıtrat diniyle savaşıyorlar” şeklinde konuştu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Uğur Balin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Recep - Allah razı olsun.

Kadın erkek hukukta da eşit değildir. Erkek erkek bile eşit değildir.

Milletvekili mesela dokunulmaz.

Hakimler sorumsuz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Mayıs 04:52
02

Mehmet Emin - Uğur hocanın konuya ilişkin farklı yazılarınıda görmek istiyoruz. Feminizm ve toplumsal cinsiyet ilişkisi çok güzel ortaya konmuş. Aileyi tehdit eden kapıdaki tehlike toplumsal cinsiyet eşitliğidir.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 14 Mayıs 01:34


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?