Reklamı Kapat

Yüksek gündem kurulu 

Devletin bağımlı, bağımsız, özerk bir yığın kurumu var. Meteoroloji, Kızılay, Diyanet… Çok önemli bir konuda kurum yok. Bence Türkiye’nin, Anayasa Mahkemesi gibi devletten tamamen bağımsız bir GÜNDEM kurumu olmalı. On beş üye yeter. Hepsi muazzam kültür sahibi, bilge, âqil, ciddî, vatansever, eğilmez, sarsılmaz, geniş ufuklu insanlar olacak, her hafta ülkenin, devletin gündeminin listesini yapacak. (Şu seksen küsur milyon içinden bu sıfatlara sahip on beş bilge çıkar mı acaba?)

Siyasî iktidar bu kuruma hiç karışmayacak, baskı yapmayacak. Kültürlerinin ışığında vicdanlarının sesini dinleyerek gündem yapacaklar.

Bugün, Türkiye’mizde korkunç, dehşet verici bir gündem kirliliği yaşanıyor. Her kesimin kendine göre sübjektif ve yapay bir gündemi var.

Bazı büyük gazeteler ve TV’ler, süper zengin patronlarının menfaatleri doğrultusunda gündem yapıyor.

Gündemimiz, en adîsinden ve bayağısından magazin haberleri ve resimleriyle dolu.

Nadir istisnalar dışında ilim, irfan, sanat, kültür gündem dışı bırakılmış.

Üç yüz milyon insanı doyuracak şu ülke buğdayını, patates ve soğanını ithal ediyor, konu yeteri kadar işlenmiyor.

Eğitim krizimiz gündemde değil.

İç barış ve sosyal mutabakat konusu gündem dışı.

Bu konularda hiç yazılmıyor, konuşulmuyor değil ama yeterli, tatminkâr, ciddî, seviyeli müzakereler, analizler yok denecek kadar az.

Ülkemizin çok vahim bir Medenî Kanunu ve Ceza Kanunu problemi var, gündem dışında kalmış.

1985’ten beri devam eden PKK terörünün iç yüzünü, mahiyetini bilen yok. Otuz beş senedir ha bitti, ha bitiyor edebiyatı.

Halkımız, bir ara PKK hesabına helikopterlerle uyuşturucu taşındığını biliyor mu?

Evet Türkiye’nin, acı da olsa gerçeklerle örtüşen realist bir gündemi olmalı; bu gündem üzerine ilmin, kültürün, vatanseverliğin ışığında eğilmeli, çok seviyeli analizler, araştırmalar yapılmalı, çareler çözümler bulunmalı, projeler üretilmelidir.

Medenî, ileri, akıllı, başarılı ülkelerin gerçek ve ciddî gündemleri var. Biz de onlar gibi yapmalıyız.

Dev medya kurumlarımız sarımsağın faydaları, maydanoz, afrodizyak yiyecekler, karısını döven futbolcu, gibi havaî konularla dolu. Kendimize çeki düzen versek, gündemimizi ciddîleştirsek çok iyi olacak.

Gerçek gündem konusunu gündemimize almalıyız.

***

1945’te Almanya İkinci Dünya Savaşı’ndan feci şekilde yenik çıkmıştı. Yetmiş beş sene sonra bakıyorsunuz, sanki savaştan galip çıkmış bir ülke ve devlet görüyorsunuz. Almanya, yenilgilerini bile galibiyete çevirmesini bilen bir ülke. Keşke, aklı iyi çalışan kaç Türkiyeli kaldıysa onlara Almanya dersleri okutulsa.

***

Sadece Almanya değil… Norveç’ten, Yeni Zelanda’dan, Güney Kore’den, Singapur’dan, Tayvan’dan alacağımız dersler de var. Liselerdeki basmakalıp coğrafya derslerinde genç nesillere başarılı ülkeleri okutup anlatabilsek ne iyi olur. Bu konudaki kitapları kimler yazacak, dersleri kimler verecek? Teorik coğrafya okutmanın faydası ve kıymeti yok. Pratik/amelî coğrafya okutmalı, her genç, biz niçin Güney Kore gibi başarılı değiliz, niçin Yeni Zelanda gibi temiz ve şeffaf değiliz diye sormalıdır.

***

Büyük hayır kurumları arpalık değil, hizmet mekânıdır. Onların başına şu sıfatlara sahip kimseler getirilmelidir: Ehliyetli, liyakatli, başarılı, (iyi manada) hırslı, faziletli, iş bilir, iş bitirir, geniş ufuklu, fedakar, feragatli, vizyon sahibi, planlı programlı çalışan…

***

Devletin prestiji için kullanılan birkaç vasıta dışında lüks, masraflı, şatafatlı makam otomobillerinden nefret ediyorum.

***

Taşraya gitsem, ücretini ödemek şartıyla bir öğretmen evinde, bir kurumun (dışarıdan müşteri kabul eden) misafirhanesinde kalıyorum, içkili yıldızlı yaldızlı lüks hotellere inmiyorum.

***

Servetiyle, makam ve mevkii ile böbürlenen, gururlanan, kibirlenen, küçük dağları ben yarattım havalarına giren o adam ne kadar küçüktü.

***

O zatın manevî rütbesi çok büyüktü, belki de zamanın en büyüğü idi. Geçinecek kadar geliri vardı. Evi yoktu, basit bir meskende kirada oturuyordu. Otomobili yoktu. İçine ekmek doğradığı bir tas çorbası… Eski fakat temiz iki elbisesi… Ziyaretine gidip duasını almış olduğum için mes’ud ve bahtiyarım.

***

İyi, salih, uyanık bir Müslüman’ın iki sağlam bağı vardır: Allahü Teala ile ezelde Elest Bezminde yapmış olduğu ahd ü misakı… Resulullaha olan biat ve irtibatı. Bu iki bağdan mahrum olanların durumu parlak değildir.

***

Manevî dereceleri ve rütbeleri yüksek olanların başları beladan kurtulmaz. Resulullah Efendimiz, “Belanın en şiddetlisi Nebileredir, sonra derece derecedir” buyurmuşlardır.

***

O sapık dünyayı kendine yalancı bir Cennet yapmak istedi, çok hırslıydı, didindi çırpındı, çok şeyler elde etti. Pür azamet, pür ihtişam, pür tantana yürürken ayakları yerde güm güm sesler çıkartıyordu. En sonunda beş parasız iki metrelik bir çukura konuldu. Kuru bir kefene sarılmıştı, yanında büyük yolculukta harcayacağı bir mangır bile yoktu. Olsa da geçerli olmazdı.

***

Sanma ey hâce ki senden zer ü sim isterler

Yevme la yenfau’da kalb-i selim isterler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmed Şevket Eygi



İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?