Dünün düşmanı bugünün dostu!..

Uluslararası ilişkilerde ebedi düşmanlıklar ve ebedi dostluklara yer olmadığı söylenir. Bu tespit nispeten doğrudur. Özellikle Türkiye-Rusya ilişkilerine baktığımızda bu durum tüm çıplaklığı ile görülür. Hatırlanacağı gibi ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesine kadar Türkiye için Rusya önemli bir tehdit oluşturuyordu. Bu değerlendirme öyle bir noktaya varmıştı ki, Türkiye her an Rusya’nın saldırısına uğrayacak havası estiriliyordu. Bu yaklaşım sonunda Türkiye’yi kayıtsız şartsız ABD güdümüne itti. Belki istenen de buydu. Rusya söz konusu olduğunda özellikle bu ülkenin sıcak denizlere inme politikasının ülkemiz açısından oluşturduğu tehlike hatırlatılır, ülkemizdeki sol örgütlerin oluşturduğu sisteme yönelik tehlike ısrarla vurgulanırdı. Elbette, bu söylenenlerin doğru tarafları vardı. Ama Rusya’dan Soğuk Savaş yıllarında ülkemize yönelik bir saldırı söz konusu olmadı. Ama bu tehdit adına ister Batı, ister ABD diyelim safında yer almamızı adeta gerekli hale getirmişti. Netice itibariyle ülkemizde yaşanan darbelerin ardından darbeciler ilk açıklamalarında NATO’ya bağlı olduklarını vurguluma mecburiyeti duyarlardı. Bu noktada 12 Eylül darbesinin ardından başlayan mahkemelerde sağ-sol çatışmalarında aynı silahla sabah bir sağcının, öğleden sonra ise bir solcunun öldürüldüğü gerçeği ortaya çıktı.

Nihayet 1990’lı yıllarda birdenbire Sovyetler Birliği dağıldı. Bir başka ifadeyle komünizm iflas etti. Böylece ülkemizin eski tehditten kurtulduğu yaklaşımı gelişmeye başladı. Ne var ki, Varşova Paktı dağılmasına karşılık NATO dağıtılmadı. Sanki komünizm tehdidi hâlâ dünyayı tehdit ediyormuş gibi varlığını korudu. Başlangıçta kuruluş amacı, komünizmin yayılmacılığını önlemek, Hür dünyayı Doğu Bloku’na karşı korumak için kurulduğu söylenen NATO için artık varlık sebebi ortadan kalkmıştı. Bunun farkına varan NATO’nun kurucu ülkeleri yeni bir tehdit bulmak durumundaydılar. Bu tehlike İslam olarak belirlenip ilan edildi. Hâlbuki dünya üzerinde İslami bir tehdit söz konusu değildi. Öyle ise böyle bir tehdit icat edilmesi gerekiyordu. O da ABD ve yandaşları tarafından besleme örgütler olarak oluşturuldu. Ancak, bu terör örgütlerinin hedefi kesinlikle sömürgeci ülkeler değildi. İslam kimliği verilerek oluşturulmuş bu örgütlerin hedefi İslam dünyası oldu. Yani, Sovyetler Birliği zamanında bu kadar bir tehdit söz konusu değildi. Bunu söylerken Sovyetlerin İslam dünyasına dost olduğunu belirtiyor değilim. Sonuç itibariyle Sovyetler dağıldı ama İslam dünyası eskiye göre çok daha fazla saldırıya, işgale maruz kaldı. Böyle olunca özellikle ülkemiz eski düşman Rusya’ya dost olarak yaklaşmaya başladı. Bugün gelinen noktayı sanıyorum fazlaca izaha gerek yok.

Böyle olunca insanın aklına ister istemez, ABD ve Rusya İkinci Dünya Savaşı’nın ardından nüfuz alanları olarak paylaştıkları dünyayı yeni bir paylaşıma tabi tutarak eski ortaklıklarını sürdürüyorlar mı sorusunu getiriyor.

Bugün Türkiye’nin başı ABD ile ciddi dertte. Buna mukabil Rusya ile işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Bu da gösteriyor ki, uluslararası ilişkilerde ebedi düşmanlıklara ve ebedi dostluklara yer yok. Ülkelerin dış politikalarını çıkarları belirliyor. Kaldı ki, yaşadığımız dünyada hiçbir ülkenin kendini soyutlaması mümkün değildir. Artık tüm dünya global bir köy haline gelmiş durumda.

Bu noktada kesin olan hususun Haçlı-Siyonist ittifakının hemen her alanda İslam dünyasına karşı ortak bir cephede buluştuklarıdır. Bunun için, İslam dünyasının en kısa zamanda birlik oluşturması gerekiyor. Bu sağlanamadığı sürece, yeryüzündeki ittifakları ve yakınlaşmaları Haçlı-Siyonist ittifakı belirlemeye devam edecek demektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?