Osmanlı nın dünyaya ferman okuduğu yıllarda cami
mahyalarında yazan yazılar imparatorluğun hâkim olduğu güce ve hâkimiyete dair
yazılardı ve genelde; Fetih suresinin ilk ayeti, Maşallah , Bismillah ,
Leyle-i Kadir , Hoş geldin yâ Ramazan , On bir ayın sultanı , El-Firak ,
Elveda , gibi dini mahiyette ifadeler yer alırdı.
O günlerde kim ülkeye başkanlık yapıyorsa onun adı sanki
halka ulaştırılması gereken dini bir mesajmış gibi mahyalarda yerini alıyordu.
Sultanahmed Camii nin minareleri arasına Para biriktir mahyası, Fatih Camii
minarelerine Cumhuriyetin 30. yıl kutlu olsun , Edirne Selimiye Camii ne
Atatürk ve Var ol İnönü mahyaları asıldı.
Ramazan aylarında şehir meydanına hakim ve en az iki
minaresi olan büyük camilerin minareleri arasına asılan ışıklı yazı yani
Mahyâ , Osmanlı insanının İslam medeniyetine bir hediyesidir. Zira İslam
coğrafyası içerisinde sadece Türkiye de bulunmaktadır.
Ramazan ın ruhuna uygun veciz sözlerin yazılı olduğu
kandillerin asılmasıyla başlayan mahya geleneğinin ilk ne zaman çıktığına dair
rivayetler çeşit arz etmesine rağmen kaynaklar genel olarak Sultan İkinci Selim
Han dan sonrasını göstermektedir. Sultan İkinci Selim döneminde, mübarek
gecelerde, büyük camilerin minarelerinde kandil yakıldığına dair rivayetler
vardır. Kanuni nin torunu, İkinci Selim in oğlu Sultan Üçüncü Murad zamanında,
Şubat 1588 de, Berat, Regaib ve Mevlid gecelerinde de kandiller yakılması için
ferman çıkarılmıştır. Belki de kim bilir bu tarihten sonra havanın kararmasına
müteakip minareler arasında kandiller yakıldığı için bu mübarek geceler Berat
Kandili, Regaib Kandili, Mevlid Kandili şeklinde isimlendirilmiştir.
Osmanlı nın dünyaya ferman okuduğu yıllarda cami
mahyalarında yazan yazılar imparatorluğun hâkim olduğu güce ve hâkimiyete dair
yazılardı ve genelde; Fetih suresinin ilk ayeti, Maşallah , Bismillah ,
Leyle-i Kadir , Hoş geldin yâ Ramazan , On bir ayın sultanı , El-Firak ,
Elveda , gibi dini mahiyette ifadeler yer alırdı. En meşhur mahyalar ise
Süleymaniye Camii ne kurulurdu. Fakat memleketin içinde bulunduğu sosyolojik ve
tarihi gerçekler değiştikçe bu mahyalardaki mesaj içerikli yazıların
muhteviyatı ve konusu da değişti. Mesela Millî Mücadele yıllarında uzun süre
devam eden savaşlar ve bunun doğurduğu ekonomik sıkıntı, savaşlar boyu artan
şehitlere bağlı olarak sayıları çoğalan yetimler mahyaların ana konularıydı.
Yetimleri Koru, Şehitlere Fatiha, Hilal-i Ahmeri Unutma, Muhacirlere Yardım
gibi mahyalar o günlerde en çok kullanılan mahya yazıları olmuştur.1 Sosyolojik
olarak bu mahyalar bize Türkiye de siyasi durum, toplum ve din kavramlarının
ayrılmaz bir bütünün parçaları olduğu mesajını da bizlere vermektedir.
Laik Devletin Propaganda Aleti Camiler
II. Meşrutiyet`le başlayan `Mahyaların ve tabii olarak
camilerin siyasileşmesi ve mahya metinlerinin toplumu şekillendirme aracı
olarak kullanılması, Cumhuriyet devrinde daha belirgin şekilde sürmüş ve yer
yer `lâik` unsurlar, işlenmiştir. Osmanlı zamanında cami mahyaları ile birlikte
topluma verilmeye çalışılan mesaj; birlikte hareket etme duygusu ve beraberlik
hissiydi. Fakat 1923 de cumhuriyetin ilanından sonra devlet mekanizması her
şeye olduğu gibi cami mahyalarına da el attı ve halkına vermek istediği, ezberletmeye
çalıştığı dogma ları sanki dini bir vecibeymiş gibi cami minareleri arasına
asılan bu yazılarla ayet-hadis mukabilinde vermeye çalıştı. MÜSLÜMANLAR
CUMHURİYETPERVERDİR o günlerde kullanılan mahyalardan sadece bir tanesidir.
Devlet cami mahyalarına varana kadar her şeyi propaganda malzemesi olarak
kullandı ama ortada çok ciddi bir sıkıntı vardı. Zira bu devlet Laik ti ve din
ile devlet işlerini ayırması gerekiyordu. Fakat realitede durum hiç de öyle
değildi. Devlet olanca gücü ve hacmiyle din kurumları üzerinde hâkimiyetini
kurmuştu cami mahyalarına müdahale etmeye kadar Yani Türkiye de uygulanan laiklik,
Türk tipi bir laiklikti.
Var Ol İnönü Ve Atatürk Yazılı Mahyalar
Tek-parti döneminde her ne kadar lâiklik din ve devlet
işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlansa da, siyasetin din üzerinde
ağır vesayet oluşturmasıyla dini müesseseler hayatın dışına taşınmış, ya da din
siyasete alet edilmiştir. Özellikle dini ritüeller siyasallaştırılmış,
siyasetin basit birer aracı haline getirilmek istenmiştir. Cumhuriyeti kuran
ekip bazen ilginç yazıları veya mahyada yazılmaması gereken yazıları da rahat
rahat yazdırabiliyordu. Mesela o günlerde kim ülkeye başkanlık yapıyorsa onun
adı sanki halka ulaştırılması gereken dini bir mesajmış gibi mahyalarda yerini
alıyordu. Sultanahmed Camii nin
minareleri arasına Para biriktir mahyası, Fatih Camii minarelerine
Cumhuriyetin 30. yıl kutlu olsun , Edirne Selimiye Camii ne Atatürk ve Var
ol İnönü mahyaları asıldı.2
Kısacası Türkiye nin tek parti rejimi ile idare edildiği
yıllarda din siyasete alet edilmiş ve edilirken de bir beis görülmemiştir.
Dolayısıyla lâiklik tanımı da mahyalar gibi hava da kalmıştır. O senelerde
Laiklik anlamında asıl sorun, dinin devlet işlerine karışması değil, devletin
din işlerine karışmasıdır. Bu nedenle daha 1950`li yıllarda Anayasada
lâikliğin tanımı yapılsın , diyen Ali Fuat Başgil Hoca nın bu önerisi boşuna
değildir. Aradan yarım asırdan fazla bir süre geçse de Başgil Hoca`nın önerisi
hâlâ önemini ve güncelliğini korumaktadır.3
Welcome diye bir mahya olabilir mi
1946 da laik olduğunu her fırsatta tekrarlayan Cumhuriyet
Halk Partisi yönetimi İstanbul a bir Hoşgeldiniz mahyası astırmıştı. Ancak
ilginç olan, bu mahyanın hangi dilde yazıldığı ve kime hitap ettiğiydi.
Welcome Missouri
Bugün malum bir güruh tarafından aslı esası olmayan bir
iftira dillendirilmekte ve hakikatmiş gibi genç nesillere servis edilmektedir.
Bu asılsız iftiraya göre Türkiye yi ABD nin dümen suyuna sokan ve uydusu yapan
güya Demokrat Parti ve başındaki Adnan Menderes miş. Hâlbuki hakikat hiç de
öyle değildir. Yakın tarihe aşina olanlar bilir ki Türkiye ile ABD arasındaki
yakınlaşma ve Türkiye nin ABD nin yakın çekimine girmesi Adnan Menderes in
Başbakanlığı döneminde Demokrat Parti iktidarında değil, bizzat başında İsmet
İnönü nün bulunduğu ve ülkeyi çeyrek yüzyıldan fazla seçimsiz, sandıksız
yöneten tek parti iktidarı yani CHP dir.
ABD, CHP flörtü öyle bir yakınlığa ulaştı ki, bu aşkın
şahidi bizzat Ramazan Mahyaları oldu. Bu sımsıcak dostluk ortamını bir hayli
ısıtan olay, Demokrat Parti iktidarından dört sene evvel 1946 Nisan ında
gerçekleşir. Gazeteler günler öncesinden Missouri adlı ABD savaş gemisinin
Cebelitarık tan geçip İstanbul a gelmekte olduğunun haberleriyle dolup taşar.
Amerikalılar sözde 1,5 yıl önce ölen ama savaş sırasında Türkiye ye
getirilemeyen eski ABD Büyükelçimiz Münir Ertegün ün kemiklerini
getirmektedirler. Bunun tamamen bir bahaneden ibaret olduğu, bir süredir
Türkiye ye sarkmakta olan Sovyetler Birliği ne gözdağı vermek ve bizi ABD
koruma şemsiyesi altına almak için geldiği 5 Nisan 1946 yı takip eden
günlerdeki şaşaadan ortaya çıkacaktır.
Şimdilerde Amerikan karşıtı olduğunu iddia eden ve o
günleri hatırlayan CHP liler bile Missouri nin gelişinin o yıllarda ne yaman
bir coşkuyla kutlandığını hatırlayacaklardır. Mesela Altan Öymen anılarında o
günlerin İstanbul undaki hazırlıkları şöyle aktarıyor:
Amerikan denizcilerinin iyi şeyler görmesi isteniyordu.
Dolmabahçe rıhtımından Taksim e ve Beyoğlu na giden yollardaki kötü görüntüler
yok ediliyordu. O sırada genelevlerin bulunduğu Abanoz Sokağı da içten ve
dıştan badana ediliyordu. 4
Ayrıca Missouri markalı bir sigara çıkarılmış, hakkında
şiirler yazılmış, hatta Ankara nın en iyi lokantalarından biri, adını
Washington Lokantası olarak değiştirmiştir.
Üstelik Cumhurbaşkanı İnönü ve savaş kaçağı iken nasılsa
başbakan yapılan Şükrü Saraçoğlu ile birlikte göğsüne İstiklal Madalyası nı
takarak ABD li generallerle boy boy pozlar vermekte herhangi bir sakınca
görmemişti. Anlayacağınız CHP, Amerikalı denizcileri büyük üniforması nı
giyerek ağırlamakla meşguldü.
Tabi Welcome levhaları yalnız genelev, pavyon, bar gibi
eğlence yerlerinin kapılarına değil, Kızkulesi ne de asılmıştı. Ancak bir
Welcome yazısı vardı ki, hepsini fersah fersah aşıyor ve CHP iktidarının
laiklik söyleminin nasıl da kabukta kaldığını, hiçbir samimiyeti bulunmadığını
en çarpıcı bir şekilde gösteriyordu. Bu, Missouri zırhlısının önünde
demirlediği Dolmabahçe Camii nin minareleri arasına asılan Welcome mahyasıydı.5
Aklın hafsalanın eriyip yandığı yerdeyiz. İsmet İnönü ve
CHP ekibinin tüm Türkiye ye hakim olduğu dönemde bu ülkenin İslam halifeleri
tarafından yapılan muhteşem camilerine Amerikalı bir yabancı mutlu olsun diye
İngilizce mahya yazdırılmış Şimdi CHP lilere soru; Menderes mi Amerikancı
yoksa İsmet İnönü mü
İlerleyen süreçte bu durum tamamen zıvanadan çıkmış ve
mahyalarda ölçü ve usül kalmamıştır. Güçlü olan ve ülkeyi yöneten irade,
Laiklik adına ülkeyi yönetmekte ve dini vecibelerini yerine getirmeye çalışan
gariban halka, köyündeki çocuklara Kur an-ı Kerim öğretmeyi bir kulluk vazifesi
sayan bir köy imamına veya namazı Arapça kılmak isteyen herhangi bir hamala
dünyayı zehir etmeyi, yaşadığına bin pişman etmeyi laikliğe hizmet olarak
saymaktadır. Din ile devlet işleri birbirinden ayrılsın diye akla gelmedik
yöntemlere başvuran bu laik parti mensupları, durum tam tersi olunca yani
devletin din işlerine müdahalesi söz konusu olunca dut yemiş bülbüle benziyor,
ağızlarını bıçak açmıyordu. 1935 ile 1950 yılları arasında akla hayale
gelmeyen, vicdana merhamete sığmayan mahyalar camilerin o güzel minareleri
arasında arz-ı endam ediyorlardı.
Kapitalizmin kol gezdiği yıllarda halkı para biriktirmeye
iten Para Biriktir , anlamsız ve şekilsiz uçak şekilleri, ya da sanki ülkenin
ne durumda olduğunu tüm dünya bilmiyormuş gibi halkı bir şekilde gaza
getirmek için Türk Yılmaz şeklinde mahyalar çoktan dinî mesajlar vermesi
gereken mahyaların yerini almaya başlamıştı bile.
Zaman hızla ilerlemiş Türkiye de demokrasi tohumları
filizlenmeye başlamış, yönetim zihniyeti ve iktidar, halkın istediği biçimde
değişmeye başlamıştır. Kimilerine göre çok güzel gelişmeler olarak ifade edilen
bu değişim darbeler ve olağanüstü haller dışında iktidara gelemeyen o malum
güruhu içten içe sarsmaya ve depresyona sokmaya başlamıştır. Düzenli bir
biçimde periyodik olarak ülkede seçimler yapılıyor ama bu güruh hep muhalefette
kalıyordu. Tek bir yol kalmıştı bu zevat için; DARBE
Takvimler 28 Şubat 1996 yı gösterdiğinde Türkiye de
alışılagelmiş senaryo tekrar oynanmış ve iktidarda bulunan halkın seçtiği parti
kapatılmış ve iktidar tam bu zevatın istediği gibi el değiştirmiştir. İşte
Türkiye deki bu sosyolojik ve psiko-patolojik değişim her zaman olduğu gibi
cami mahyalarına da yansımıştır. Tek parti döneminde camilerin mahyalarını
dolduran saçma sapan sözler ve propagandaları uyduran zihniyetin torunları yine
yapacağını yapmış seneler sonra camilerin mahyalarını yine binbir türlü
saçmalıklarla doldurmaya başlamışlardır. O günlerin en göze çarpan mahyaları,
tüyleri diken diken edecek cinsten sözlerdi. Türkiye de yaşayan ve cami
mahyalarına önem veren Müslüman İnsanların gözünde devrim yapmanın ne demek
olduğunu bilmeyenler ya da bilip de değiştirmek isteyenler TEK YOL DEVRİM
şeklindeki saçmalıkları cami minarelerinin arasında arz-ı endam etmeye
başlamıştır. Artık.
İnsanları istedikleri kalıplara sokmayı yaşama tarzı
haline getiren ve kendisi gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımayan bir
faşizanlıkla yazılan YA SEV YA TERK ET , bu ülkenin onlarca millet tarafından
oluşturulan koca bir imparatorluğun bakiyesi olduğu unutularak kültürel,
sosyolojik, biyolojik, antropolojik
farklılıkları görmezden gelerek herkesi Türk yapmanın gayreti ile üstelik ırklara
bölünmeyin ümmet olarak birleşin ve Allah ın ipine sımsıkı sarılın diyen cami
kubbelerinin üstüne NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE , ya da demokrasinin bir gereği olarak seçimle ve
halkın isteği ile iktidarın başına geçen seçilmiş bir hükümeti anti-demokratik
yöntemlerle devirip darbeci ve zorba zihniyeti başa geçiren kuvvetlere yaranmak
ve 28 şubat postmodern darbesinin mimarını övmek için ORDUMUZA ŞÜKRAN
BORÇLUYUZ gibi İslam, cami, minare, mahya edebine uymayan sözler yakışıksız
birer ucube olarak bir dönem cami mahyalarını işgal ettiler.
Bu geçici bir dönemdi ve geçti gitti elhamdulillah.
Bundan sonra bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin manevi mirasını atasından emanet
olarak aldığı bilinç ve şuurunu gözeten nesiller var olduğu sürece bir daha da
böyle kara günler yaşanmayacaktır.
Selam olsun atasının manevi mirasını koruyacak olan o
mukaddes davanın dönmez emanetçilerine Vesselâm
KAYNAKLAR:
1) Nebi Bozkurt, `Mahya`, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27,
Ankara 2003, s. 396- 398.
2) İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi`nde Bir Mesele
Olarak İslâm, İstanbul 2008, s. 75- 82, 83.
3) Millî Gazete, 13 Eylül 2008, Mahyalarla ilgili yazı.
4) Altan Öymen, Bir Dönem Bir Çocuk, s.515,Doğan Kitap,
İstanbul 2012
5) Mustafa Armağan, Zaman Gazetesi, 22 Temmuz 2012, Pazar
eki.