Ne istediğini bilmeyen, istemediği şeyin esiri olur!..

Bugün, Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntının temel nedeni tam da budur!..

Müslümanlar neyi ne kadar istiyorlar ya da hakikaten ne istediklerini biliyorlar mı?

Aileden ekonomiye, şehircilikten ahlaka kadar hayatı ilgilendiren her alanda durum böyle ve konu derin; ama burada ele alacağımız mevzubahis 101 yıldır dinmeyen sızı Kudüs!..

Evet, ümmet yaralı, ümmetin canı yanıyor, ümmet kanıyor, ümmet dağınık; ancak bütün bunların nedeni bilinmiyor!.. Neden bilinse ona göre çözümler geliştirilebilecek…

Defaatle hem bu köşede yazdık, hem de her konuşmamıza konu ettik; Kudüs, küresel siyasetin, dünya güç dengelerinin altın oranıdır… Kudüs’ten kopan bu gerçeği göz ardı ettiği için ne küresel siyasette etkin olabiliyor ne de iç huzuru bulabiliyor!..

İslam coğrafyasına baktığımızda kan ve gözyaşından başka bir şey görmek mümkün değil; toprak kana doydu, gözyaşları toprakta sel oldu!..

İçimizden birilerinin satın alınmasıyla ya da içimize sokulan ajanlarla ya da terör şebekeleriyle; ama bir şekilde hırpalanıyor, eziliyor, eriyoruz… Merhum Erbakan Hocanın, “Toprak ayağımızın altından kayıyor” sözü bile anlamını yitirdi neredeyse; çünkü artık kendi coğrafyamızda kafirin müsaade ettiği ölçüde iş yapabiliyoruz!..

Afganistan işgal altında, Pakistan, ülkemiz gibi terör belasıyla uğraşıyor, Irak ölmekten yoruldu, Suriye emperyal bir savaşın sahası, körfez ülkeleri zevke boğulmuş, Suudi Arabistan kafiri abat etme peşinde, Mısır sinsi bir oyunun içinde, Afrika varlıkta yokluk pençesinde; velhasıl kimi satılmış kimi kanmış ve fakat ortada bir ur gibi büyüyen İsrail!..

“Kudüs’süz İsrail’in bir anlamı yoktur…” Bu söz, coğrafyamızdaki bütün terör şebekelerinin beyni olan İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion’a ait…

Kudüs’süz İsrail’in anlamsızlığı!..

Ve Kudüs’süz Müslümanların darmadağınıklığı!..

Olayı düzden okumalıyız, yani gerçek penceresinden… Şöyle ki; Kudüs’te Müslümanlar toplanıp anlamlarını, değerlerini yeniden bulacaklar ve işte o zaman İsrail anlamsızlaşacak… Bu yaşanmasın diye tüm senaryo…

Biz Kudüs’e dönmeliyiz, başka ne şansımız ne de çaremiz var…

Zira Kudüs’e dönmek hakikate dönmektir, Peygambere (S.A.V.) dönmektir, İslam’a dönmektir, Allah’a dönmektir…

Peygamberimiz efendimizin (S.A.V.) hüzün yılı Kudüs’e götürülerek son buldu, ümmetin hüzün yıllarının son bulması için Kudüs’e dönmekten başka da çıkar yolu yoktur…