19. yüzyılda Avrupa ve Rusya dan ihraç edilen Yahudilere
Vatansız halk için halksız vatan sloganıyla Filistin toprakları hedef olarak
gösterildi. Sadece gösterilmekle kalmayıp her türlü destek de sağlanarak
sistemli ve planlı bir şekilde neredeyse dünya Yahudilerinin Filistin e
toplanması teşvik edildi ve bu da sağlandı. Meşru ve gayrimeşru yollarla elde
edilen topraklarla da bugünkü İsrail Devleti nin temeli atıldı.
Bahailerin rolü
Yukarıda İngiliz konsolosluğu Bahaileri himayesi altına
almıştı demiştik ya Boşuna değildi bu himaye. Bahailer de bu himayenin
karşılığını onlara çok kısa sürede verdiler. Zulüm zorbalık veya çeşitli
yollarla ele geçirdikleri Müslümanların arazilerini zamanla Yahudilere satmaya
ya da arazi satışlarında Yahudilere aracılık yapmaya başladılar. Akka da sürgün
bulunan Bahailerin lideri Mirza Abbas Efendi nin bu işteki rolü çok büyüktür.
Serveti ve nüfuzu sayesinde istediğini icraya muktedir bulunan İranlı Abbas
Efendi ile Hayfa Belediye Başkanı Mustafa ve mahkeme azası olan Necip Efendi
aralarında gerekli ittifakları sağlayarak bazı fakir ahalinin arazilerini
ellerinden ucuz ucuz alıp, onları arazilerinden çıkartıyorlardı. Sonra da bu
arazileri Yahudi ve ecnebilere satarak menfaat elde ediyorlardı 19. yüzyılın
sonuna doğru devletin bünyesindeki idari bozulmalardan dolayı bazı mîrî
araziler yasal ya da yasal olmayan yollarla, yeni yeni zenginleşen sınıfa
satılarak özel mülke çevrildi. Osmanlı Devleti, açık artırma ve müzayedelerle,
satmak zorunda kaldığı topraklar için en iyi fiyatı elde etmeye çalışırken,
bazı devlet memurları zaten satılmaması gereken devlet arazilerini bu devlete
ihanet ederek sattılar. Üstelik Yahudilere Çifte ihanet yani Mesela 1893
yılında Hayfa ya bağlı Hudayre, Dardare ve Nüfey ât adlı üç köy yabancı
Yahudilere 18 bin liraya satılmış ve bu satışı düzenleyen memurlar da 2 bin
lira da rüşvet almıştı. Bunun gibi Hayfa da İşfiyâ, Ümmü t-Tût ve Ümmü l-Cemel
adlı üç köy iki bin lira ile satılmıştı. Bunların yanında simsarlar, Filistin
topraklarına olan yoğun talepten dolayı oluşan şartları kendi menfaatleri için
kullanarak, fakir halktan düşük fiyatlara aldıkları arazileri aldıklarının çok
üstünde fiyatlarla yabancılara ve Yahudilere sattılar. Ne diyeyim; yorum siz
okurların
Kitaplarla fikirlerle teşvik edilen yönlendirilen
Yahudiler
Avrupa ve Rusya da baskılara maruz kalan Yahudiler,
Filistin i artık bir kurtuluş olarak görmeye başlamışlardı. Bunu fırsat bilen o
dönemdeki bazı haham ve Avrupalı yazarlar, bu mesele ile ilgili kitap ve
makalelerinde dünya Yahudilerinin Filistin e göçünü işleyerek onları
yönlendirdiler. Yahudilerin Filistin e göç etmelerinin gerekliliği konusunda
çok sayıda kitap yazıp makaleler kaleme aldılar. Örneğin, Fransa da Hristiyan
yazar Isaac La Peyrère (1594-1676) Le Rappel Des Juifs kitabında, asırlardır
sürgünde bulunan Yahudiler için Filistin de bir devletin kurulması gerktiğine
dair Fransa kralına çağrı yaptı.
Mesela; yine Haham Zvi Hirsch Kalische, 1836 yılında
Yahudileri Filistin e göç ve yerleşmeye çağırdı. Berlin deki Rotschield
ailesine buna dair mektup gönderdi. Daha sonra 1862 yılında da Drishat Zion
yani Siyon u Aramak adlı kitabında bu çağrısını tekrarladı. 1839 yılında Sırp
Haham Yahuda Kalai, Mesih i beklemenin Yahudileri âtıllaştırdığı ve tembelliğe
sevk ettiği gerekçesiyle Mesih i beklemeden Filistin de Yahudi devletini kurma
fetvasını verdi. Buna dair bir proje hazırlayıp 1840 da Londra Kongresi ne
sundu. O tarihe kadar Yahudiler arasındaki genel görüş Mesih i beklemek ve
Mesih liderliğinde Arz-ı Mev ud a dönmek idi. Ancak bu çağrılardan sonra küçük
çaplı Yahudi göçleri başladı. 1882 yılında fazlalaşan Aliyeh dalgaları, 1897
yılında aktif Siyonizm in resmen başlamasıyla daha da yoğunlaştı. Filistin e
göç eden Yahudi gruplar, Batı Avrupa daki Yahudi zenginlerden gelen mali destek
ile bir dizi tarımsal yerleşim alanı oluşturdular. Aliyehlerin devam etmesi ve
Yahudi göçmenlerin iskân ve geçim ihtiyacı Filistin topraklarına olan talebi de
artırdı. (Brahim Bauazi, Tez, s.s. 111-113)
Ve sona yaklaşılırken
Dini duygu ve bağlılıkları sebebiyle Filistin bölgesine
yerleşmek isteyen Yahudiler, birkaç asır boyunca Batılı yazar ve düşünürlerin
kitap ve makaleleriyle verdikleri fikirler beyinlerine işlenerek adeta
beyinleri yıkanarak harekete geçmeye hazır hale getirildi. Nihayet 19. yüzyılda
işlenen bu fikir ve görüşler, Yahudiler ve Hristiyanlar arasında oluşan
dayanışma ile de hayata geçirildi. Böylece Eski Ahit te yer alan ve asırlardır
Yahudilerin önünde bir engel gibi duran, Yahudiler in Filistin e geri dönüş
yasağı da ortadan kalkmış oldu. Bunun sonucu olarak Filistin topraklarına, bu
yeni müşterileriyle beraber dolaylı olarak talep de arttı.
Avrupa ülkeleri, 19. yüzyılın ortasından itibaren
Osmanlı daki azınlıkları himaye etme yarışına girdiler. Katolik, Ortodoks ve
Protestanların misyonerlik faaliyetlerinin amaçları ile bu doktrinlerin
arkasındaki devletlerin Filistin deki siyasi çıkarları o dönemde ortak bir
noktada buluştu. Öte yandan Yahudilikteki Ard-ı Müv ûd kavramı, Aliyah göçü
ve bunun devamı olan Siyonizm hareketinin hedefinde, Filistin topraklarını
vardı. Bu şekilde Filistin toprakları, Hristiyan-Yahudi ittifakıyla karşı
karşıya kaldı.
Bu
Hristiyan-Yahudi benim ifademle de Haçlı-Yahudi ittifakının ilk belirtileri taa
1649 yılında başlamıştı. Amsterdam da yaşayan Püriten Joanna ve Ebenezer
Cartwright kardeşler, İngiltere Hükümeti ne bir mektup göndererek Yahudilerin
Arz-ı Mev ud a geri dönüşlerinin Protestan olan İngiliz ve Hollandalıların
eliyle gerçekleşmesini istirham ettiler. Bu istek, mektuplarında şu şekilde
ifade edilmiştir; İsrail oğulları ve kızlarını, dedeleri İbrahim, İsrail ve
Yakup un ana yurdu olan Arz-ı Mev ud a gemileriyle taşıma görevinin Hollanda ve
İngiltere milletleri eliyle gerçekleşmesini istirham ederiz
Böylece hem Yahudiler in hem de Hristiyanlar ın Filistin
topraklarındaki emelleri ortak bir noktada buluşmuştu. Bu talep o dönemde
gerçekleşmediyse de daha sonra 1917 yılında ilan edilen Balfour Deklarasyonu
ile gerçekleşti.( Brahim Bauazi , Tez, s.s. 113-116)
Balfour Deklarasyonu
1916 yılında İngiltere başbakanlığına David Lloyd George
gelince, Filistin de, İngiltere yönetiminde bir idarenin kurulması fikri
düşünülmeye başlanmıştı. Bunun sonucunda da 2 Kasım 1917 de Dışişleri Bakanı
Balfour un ünlü deklarasyonu ortaya çıktı. İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, 2
Kasım 1917 tarihinde Filistin de yurt edinmek isteyen Siyonist Dernekleri
Federasyonu adına Lord Rothschild e gönderdiği Balfour Bildirisi veya
Balfour Deklarasyonu denilen mektuptur. Dikkat edin Rothschild ailesi burada
da yine önemli bir rol oynamaktadır. Bu Deklarasyon şöyleydi:
Majesteleri
Hükümeti, Filistin de Yahudi ırkı için Filistin in milli bir vatan olarak
düzenlenmesinin lehinde düşünmekte olup, bu amacın gerçekleşmesini
kolaylaştırmak üzere her çabayı sarf edecektir diyordu. Bu deklarasyonda
Balfour, İngiltere nin Filistin de bir Yahudi devletinin kurulması için tüm
imkânlarını kullanacağını bildiriyordu. İngiltere henüz tasarruf yetkisine dahi
sahip olmadığı bir bölgede Yahudilere yurt vermeyi vaad ediyordu. O dönemde
Filistin nüfusunun % 90 ı Arap tı. Ve Filistin topraklarının da % 2 si Yahudi
mülkündeydi. Yani, yaklaşık 700.000 olan Filistin nüfusunun 574.000 i
Müslüman,74.000 i Hıristiyan ve 56.000 i Yahudi idi.