Tam da 11 Eylül ün 13 üncü yıldönümünde Araplar,
utanmadan sıkılmadan Cidde de yeni bir 11 Eylül sürecini onaylamak üzere bir
araya geldiler. Bu toplantıya, Körfez ülkeleri, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Türkiye
gibi ülkeler katıldı. Türkiye rezerv koydu, çekirdek koalisyona katılmayacağını
ilan etti. Araplar ise her zaman olduğu gibi ABD ye hayır diyemediler. 11 Eylül
toplantısında bir bildiri imza altına alındı. Bu imzayı verenler arasında
Körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün de var. Hatta Alman basını IŞİD üzerinden
Sisi nin Batı ile ilişkileri daha da pişireceğini ve geliştireceğini yazdı.
Batılılar Sisi yi hangi gün için rezerve ettiler. Sakladılar Elbette bugünler için. Ürdün ün ise ne
Körfez in baskılarına ne de ABD nin tavrına `hayır diyebilecek hali ve mecali
var. Türkiye ile aynı çizgiyi tutturmak istedi ama üzerinde Körfez rüzgârları
etkili oldu. Biraz olsun müstakil kalmak istedi ama Körfez ile ABD nin akımına
kapıldı. Aslında öz olarak daima bu kampa yakındı. Sadece iç dengeler için
manevralar yapıyordu. Kral Abdullah II nin NATO toplantılarına katılması da
peşinen bunu göstermekte idi. Manevra yapmak istedi bunu bile başaramadı.
Araplardan umut kesilmiş durumda. Araplar bunu her zaman yapıyor. Saddam ın Kuveyt i ilhakından sonra 1991
yılında Arap Birliği Kahire de toplanmıştı, ısmarlama sonuç bildirisi
imzaladılar. Bu Irak aleyhinde savaş cephesine katılmak anlamına geliyordu. Bu
sonuç bildirisinin ABD nin hazır geldiği ve Mübarek in de Arap birliğine arz
ettiği söylendi. 2003 te de böyleydi.
***
Araplar
kendilerinin sonunu getiren bir sürece imza atıyorlar. Her Amerikan müdahalesi
zeminlerini daha da yumuşatıyor, çürütüyor. Bununla birlikte sihirlenmiş ve
tahnit edilmiş gibi ABD nin direktiflerinin dışına da çıkamıyorlar. Tarihin ve
kaderin hükmüne doğru koşuyorlar. Suudi Arabistan bunu hep yapıyor. Artık
kararlarına makyaj yapma ihtiyacı da hissetmiyor. 11 Eylül öncesinde veliaht
Prens olan Kral Abdullah, George Walker Bush a bir mektup yazmış (Ağustos 2001)
burada ABD nin Filistin politikalarından şikâyet etmişti. Dik durmaya
yeltenmişti. Bir ay sonra, 11 Eylül gelince nazlanma veya şikâyetin yerini
yaltaklanma aldı. Şimdi ise Riyad açıktan Tel Aviv ve Washington hattında
geziniyor. Bunu hiç kamufle etme ihtiyacı bile hissetmiyor. Bölgesel krizler
arasında debelenip duruyor.
***
IŞİD Arapların ürettiği bir mesele olmadığı gibi IŞİD e
karşı savaş da Arapların savaşı değil. Bu bir ABD savaşı ve ajandasıdır. IŞİD
meselesi de sebepleri ve sonuçları itibarıyla manipülatiftir. Araplar yeniden
kendilerinin olmayan bir gündemin ve savaşın parçası haline geliyorlar. Obama
ve ABD nin hatırına! IŞİD satranç tahtasında ABD nin bir piyonudur. Bununla
birlikte Kürtler ve ABD ye destek veren öteki unsurlar da madalyonun ikinci
yüzünü temsil ediyorlar. Birinci yüzünde IŞİD diğer yüzünde de onlar var. Olan
biten hakkında fazla kafa patlatmaya gerek yok. Her şey ortada. Ve biz bu filmi
daha önce defalarca seyrettik. Deja vu delisi olduk! Obama nın akıl
hocalarından İsrail in mutemetlerinden Rahm Emanuel, IŞİD in yükselişini bir
fırsat olarak görüyor. Daha doğrusu bu krizin bir fırsata dönüştürülmeyi
gerektiğini söylüyor. Obama ya böyle akıl veriyor! İbtidaen bunun böyle
kurgulanmadığını nereden bilelim Beyaz Saray ın eski Teşrifat Müdürü Rahm
Emanuel IŞİD meselesinin kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu ifade
ediyor. Amerikan redifinde ve yedeğinde cephe meraklısı Araplar olduğu müddetçe
Rahm Emanuel gibiler fikirlerinde yanılmayacaklardır
(http://edition.cnn.com/2014/09/08/
opinion/harman-turn-isis-crisis-into-opportunity/ ). Araplar varken ABD ve
İsrail in sırtı yere gelmez! Araplar varken Arapların başka düşmana ihtiyacı
yok!