Bugün 28 Şubat... Postmodern darbenin 27. Yıl dönümü. Millî Görüşçülerin unutmadığı ve unutturmayacağı bir gün. Bugünü, o zamanki Refah Partisi’nde siyaset yapanlar gayet iyi bilir ve hatırlarlar ki tam anlamıyla bir kabus ve Bağ-Kur’lunun, emeklinin, işçinin, memurun, engellinin gelecekteki umutlarının bitmiş, dünyasının karartılmış olduğu bir gündü ne yazık ki...

Bir önceki gün ise, 54. Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mızın vefatının da 13. yıl dönümüne tekabül ediyor. Kendilerini rahmetle  yâd ederken yaptığı hayırlı hizmetleri hatırlamamak bizler için nankörlük olur. Hele de engelliler hatırlamazsa kör + nankör olma durumu ile karşı karşıya kalır. Toplumun tüm kesimlerine dolu dolu zam vererek adeta bayram havası yaşatmıştı. Hele de engelliler konusuna gelince Cumhuriyet tarihinde hiçbir devlet adamının göstermediği ilgiyi, alakayı göstermiş ve o derecede önemli hizmetlerde bulunmuştu. 1996 yılının 3 Aralık günü TBMM’yi Engelliler Özel Gündemiyle topladı ve tüm engelli gruplarını Meclis Grubunda ağırladı. Adeta engellilere “baba” şefkatiyle yaklaşarak, “Bugünü sizin için bayram olarak ilan ediyorum. Siz bizim özürlü değil, özel vatandaşlarımızsınız. Bizim size yapmış olduklarımız sizin için bir ulufe değil, sizin tabii hakkınızdır” demişti ve o gün Meclis’ten 571, 572 ve 573 sayılı kanun hükmündeki kararnameleri çıkarma yetkisi almıştı. Bu kararnameler ile Başbakanlığa bağlı Özürlüler İdaresi Başkanlığını kurdu. Engelli istihdamındaki kotayı %2’den %3’e çıkardı. Engellilerin araç ve gereçleri için o zamanın parasıyla 3 trilyon TL Sosyal Yardımlaşma Fonuna para aktardı.

Başkaları gibi iş isteyen engelliye, “Sadakalar, fitreler size yetmiyor mu” demedi. Yine iş isteyen engelliye, “Ben sağlama iş bulamıyorum ki sakata bulayım” demedi. “Bugüne kadar ne yapıldıysa bundan sonra da aynısı yapılacaktır” diyerek engellilerin aklıyla alay etmedi. Bir ufak açılış töreninde konuşurken, “Biz sizi adam yerine koyduk, insan yerine koyduk” diyerek engellileri aşağılayarak küçük düşürmedi. Aksine sosyal devlette olması gereken kerim devlet anlayışıyla yaklaşarak, “Ben öldükten sonra çocuğumun hali ne olacak” endişesini yaşayan engelli ailelerin bu endişelerini giderecek önemli hizmetler yaptı. Eğer 28 Şubat olmasaydı da Refah Yol Hükümeti göreve 1-2 yıl daha devam etseydi, engellilerin problemleri diye bir konuyu bugün konuşuyor olmayacaktık. Onun içindir ki, biz engelliler olarak 28 Şubatçılara hakkımızı helal etmiyoruz. İnsanca yaşama hakkımızı elimizden aldılar.

“Peki, şimdilerde ne oluyor?” sorusunun cevabı ise maalesef vahim... Verilen hakları dolaylı yollardan geri alıyorlar. Engellilerin taşıt alımında ÖTV muafiyetini çeşitli yollardan sınırladılar. Evde bakım hizmeti konusunda kriterleri ağırlaştırdılar. Rapor yönetmeliğini değiştirerek sağlık kurulu raporlarında engellilik oranını %40’ın altına düşürerek binlerce engellinin haklarını gasbettiler. E-KPSS sınavlarında haksız uygulamaların önüne geçmediler. Ortopedik engelli, zihinsel engelli, görme engelli, işitme engelli aynı sistemle sınava tabi tutuluyor ve bu da engelliler arasında haksızlığa yol açıyor. Yine bir başka haksızlık da kura çekenler arasında. En az 10 defa girenlere çıkmıyor, daha yeni 1 defa kuraya girenlere çıkıyor. Bu tür kuraların ne derece güvenilir, hak ve adalet ölçüsüne ne kadar uygun olduğu da Van’daki yaşanan hadisede ayan beyan ortadadır. Bu adaletsizliği gidermeyenlerin üzerinde vebal olarak kalacaktır. Bu iktidar mensupları geriye dönüp bir baksa Millî Görüş lideri merhum Erbakan nasıl yapmış dese ve ondan ilham alsa, ona göre icraat, hizmet yapsalar itibarlarından bir şey mi eksilir? Hayır, ama gayeleri milleti mutlu etmek, kalkındırmak olsaydı olurdu. Ama asıl gayeleri yandaş kayırmak olduğu için Siyonist İsrail’in bunca zulmüne rağmen ticari ilişkileri kesmek bir yana aksine artırıyorlar. İktidarın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının reklamlarını Total Media denen bir İsrailli şirket  yönetiyor. Bu anlayış, bu zihniyet, bu milletin hangi derdine çare olur, varın siz düşünün, vesselam...