Her gün işim gereği 10 civarında gazete okuyorum. Bazı
arkadaşlarım benim bu gazete okuma alışkanlığımı hayretle karşılıyor, gereksiz
masraf görüyor olsalar da galiba yaptığım işe elle dokunmak beni daha fazla
etkiliyor. Yılların verdiği alışkanlıktan kurtulamıyorum. Uzun yıllar
gazetelerin mutfağında çalıştım. Akşama kadar hazırlayıp, basılmak üzere
matbaaya gönderdiğimiz gazeteyi rotatiflerden çıkan ilk baskılarını elime alır,
genel hatları ile şöyle bir kontrol eder, göze görünür ciddi bir hata yok ise
basıla talimatını verir baskıdan o ilk çıkan gazete ile büroya dönerdim. Daha
sonra temiz baskı elime ulaşırdı. Uzun yıllar hem kendi gazetemizi hem de diğer
gazetelerin çoğunu bir gün önceden okurduk. Rotatifin ağzından çıkan o
gazetelerin kendine has bir mürekkep kokusu vardı. Sanki onu içimize çekmeden
rahat edemezdik. Bir günlük emeğimizin karşılığı rotatifin ağzından aldığımız o
mürekkep kokulu gazete olurdu. Şimdi dizgi ve baskı teknikleri mesleğe
başladığım yıllara göre çok değişti. Ama yine de gazetenin mutfağında çalışan
arkadaşlarımın baskıdan ilk çıkan gazeteleri heyecanla beklediklerini
düşünüyorum.
Buna karşılık internetin hayatımıza girmesi ile
meslektaşlarım genellikle gazeteleri internetten takip ederlerken ben hâlâ
sayfaları tek tek çevirerek, bazen bir haber ya da köşe yazısında uzun süre durarak
okumayı sürdürüyorum. Bu arada, dikkatimi çeken haberlerden dolayı ilgili
gazeteyi masamın bir kenarında bekletirim. Bazen ayırdığım o haber ve yazılara
dönme imkânı bulamam, bazen de birkaç gün sonra onlara yeniden dönerim. Bugün
daha önce dikkatimi çeken, beni yaşadığımız dünya ve birlikte yaşadığımız
insanlık âlemi hakkından yeniden düşünmeye sevk eden iki haber üzerinde kısaca
duracağım, sizi de günlük iç ve dış siyasetin dışına çekerek bizlere neler
oluyor, neden şefkat, merhamet ve vefa duygularımızı böylesine yitirdik sorusu
üzerinde düşünmeye sevk etmek istedim. Aslında bu iki haberi sizin de görmüş
olmanız mümkün. Belki okurken siz de benim gibi, Bize ne oluyor sorusunu
sormuş olabilirsiniz. Bir kere de birlikte düşünmenin ne sakıncası var
Haberimin ilki Ordu dan. Ordulu Mustafa Yılmaz fındık
bahçesinde yaralı olarak bulduğu Kangal cinsi yavru köpeği tedavi edip iki
yaşına kadar baktıktan sonra Gümüşhane nin Kelkit ilçesinde arıcılık yapan
arkadaşına veriyor ve köpek Ordu dan Gümüşhane nin Kelkit ilçesine götürülüyor.
İki ay sonra köpeğin ilk sahibi 350 kilometre uzaktaki arkadaşına verdiği
karşısında duruyor. Köpek ondan ayrılmak istemediğini bakışları ve tavırları
ile gösteriyor. Mustafa Yılmaz köpeğin bu bağlılığı karşısında bir daha kimselere
vermeyeceğini, ölene kadar ona bakacağını ifade ediyor. Çocukluk yılları
köpeklerle iç içe geçmiş birisi olarak köpeklerin sadakatini, verdiğiniz
sevgiyi fazlası ile gösterdiklerini bilirim ama 350 kilometrelik yolu yürüyerek
gelmek sanıyorum sadece vefa duygusu ile izah edilemez ve biz insanların
buradan ders çıkartmamız gerekiyor.
İkinci haber ise su dolu bir kanaldan 8 yavrusunu tek tek
çıkartıp, onları boğulmaktan kurtaran bir anne köpekle ilgili. Bodrum da
denizin yükselmesi ile dolan tahliye kanalında yavruları ile sıkışıp kalan bir
anne köpek yavrularını ölmekten kurtarmak için kendi hayatını hiçe sayıyor. İlk
yavrusu ağzında kanaldan çıktığını görenler itfaiyeye haber veriyorlar. Ancak,
yavruların sıkıştığı yer dar olduğu için itfaiyeciler bir şey yapamıyorlar.
Bunun üzerine bir saati aşkın girip çıkmalarla anne, yavrularını oradan
çıkarıyor, onları emziriyor. Haber köpeğin bu tavrı çevredekilere, Annelik
böyle bir şey dedirtti yorumu ile bitiyor. O anne köpek için annelik böyle bir
şey ama ya doğurduğu yavrusunu boğan ya da bir kapıya bırakıp kaybolan anneler
için ne diyeceğiz
Oturup derin derin düşünmemiz gerekmiyor mu
Yaratılmışların en şereflisi olan insanın bazen köpekler kadar şefkat ve
merhamet duygusuna sahip olamayışının bir izahı olmalı değil mi