Komşuluk, hem bir beşer olarak insan için önemli hem de dinimiz İslam’ın hassasiyetle üzerinde durduğu bir konudur. Komşuluk ilişkileri gündelik yaşantıda önemi haiz bir mesele olup belki de günümüzde en çok ihmal ettiğimiz mevzudur.

Dinimiz komşuluğa büyük önem verir diye ifade ettik; hepimizin malumu olan hadisi şerifte “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmaktadır Efendimiz. İşte bu derece önemlidir komşuluk ilişkileri dinimiz açısından. Komşusunun canı, malı, namusuna halel gelmemelidir. Dolayısıyla komşuluk ilişkilerinde dürüstlük ve samimilik esastır. Komşuluk sadece iyilik etmek de değildir. Aynı zamanda ondan gelen senin için sıkıntı oluşturacak şeylere de sabredebilmektir. “İnsanların içinde yaşayıp da, onlardan gelen sıkıntılara sabreden mümin, kenara çekilip onlardan gelecek sıkıntılara sabretmek sevabından mahrum kalan müminden daha iyidir.” buyuran Efendimiz de bu konuya işaret etmektedir. Komşuluk elbette sadece güzel günler için değildir. Sevinçlerin paylaşıldığı gibi üzüntüler de paylaşılarak hafifletilir komşuluk ilişkilerinde.

Komşuluk hemhal olmaktır. Eskiden ev alınırken krediye uygunluğu değil çevresindeki komşular dikkate alınırdı. Çünkü beşerin toplumsal yaşama açılan ilk penceresiydi komşular. Çocuklar için aileden sonra ilk tanışılan insanlar komşular olur genelde. Çarşıya, pazara gidilirken evin gözbebeği hep komşuya emanet edilir. Evde biten şekerin, tuzun, unun temini için bakkaldan önce müracaat edilen yerdir komşular. Bir bakarsınız evin küçük çocuğu elinde minik bir kâse ya da bardak ile komşunun kapısını çalmakta ve “teyze şeker bitmiş de annem varsa biraz şeker istiyor” demektedir. Evde pişirilen yemekten bir tabak mutlaka komşuya yollanır ve kokusu gitmiştir canı çeker diye düşünülürdü. Gelen tabak da boş gönderilmezdi illa içerisine bir şey konulur öyle iade olunurdu. Alış verişler kadar emanet duygusunun da geliştiği yerlerdi komşuluklar. Kısa mesafelerde ocağın üstüne konulan yemeğe bakması için komşuya anahtar verilirdi. Memlekete gidişlerde çiçeklerin sulanması, kuşlara yem verilmesi, evin havalandırılması için hep anahtar komşudadır. Komşu çay zamanlarında dertlerin anlatıldığı terapi yapan iyi bir psikologdu o zamanlar. Eli dara düşenlerin ilk müracaat ettikleri yer. Çocukların sokakta korkusuzca oynamalarının teminatıdır aynı zamanda. Göz kulak olurlardı sokaktaki çocuklara komşular. Komşunun çocuğunun canı acısa annesinden önce en yakınındaki komşu teyzesi müdahale ederdi. Karnı acıkınca komşu çocuğu ile birlikte karınlar doyardı. Aslında aynı evin farklı odalarında birlikte yaşamak gibidir komşuluk. Bol amcası, teyzesi olan bir aile gibi! Bir komşunun taşınması matem havası estirir civarda. İyi bir insanın gitmesi acı verir dikomşulara. Aradan yıllar geçse de hatırası yâd edilirdi. Mesela. “Filan teyze ne kadar da iyi bir insandı. Bize domatesli, peynirli, ekmekler yapardı.” Denir hep birden kafalar onay için sallanırdı.

Değişen insanlar sadece teknolojik olarak değişime uğramıyorlar elbette! Aynı zamanda kültürel hayatlarıyla birlikte sosyal yaşamları da hızla değişiyor. Önce bahçe içerisindeki tek ya da iki katlı evler kalktı hayatımızdan. Daha sonra birkaç katlı binalar da tarihe karışmaya başladı birer birer. Şimdi devasa boyutlarda binalar, bir köyü hatta kasabayı bünyesinde barındıracak kadar büyük yapılar var. Onlarca, yüzlerce ailenin bir arada oturduğu ama kimsenin kimse ile ilişki kurmadığı soğuk, taştan binalar sadece bunlar. Yıllarca adını bilmediği komşusu ile aynı asansörü paylaşan, kafa ile selam dışında başka teşriki mesaisi olmayan insanlar. Akşama kadar yan dairelerde olduğu halde bir kez bile bir araya gelmeyen anneler. Çocukların bile birbirini görmediği, görse de elindeki telefondan bunun farkına bile varamayan, her ailenin yan yana oturduğu halde birbirinden fersah fersah uzak olduğu komşuluk ilişkileri.

Eskiden komşu komşunun külüne muhtaçtı. Şimdi külün yerini kablosuz internet bağlantısı (Wİ-Fİ) aldı.

Minik bir tebessüm

Osmanlı mı büyük Kuveyt mi

Kuveyt’te konferans veren profesöre Arap gençlerden biri kalkıp şu soruyu sorar:

-Kuveyt mi daha büyük ve güçlü yoksa Osmanlı mı

Profesör ise insanı dehşetle düşünmeye iten şu cevabı verir:

-Osmanlı Devleti 36 eyalet idi ve 36 eyaletten biri Bağdat eyaletiydi. Bağdat da 29 sancaktan oluşmaktaydı. Bu 29 sancaktan biri de Basra Sancağı idi. Basra da 31 kazadan oluşmaktadır. Bu kazalardan biri de şimdi Suudi Arabistan’da kalan Lahza’dır. Lahza Kazası da kendi içinde 80 köye ayrılmaktaydı. Bu 80 köyden biri Ebulhayr köyüdür. Bu köy de 15 mezradan oluşmaktaydı. İşte bu mezralardan biri de Kuveyt’ti.

İlgilisine notlar:

• “Şunlar Müslüman için saadettir: Saliha hanım, iyi komşu, geniş ev ve uygun binek.” Hadisi Şerif

• “Ev satın almadan önce, komşuların nasıl olduklarını araştırın! Yola çıkmadan önce, yol arkadaşınızı seçin!” Hadisi Şerif

• “Komşun yardım isterse yardım et. Borç isterse ver. Fakir ise gözet. Hastalanırsa ziyaret et. İyi şeylerini tebrik et, felaketlerinde sabır dile. Ölünce cenazesine git.” Hadisi Şerif