Her yılın Kasım ayının ikinci haftası "Çocuk Kitapları Haftası" olarak kutlanır. Bu hafta içinde konferanslar, toplantılar düzenlenir. Kitabın insan hayatındaki önemi anlatılır. Çocuklar kitap okumaya , kitap sevmeye teşvik edilir.
Bilginin iyisini, güzelini, doğrusunu öğrenmeliyiz. Okumak kadar, okuyacağımız kitabı da iyi seçmeliyiz. Okuduğumuz kitaplar bize neler neler kazandırıyor? Bilgimize yeni bilgiler ekliyor mu? Davranışlarımızda iyiye yönelme sağlıyor mu? İçimizde huzur, işimizde coşku uyandırıyor mu?
Kitaplar insanların ayrılamayacağı kaynaklardır. Akıllarını kitapla beslemeyen, ruhlarını onunla doyurmayan insanlar sıkıntılardan kurtulmazlar.
Faydasız kitap, en azından vakti öldürdüğü için zararlıdır. İnsanı tembelliğe, başıboşluğa, aylaklığa, ahlaksızlık ve inançsızlığa iten kitap zehirden farksızdır. Böyle kitaplar insanın maddi ve manevi hayatını öldürür.
Öyleyse hayatımızı ve düşüncelerimizi şekillendirecek olan kitapların iyisini güzelini seçmeliyiz. Eğer seçimi iyi yapabilirsek, onlar en iyi dost ve arkadaşlarımız olacaktır. Dünyamız onlarla aydınlanacaktır. Bu vefalı arkadaşlarla her zaman beraber olmayı istemeliyiz.
Kitap demek ilim demek. Kitap "oku"nmazsa hiçbir işe yaramaz.
"Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla. O Rab ki, insanı bir kan pıhtısından yaratmıştır. Oku. Senin Rabbin bol ikram ve ihsan sahibidir. Kalemle yazı yazmayı öğreten O‘dur. İnsana bilmediği şeyi O öğretti." (Alak Suresi, 1/5)
Bir başka ayette ise, "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
"Allah‘tan ancak O‘nu hakkıyla bilen alimler korkar."
Peygamber Efendimizin de "ilim"le ilgili hadislerini görmekteyiz.
"İlim öğrenmek kadın erkek bütün Müslümanlara farzdır."
"Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz."
"İlim Çin‘de de olsa gidip alınız."
"Hikmet (faydalı olan ilim) Müslümanın kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa alır.
"Alimin ölümü alemin ölümüdür.
"Kıyamet gününde alimlerin kalemlerinden akıttıkları mürekkeple şehitlerin kanı bir tutulur."
Unutmayın, kitap ilmin kapısıdır.
(Düşünce dünyası)
Bir çiçeği yaratan baharı da yaratır
Bize, "Haydi dünyayı harap edin Ahreti kurun. Cenneti, Cehennemi yaratın. Öldükten sonra kendinizi diriltin" denilseydi acizliğimizi itiraftan öte ne yapabilirdik?
Biz ki bir hücreye dahi can eremiyoruz.
Bazıları sanki ahireti kendileri yapacaklar kendi kendilerini dirilteceklermişcesine ahreti bir türlü akıllarına sığıştaramıyorlar.
Halbuki ahreti yaratacak güç sonsuz bir güçtür. Bu güç ve kuvvetin sahibi Allah‘tır.
Birisi hakkında, "Bu mimar, şöyle şöyle büyük bir bina yapacaklar," denilse, "Acaba yapabilir mi?" diye düşünebiliriz. Ama o mimarın daha önce yapmış olduğu eserler gösterilse, hiç şüphe etmez kabul ederiz.
Cenneti ve cehennemi yaratacak olan Allah olduğuna göre, "Yapamaz, yaratamaz" denilebilir mi?
Yer ve gökleri yaratan Allah için cennet ve cehennemi yaratmak güç müdür?
"Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah‘ın onlar gibilerini de yaratmaya kadir olduğunu görüp bilmediler mi?"(İsra Suresi 99)
Onun için her şey kolaydır. Onun gücünün yetmeyeceği hiç birşey yoktur. Cenneti de, cehennemi de, insanı da yaratmaya kadirdir.
Bir baharı yaratmak bir çiçek kadar O‘na kolaydır. Onun için bir sineği yaratmakla bütün canlıları yaratmak arasında fark yoktur.
(Bir kıssa bin hisse)
Malzemeyi eksik kullanmak...
Hayatta her şeyimiz mükemmel olmalıdır. Bilhassa gönül dünyamız!..
Hep söylenir: "Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder." Aynen bunun gibi her şeyin yarımı, peşinden bir âfet getirir. Îmânın, ibâdetin, muâmelenin, âile hayatının, velhâsıl ömür binamızı meydana getiren malzemelerin hangisi olursa olsun, bunlardaki her türlü yarımlık, maddî ve mânevî felâketlerin acı habercisidir.
Dünya ve hayat ibretlerle doludur. Allah, bu ibretlerle, binbir mâlûmdan binbir meçhule pencere açar. Böylece şu fânî âlemde kâh fırtına, kâh deprem, kâh tsunami, kâh amansız yangın ve kâh trafik kazalarıyla devamlı olarak aslında bizlere ibretle perdelerin öteleri gösterilir. Neticede bize ilâhî takdir sergilenir; hangi durumda kimler yanar, kimler batar, kimler yıkılır, kimler mahvolur, kimler kurtulur, hepsini net bir şekilde görülür.
Bu demektir ki, hayatı ve hâdiseleri derin bir gözle okumaya, yani inen ilk âyet "ikra"yı kalbî bir derinlikle okumaya her zaman muhtâcız.
Meselâ depremler...
Fay hatları üzerine yeryüzünü çalkalayan bu âfetler bize ne anlatmaktadır?
Bunlardaki sayısız kader hikmeti bir yana, basîretle bakıldığında aynı zamanda her biri, yeryüzü üzerindeki köyden şehre kadar bütün yapıların sağlamlık ve çürüklük kontrolcüsü olarak da karşımıza çıkmakta değil mi? 1999 Marmara depreminde bu tabloyu çok daha yakından gördük. Kimi binalar yerle bir oldu, kimileri ağır, kimileri hafif hasar gördü. Kimileri de dimdik kaldı. Yaşanan olumlu-olumsuz bütün manzaraların sayısız sebeplerinin başında ise tek bir gerçek ortaya çıktı:
Kullanılan malzemeler... Tam ya da eksik...
Görüldü ki, eğer malzemeler tam ve doğru bir şekilde kullanılmışsa ve başka bir sebeple ilâhî bir sille de değmemişse, binalar ayakta kaldı. Fakat malzemeler eksik ve kalitesiz kullanılmışsa netice hüsran oldu.
Yani, binalardaki malzeme eksikliklerinin bilânçosu bize çok ağıra mâl oldu. Geç de olsa «depreme dayanıklı» şartı önem kazandı.
Bu hakikatler, dış görünüş itibarıyla hayatî olduğu kadar mânevî ibret ve hikmetlerle doludur. Bize, ruh ve gönül dünyamızda yaşanacak depremlere karşı iç âlemimizi nasıl inşâ etmemiz, yani nasıl bir İslâmî şahsiyet ve karakter kazanmamız gerektiğine işaret eden hayâtî meselelerdir. Çünkü insanoğlu, aslında en büyük depremleri iç dünyasında yaşar. İçini inşâ edememiş bir kimse, dışarıdan esecek en küçük bir rüzgârla savrulup gider. Aynı şekilde, eğer bir kimse kendini her yönüyle sağlam ve tam inşa etmemişse, yaşayacağı imtihan depremlerinde ebedî bir enkaza dönüşebilir.
(Osman Nuri Topbaş, İnsan Denen Muamma)
(Bu gün ne dua edelim)
Ey Allah‘ım!
En güzel isimlerin, yüce sıfatların ve eksiksiz kelimelerin hakkı için Senden istiyor ve yalvarıyorum ki; beni, anne-babamı, bütün erkek ve kadın mü‘min ve Müslümanlardan hayatta olan ve ölenleri bağışla! Bize öyle bir merhamette bulun ki, Senden başkasının merhametine ihtiyacımız kalmasın! Dünyada ve ahirette ihtiyaçlarımızı yerine getir ve dileğimizi ihsan eyle!
(Tarih dede yazıyor)
Atlas yelkenli donanma
İnebahtı mağlubiyetinden sonra Sokullu Mehmed Paşa Venedik elçisini huzuruna çağırtmıştı. Elçi mağrur ve gösterişli idi. Güya Sokuluyu teselli etmek için:
"Savaşta yenmek de var, yenilmek de Sadrazam hazretleri" dedi. "İnebahtı‘da donanmanızı perişan ettik diye fazla üzülmeyin."
Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa hiddetle doğruldu.
"Bre elçi!" diye gürledi. "Biz Kıbrıs Adası‘nı almakla kolunuzu kestik. Siz donanmamızı mahvetmekle sakalımızı kestiniz. Kesilen kol yerine gelmez, ama kesilen sakal daha gür çıkar. Haddini bil ve öyle konuş!"
Venedik elçisi, başı önünde, Sokullu‘nun huzurundan çıktı.
Sokullu Mehmet Paşa, İnebahtı mağlubiyetini bir türlü içine sindiremiyordu. Venediklilere mutlaka bir ders vermeyi kafasına koymuştu. Bir gün Kaptan-ı Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Kılıç Ali Paşa‘yı çağırdı:
"Paşa derhal yeni bir donanma hazırla, yakında Venedik üzerine seferimiz olacak."
Kaptan-ı Derya şaşkınlıkla mırıldandı:
"Ama Sadrazam hazretleri, bu iş o kadar kolay değildir. Üstelik hazinede fazla para yoktur. Korkarım başaramayacağız."
Bu cevap karşısında Sokullu gürül gürül gürledi:
"Bre Paşa! Sen henüz bu devleti bilememişsin besbelli. Bu devlet öyle bir devlettir ki: isterse donanmasının demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapar. Hemen kolları sıvayıp işe başla, ne lazım olursa gel benden al!"
(Mini test)
1-"Esirgeyen ve Bağışlayan Allah‘ın adıyla" anlamına gelen sözcüğe ne denir?
a)Dua
b)Besmele
c)Yakarış
2-Bir kimse "Besmele" çekmekle ne ifade eder?
a)Allah‘a olan inancını
b)Başlayacağı işte Allah‘tan yardım diler
c)Hiçbiri
3-"....... insan annesine, babasına, büyüklerine, komşularına, öğretmenlerine sevgi ve saygı besler" sözcüğündeki noktalı yere hangi kelime uygun düşer?
a)İki yüzlü
b)Günahkar
c)Ahlaklı
4-Hangisi İslam dininin sembollerinden değildir
a)Ezan
b)Kilise
c)Camii
5-Allah‘ın yapılmasını istemediği ve yasakladığı davranışlara ....... denmektedir" sözündeki noktalı yerdeki kelime hangisidir?
a)Sevap
b)Mekruh
c)Günah
(Bir masalımız var)
Şarkı Söyleyen Masal /Zekiye Çoban
Rüzgarlar esmiş, her tarafı süpürmüş.Yağmurlar yağmış, her yeri şıkır şıkır yıkamış. Güneş bir kaybolmuş, bir gülümsemiş. Ay, halden hale girmiş. Güneşli bahçelerden mevsimler gelip geçmiş. Masallar, yeniden yollara düşmüş. Çocuklar masalsız, masallar çocuksuz olamazmış. Masalların büyük yelkenlileri her zaman hazır beklermiş, en güzel düş limanlarında.
Ah bu masallar, ne güzel işler düşlermiş.
Ne güzel düşleri işlermiş.
Düşler hep düş mü kalacak?
Elbet bir gün gerçeğe dönüşürmüş.
Günlerden bir gün masalın birinin evde oturmaktan canı sıkılmış. Yazarından izin alıp biraz dolaşmak istemiş. Uzaktan duyduğu çocuk seslerinin olduğu tarafa doğru yola koyulmuş. Çocuklar büyük bir bahçede saklambaç oynuyormuş. Ağaçlar, kuşlar, kediler, çocuklar ve rüzgâr hepsi bu güzel oyunda varmış. Canı sıkılan masal, uzun bir süre çocukların oyununu izlemiş. Bir masalın yanlarına geldiğini kimse fark etmemiş. Oyun biterken masal o tatlı sesiyle; hey çocuklar! hayal parlatıcınız geldi, hayal parlatıcınız geldi, diye seslenmiş. Ve başlamış şarkı söylemeye:
"Biz masalız,
İyilikler fısıldarız.
Sevgiyi, adaleti yüceltiriz.
Biz masalız,
En güzel hayalleri büyütürüz.
Parıl parıl parlatırız.
Biz masalız.
Çocuklar bizsiz, biz çocuksuz yapamayız."
Bütün çocuklar masalın şarkısını duyar duymaz ona doğru koşmuşlar. Masalın şarkısını ayakta alkışlamışlar. İçlerinden biri:
- Bugüne kadar şarkı söyleyen bir masal görmemiştim, çok güzel bir şarkı bu, demiş.
Sonra bir diğeri, bir diğeri...hepsi aynı şeyi söylemiş. Bir masaldan ilk kez bir şarkı dinliyorlarmış. Şarkı söyleyen masal gülümsemiş:
-Biz masallar bazen çok güzel sürprizler yapabiliriz, demiş.
Çocuklar "bu harika, harika" diye bağırmışlar.
Sonra masaldan yeni bir şarkı istemesinler mi?
Masal üzülerek:
-Beni bugünlük bağışlayın arkadaşlar, uğramam gereken başka çocuklar ve hatta büyükler var. Biliyorsunuz, kış kapıda. Kışlık ayakkabısı, giyeceği, yakacağı olmayanlar, evsiz, kimsesiz kalanlar var. Onları ziyaret edeceğim. Onlar için umut dolu sımsıcak şarkılarımı söyleyeceğim. Umutlarını yeniden parlatacağım. Güzel düşler, güzel işler için çalışacağım, demiş.
Bütün çocuklar şarkı söyleyen masalı bu düşüncesinden dolayı tebrik etmişler.
Arkasından "yolun açık olsun, bizi unutma " diye seslemişler.
Şarkı söyleyen masal:
-Unutmayacağım sizi, sizler de bizi unutmayın. Göreceksiniz, iyilik edenler ve sabredenler her zaman kazanacak! Yine geleceğim yanınıza, diyerek uzun uzun el sallamış çocuklara.
Çocuklar, el sallayan bir masalı da ilk kez görüyorlarmış.
Ve bir masal şarkısı hala kulaklarındaymış:
"Biz masalız.
İyilikler fısıldarız."
(Dev havyanları tanıyalım)
Somurtkan görünümlü yaratık:
Bizon
Eskiden Asya ve Avrupa ormanlarında bu hayvana rastlanırdı. Avlana avlana soyu tükenmeye yüz tutmuştur. Günümüzde pek az kalmıştır.
Bir kısmı İngiltere‘nin Woburn kasabasındaki hayvanat bahçesinde yaşar.
Avrupa bizon, Amerika‘daki benzerlerinden daha ince yapılıdır. Bin kilo kadar gelmektedir.
Omuz hizasından boyu ise iki metreye yakındır. Kuyruk sokumuna kadar uzunluğu üç metreyi geçer.
Eskiden Litvanya‘daki Bielowitza ormanlarında ve Kafkasya‘nın Kuban bölgesinde sürüler halinde yaşarlardı.
Günümüzde Avrupa‘da yaşayan en büyük hayvan, Avrupa bizonudur.
Sık ve kıvırcık bir yele ile kaplı kambur omuzları vardır. Vücudunun geri kalan kısmı kısa, kalın ve yünümsü kıllarla kaplıdır.
Amerika‘da yaşayan bizonlarda Amerika‘nın sakin ovalarında yaşardı. Amerika kıtasının keşfi sıralarında bu kıtadaki bizon sayıs ilim adamların tahminlerine göre 60 milyon civarında idi.
1900 yıllarında ise Amerika bizonlarından sade 300 tane kalmıştı.
Bugün ise, yaşayan son birkaç yüz Amerikan bizonu, Yelowstone Parkı‘nda rahat bir hayat sürüyor.
Amerikan bizonu bir ova hayvanıdır. Sulak, ağaçsız, yassı araziyi sever. Ot yiyerek beslenir.
Eskiden Amerikan bizonları sürüler halinde Missisippi nehri vadisinde yaşarlardı. Ama ülke bir baştan bir başa dolaştıkları da olurdu.
Amerika Kıtası‘ndaki tarihi yolların çoğu bizon sürülerinin gidip gelmesiyle açılmıştır. Bizonlar geleceği düşünen hayvanlardır. Sürüler halinde yaşadıkları zaman bile, etraftaki otlakları yiyip bitirmezler. Birkaç gün aynı bölgede otlar, sonra başka bölgeye çekilir, ilk otladıkları bölgenin yeşillenmesini beklerler.
(Dinimi öğreniyorum)
(Hoca Nasreddin‘İin biri bir gün
Bilenler bilmeyenlere anlatsın
Nasreddin Hoca bir gün Cuma vaazı vermek için kürsüye çıkar. Seslenir:
"Ey cemaat! Bugün size ne anlatacağım biliyor musunuz" der.
Cemaat hep bir ağızdan:
"Hayır, bilmiyoruz" diye cevap verir... O zaman Hoca:
"Madem ki bir şey bilmiyorsunuz, size ne söyleyeyim ben?" der ve kürsüden aşağı iner.
Aradan bir hafta geçer. Hoca camide yine aynı soruyu sorar. Bu sefer herkes:
"Evet biliyoruz," der... Hoca da:
"O zaman size niye bildiğiniz şeyleri tekrar anlatayım ki?" diye cevap verir.
Yine aradan bir hafta geçer ve Hoca yine aynı soruyu sorar. Cemaat bu kez hem "evet" hem "hayır" deyince Hoca:
"O zaman işler kolaylaştı. Bilenler bilmeyenlere anlatsın" diye cevap verir ve kürsüden iner.
(Sizden gelenler)
Vatan
Nice şehitler verdik uğruna,
Benim canım vatanım.
Toprakların bir altındır
Benim canım vatanım.
Yolların kokar mis gibi,
Yanar yüreğim ateş gibi,
Gurbetteyim geliyorum yanına,
Benim canım vatanım!
Yeşim Levent, İstanbul
Sonbahar
Yine geldin sonbahar,
Sonbahar solgun bahar
Niçin üzüntülüsün
Kederli bir halin var.
Dışarıda soğuk rüzgar,
Acı acı esiyor,
Yaprağı ve çiçeği
Artık gülmez oldu.
Kuşlarda da bir hüzün,
Acı rüzgar eserken,
Yüksekten bir sis iner
Her şey boynunu büker
Yine geldi sonbahar,
Sonbahar solgun bahar,
Niçin üzüntülüsün
Kederli bir halin var.
Nevin Kaya, Konya
Meslek
İki dilenci konuşuyorlardı:
"Hayırlı olsun, yarın kızının düğünü varmış. Damadının durumu nasıl?"
"Çok iyi. Hilton‘da çalışıyor. Aynı meslekteniz de."
Filiz Yıldız, Ankara
Bizden size (13Kasım)
Sevgili arkadaşlar;
"Çocuk kitapları haftası" başlıyor. Öğretmenleriniz sizleri kütüplanelere götürecek, belki okullarınızda sınıflarınızda çocuk ve kitap konusunu tartışacaksınız. Kitap hayatın tadı ve tuzudur. Çocukluğunda güzel kitaplar okuyamamış olanlar, bunun doğuracağı problemlerden hayatları boyu kurtulamaz.
Bu hafta münasebetiyle güzel bir alışkanlığa doğru ilk adımları atalım, Kütüphaneden ya da arkadaşımızın kitaplığından güzel bir kitap seçelim. Yahut en iyisi bir kitapçıya gidip beğendiğimiz bir kitabı alalım. Şimdiden bir kütüphane oluşturalım, olmaz mı?
Bu vesileyle, gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.





