Üstesinden gelemediğimiz her meseleye bir gün tahsis

etmek bir çeşit dünyaya ayak uydurma şekli.

Anneler günü, babalar günü, emekliler günü, esnaflar

günü, tüketiciler günü, çocuk hakları günü, dünya sağlık günü, kadınlar günü,

dünya barış günü, dünya yaşlılar günü, dünya şiir günü, dünya öykü günü Sadece

bu günlerin birkaç tanesi.

Size tuhaf gelebilir ama çok yakında yengeler günü,

kuzenler günü, yağmur sevenler günü, çekirdek çıtlatanlar, mavi giyenler, renk

körü olanlar günü, bir yabancı dil bilmeyenler günü gibi günler ihdas edilip

kutlanmaya başlarsa sakın şaşırmayın.

Zira şaşırır ve şaşırmaya devam ederseniz bu durumunuzda

şaşıranlar ve şaşırmakta ısrar edenler diye bir günün bahanesi olabilir.

Mesela anneler gününe hangi birimiz kayıtsız kalabiliyor

ki

Liberalinden muhafazakârına, İslamcısından sosyalistine

herkes bugünde bir gün öncesi ya da bir gün sonrasına göre annesine karşı

kendini sorumlu hissediyor.

Ziyaretler yaparak, hediyeler alarak annelerin günü

kutlanmaya çalışılıyor.

Her gün anneler günüdür diyenler bu sözlerinin pratikte

bir boşluğu doldurmadığını gayet iyi biliyorlar.

Bu hengâme ve gündem kalabalığı içerisinde her günün

anneler günü olmasına zaten imkân yoktur.

Ali Çolak ın şimdi rahmetli olan annesinin telefonda

oğluna söylediği şu sözdeki hikemi hakikat gibi: Evladım, birbirimizin yüzünü

görmeden ihtiyarlıyoruz .

Modern kent hayatı sırtımıza yüklediği ne işe yaradığını

bilmediğimiz ağırlıklarla bütün vakitlerimizi işgal etmiş durumdadır.

Kimsenin kimseye ayıracak vakti yoktur artık. Vakit

insanın kendi inisiyatifinden çıkmıştır.

Rivayet edildiği üzere anneler günü ABD de Anna Jarvis

adında bir bayanın kaybettiği annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü

1914 yılında kongrenin onayıyla genişletilerek bu kutlama bütün Amerika ya

şamil kılınmıştır.

ABD de pişer bize de düşer misali biz de bu günü 1955

yılında kutlamaya başlamışız.

Türk Kadınlar Birliği nin girişimi ile tüm dünyada olduğu

gibi Türkiye de de Mayıs ayının ikinci haftası Pazar günü anneler günü olarak kabul

edilmiş ve o yıl yılın annesi olarak 93 harbinin meşhur kahramanlarından 98

yaşındaki Erzurumlu Nene Hatun seçilmiştir.

Kendi değerlerimiz içerisinde annelerin kalbini kazanıp

gönlünü hoş tutmak için o kadar güçlü gerekçelerimiz olmasına rağmen böylesine

basit bir gerekçeye dayanarak annelerimizi hatırlamak için illa da Mayıs ayının

ikinci haftası Pazar gününü beklemek çok acı.

Törenler ve seremonilerle ömrümüzü tüketiyoruz.

Her tören hakikati örten maskeden başka bir şey değildir

oysa. Anne-babaya itaatin yerini anneler ve babalar gününe devrettik.

Hayatın içinden kopararak kıyısına yerleştirdik en

anlamlı değerlerimizi. Onu yaşantımıza katmak varken ona türbe yaptık gelip

geçen çaput bağlayıp mumlar yaksın diye.

Annemizle yaşamak yerine onu meşguliyetlerimizin kurbanı

haline getirip hükmi bir ölüme terk ederek mezarını ziyaret eder gibi gününü

kutlamayı tercih ettik.

Her kutlama günü modern dünyanın makberidir. Hayattan

kopardığımız değerlerin üzerine Fatiha okuyoruz orada.

Değerleri başta çocuklarımız ve genç kuşaklar olmak üzere

insanımızla buluşturmanın yolu çokça değerlerin adını anmakla değil, adından

bahsetmeye bile ihtiyaç duymayacak biçimde onları hayatımıza katmaktan geçer.

Hayatta karşılığı olmayan hiçbir şey değer değildir.

Değerler Eğitimi başlığı bu yüzden hayatın çok dışında,

çok organize ve çok plastik bir başlık intibaı oluşturmaktadır.

 Doğruluk,

dürüstlük, adalet, vefa, sadakat gibi kavramları çocuklarımıza törenler

şeklinde öğretmek aslında onları değersizleştirmekten başka bir işe

yaramamaktadır. Zaten değerli olsaydı panolarda, slâytlarda, afişlerde,

gösterilerde değil, hayatta karşılık bulurdu.

Değerler Olimpiyatı derken bile değerleri nasıl sadece

özel maharetleri olan kişilere mahsus bir başarı nesnesine dönüştürdüğümüzün

farkında değiliz.

İyiliği iyilik olduğunu düşünmeden yaptığımız zaman

hakiki anlamda iyilik olacaktır. İyilik yapmak için çeşitli aşamalardan,

organizelerden geçerek bir sürü dışa dönük uğraşlar veriyorsanız bu iyilik

mefhumuna karşı bilmeden yapılan bir kötülüğe dönüşür.

Değerlerin ödüllenmesi çok iyi niyetli bir girişim

olmakla birlikte aynı zamanda çaresizliğin de kendini ele verişidir.

İyilik, iyilik yapan kişiye, yaptığı şeyin iyilik

olduğunu içinde duyumsadığı andan itibaren ödül olarak yetip artar.

Ayrıca Türkiye Değer Ödülleri gibi bir ödüllendirmeye

gitmek büyük ağırlıkları kaldırarak rakiplerini geride bırakan bir halterciyi

ödüllendirmek gibi algılanmaya müsaittir. Her babayiğit iyilik yapamaz ın

ödülle tescillenmesi gibidir.

Hayatın olunması gereken durum ve vaziyetleri

ödüllendirilmeye başlanmışsa tehlike çanları çalıyor demektir.

Kilisenin de çanı var tehlikenin de hangisini tercih

edersiniz