Bismillahirrahmanirrahim;

KIBRIS üzerindeki kara bulutlar bir türlü dağılmak bilmiyor. Diplomatik trafiğin yoğunluğu sebepsiz değil. Emellerine ulaşmak isteyen küresel sömürgecilerin acelesi var. Trump’un Türkiye - Suriye sınırında “güvenli bölge” oluşturma ısrarı sömürge amaçlı. Himayesindeki terör örgütlerini nefes aldırıp kirli emellerine ulaşmak istiyor.

1960’lardan itibaren, Rumların Kıbrıslı Türklere karşı uyguladığı katliam ve soykırım, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’yla durduruldu. Diplomatik görüşmeler sonunda KKTC ve GKRC olarak iki ayrı devlet kuruldu. KKTC Kıbrıs’ın yüzde 33’ünü oluşturdu.

Büyük Yunanistan idealine ulaşmak isteyen Rumların istekleri hiç bitmedi. 2004’te BM’nin de desteğiyle topraklarını genişletmek istedi. Annan Planı’nın amacı buydu. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek “ver, kurtul” politikası izleyen Türkiye hükümeti Kıbrıs’taki kazanılmış haklarımızı korumakta kararlılık gösteremedi.

Bereket ki, Annan Planı’ndaki, KKTC’den yüzde 7 toprak ilhakını az bulan Rumlar “hayır” diyerek Kıbrıs’ı büyük badireden kurtardılar. Türkiye’nin tezi olan “evet” oyları galip gelseydi, Kıbrıs’ta büyük sıkıntılar dönemi başlayacaktı.

Rumlar toprak talebinin peşini bırakmadı. 2015’te KKTC Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Mustafa Akıncı’nın Türkiye aleyhindeki sözleri Rumları yeniden cesaretlendirdi. Önce, Mont Pelerin’de Akıncı ve Anastasiadis konuyu görüştüler. Akıncı sonrası, birçok görüşmeler oldu. 10 -12 Ocak 2017’de yapılan Cenevre Konferansı’yla Kıbrıs’ın varlığı, bağımsızlığı, toprakları BM gözetiminde masaya yatırıldı.

Cenevre sonrası “Kıbrıs elden gidiyor; satılıyor; Girit mi olacak?” türünden endişeler doğdu. Durum nazikti. El atılması, sahiplenilmesi gerekiyordu.

İNGİLTERE’YE DİKKAT!

SON iki asırdır Kıbrıs’ta İngiliz oyunu sürüyor. Osmanlı’nın sıkıntıya düşmesi için pusuya yattı.  1878’deki Ruslarla yaptığımız savaşları fırsat bilerek Kıbrıs’ı işgal etti. Başlangıçta Osmanlı’nın Ada’daki mülkiyeti sürmesine rağmen; İngiltere, 1. Dünya Savaşı’nı değerlendirerek Kıbrıs’ı topraklarına kattı. Lozan Anlaşması, 1925’te Kıbrıs’ı İngiltere’nin kolonisi yaptı.  

Kıbrıs, 20. yüzyılın ortalarında Rumların işgaline uğradı. 1960’taki BM Anlaşması’yla Türkiye, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs’ta “garantör devletler” olarak kabul edildi. İngiltere; uluslararası anlaşmalarla Kıbrıs’ın Larnaka’daki Dikelya ve Limasol’daki Akrotiri sahillerini Ada’ya hâkim üs bölgeleri olarak kabul ettirdi. 254 km. kareye ulaşan bu üslerinde 7 binden fazla askeri bulunuyor.

İngiltere, Kıbrıs’ın iki ayrı noktasındaki üsleriyle Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutuyor. Bölgedeki stratejik olaylara müdahale ediyor. Yeni tavizler için fırsat kolluyor. Geçtiğimiz haftaki İngiltere ve Almanya başbakanlarının Türkiye ziyaretleri tesadüf değildi. Theresa May’ın ABD ziyaretinden, ülkesine uğramadan Türkiye’ye gelmesi de. Dünyadaki diplomatik hareketlik ciddi planlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Rumların “megali - idea” dedikleri “Büyük Yunanistan”ı kurma hedefleri var. Türkiye’ye karşı tavrını 15 Temmuz’dan sonra da sürdürdü. Yunanistan’a sığınan 8 darbeci subayı ısrarla iade etmedi. Baştan beri tavrı böyle! Şimdi yeni tahrikler peşinde. Kıbrıs’taki oyunların çok yönlü olarak devam ettiği açık! Türkiye’nin her an tetikte olması zorunlu.

HÜKÜMET UYANIK OLMALI

KIBRIS Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis; KKTC’nin topraklarının Ada’nın 3’te birinden, 4’te birine düşürülmesi görüşünü seslendiriyor. GKRC Dini Lideri 2. Hrisostomos da, Rumların bundan taviz vermeyeceğini söyleyerek, “Kıbrıs’ta çözüm görmediğini” anlatıyor. KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün ise; “Rumların Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman eşit olarak görmediklerini” söyleyerek, “Rumlar en küçük hakkımızı bile kabul etmiyorlar, Türkiye’nin buradaki varlığı ve garantörlüğünden rahatsızlar” (25. 11. 2016) açıklamasını yapıyor. 

Türkiye, Kıbrıs’taki 2004 referandumundan sonra Ada’daki asker sayısını 45 binden, 20 bine düşürdü. “Türkiye kademeli olarak Kıbrıs’tan çekiliyor” algısı oluşturdu. Halbuki, Kıbrıs’ta şehit kanıyla kazanılmış haklarımızdan taviz verilemezdi.

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, 25. 1. 2017’de ESAM’da yaptığı konuşmada, “Akdeniz stratejisi ve Türkiye’nin kendi güvenlik konuları açısından Kıbrıs Türkiye’yi yakından ilgilendirir” diyerek, Kıbrıs adasının stratejik önemini vurguladı: “Kıbrıs’ta bir tek Türk yaşamasa, Türkiye’nin Kıbrıs diye bir davası, siyaseti vardır, olacaktır. Bundan vazgeçilmesi mümkün değildir.”

Önümüzdeki ay yine Kıbrıs konusu uluslararası platformda masaya yatırılacak. Türkiye, bu görüşmelerde BM, İngiltere ve Batılı ülkelerin oyununa gelmemelidir. “Barış Harekâtı”yla Kıbrıs’ta akan kan durdurulmuş, Ada’ya huzur ve barış gelmiştir. Rumlara, bu sükûneti bozma fırsatı verilmemelidir. Bu hassas süreçte Hükümet daha uyanık davranmalıdır. Kıbrıs kurtlar sofrasında masadadır. İsabetli manevralara ihtiyaç vardır. Hükümet’e düşen çok konuşmak değil, tavizsiz bir tavır ortaya koymaktır.