Kerbela’da şehit edilenlerin toplam sayısı 72’dir. Ömer b. Sa’d bunların başlarını kopartarak Ubeydullah İbnu Ziyad’a  gönderir. İbnu Ziyad Kufe’de halkı toplayıp başları getirtir. Halkın gözü önünde elindeki çubukla Hz.Hüseyin (R.A.)nun başına  dürter, dudaklarının arasına geçirir ve kaldırmaz. Bu hakareti gören Zeyd b. Erkam (R.A.): Kaldır çubuğu! Kendisinden başka ilah olmayan Zat’a yemin olsun, ben Resûlullah (S.A.V.) efendimizin dudaklarını bu dudakların üzerinde onları öperken gördüm! der ve kendini tutamayıp ağlar. Zalim b. Ziyad: ALLAH Teâlâ, gözlerini  ağlamaktan çıkarsın. ALLAH Teâlâ’ya yemin olsun, eğer bunak ihtiyarın teki olmasaydın kelleni uçururdum! der. Zeyd b. Erkam orayı terkeder ve şöyle bağırıyordu etrafa: Ey arap toplumu, bugünden sonra sizler kölesiniz! Siz Fatıma’nın oğlunu öldürdünüz! Ve fahişenin  oğlunu kendinize lider yaptınız. O seçkinlerinizi öldürüyor, adilerinizi de köleleştiriyor! Böylece alçaklığa razı oldunuz. Alçaklığa razı olan kahrolsun!...”

İbn-i Ziyad yapacağını yaptıktan sonra, Hz.Hüseyin (R.A.) ve O’nunla şehid olanların kafalarını Şam’a, Yezid’e gönderdi. Burada ölmüş insan kellelerinin oradan oraya gönderilirken hangi dine uyulduğu konusu üzerinde durmuyoruz. Çünkü İslâm Şeriatına göre, ölü cesedinin tümünü, ya da bir parçasını bu şekilde teşhir etmek haramdır. İbn Ziyad bunun fetvasını nereden aldı bilmiyoruz. Ne var ki ortalıkta oyuncak haline getirilen bu insan kafaları, kazanılacak olan makamlar için birer rüşvetti, Yezid’e... Kerbelâ dramından sonra Yezid Devleti’nin askerleri, âdeta kelle kapma kampanyası başlattılar. Kim çok kelle götürürse, onun makamı o nisbette büyük olacak; ya da verilecek paraların meblağı ona göre artacaktı. Bugün bile; belki kelle keserek değil, ama Müslümanlara  her türlü işkence ve cefayı çektirip makamlar elde eden; ALLAH Teâlâ’nın emirlerine değil, hizmet ettikleri dinsiz amirlerine itaat ve kulluk uğruna İslâm emirlerini çiğneyen ve de bunu yaparlarken Müslüman  geçinen nice İbn Ziyad’lar vardır...Hz.Hüseyin (R.A.)nun kesik başı ve esirler Dımaşk’a gönderildiğinde Yezîd görünüşte üzülmüş ve Hz.Hüseyin (R.A.)yu öldürtmesi sebebiyle Ubeydullah b. Ziyad’a lanet etmiştir.

Ancak O’nun bu üzüntüsünde samimi olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü gerçekten üzülmüş olsaydı Ubeydullah, Şemir ve diğerlerini hiç değilse görevlerinden alması gerekirdi; ayrıca öldürme emrini verenin bizzat kendisi olduğu yolunda rivayetler de vardır. Bu durum, ceylanı yemek için onu öldüren, sonra da ona acıyan avcının halini hatırlatıyor! Bugün bile; dünyanın her tarafında milyonlarca insanı aç bırakan, sömüren, başkalarını öldüren Batı emperyalizmi, ardından da hümanizm edebiyatı yapmakta, sömürülmeye devam edilmesi için bir türlü uyanmayı bilmeyen Müslümanlara  açlık ve fakirlik konserleri vererek, öldürdükleri, aç bıraktıkları, sömürdükleri insanlara güya acıyıp ağıtlar düzmekte-dirler. İnsanlar şunu görmek istemiyorlar ki, Batı, emperyalistleri sömürdükleri Afrika’dan defolup çıksalar, dünyada aç kalmayacak. Tabii ki oluşturdukları küçük devletlerin başlarına koydukları kukla Devlet (!) Başkan (!)larını da beraberlerinde götürmek şartıyla!.. İşte Yezid’in Hz.Hüseyin (R.A.)ya ağlaması, ya da İbn Ziyad’ın şayet doğru ise sonradan yaptıklarına pişman olması böyle bir şeydi.

Bununla beraber Hz. Hüseyin (R.A.)nun katliamdan kurtulan oğlu, kızları, kız kardeşi ve Tâliboğulları’ndan diğer esirler Dımaşk’ta birkaç gün tutulduktan sonra Yezîd tarafından bir muhafız birliği refakatinde Medine’ye gönderilmiştir. Cenab-ı Hak bu zâlim İbn Ziyad’ın ölümünü İbrahim İbnu’l-Eşter eliyle hicrî 66 yılında gerçekleştirmiştir. İbrahim’i, Muhtar İbnu Ebî Ubeyde es-Sakafî, İbnu Ziyâd’ı öldürmesi için yollamıştı.

İbrahim İbnu’l-Eşter, zalimi, Musul’a beş fersah mesafede el-Câzir’de adamlarından bir kısmıyla öldürür. Onun ve adamlarının kelleleri getirilip muhtar’ın önüne atılır. Hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere ince bir yılan gelerek kelleler arasında dolaşıp İbnu Ziyâd’ın burnuna, ağzına girer çıkar.