Talim ve terbiyenin bir bütün olması gerektiğini yeniden idrak ediyoruz. Bugün “eğitim” ve “öğretim” olarak meseleyi birlikte ele almaya çalışsak da aslında sorunun derinliği “Tevhid-i Tedrisat”a kadar dayanıyor. Ülkemizde baştan iyi yapılandırılmamış eğitim sisteminin zaman içerisinde meydana gelen boşlukları sistemin parçası olmayan eğitim kurumu görünümlü oluşumlarla kapatmaya çalışmasının faturasını ödemek istemiyoruz. Üstelik faturanın bedeli bireysel olmaktan kurumsal olmaya geçtiği için olsa gerek ödeteceği bedel de sürekli artıyor.

Dershane tartışmaları da, bu bedelin kime ödetileceği ile ilgili bir muhasebedir. Bu muhasebeleşmeyi kendi içimizde yapmaktan kaçtığımız için topu başkasına atma mücadelesidir. Bu mücadeleyi yıllardır yapıyoruz ve bunun kazananı hiç olmadı, olmayacak. Mevcut halimiz, Tokyo Belediye Başkanı Naoki Inose’nin, müslümanlar hakkında yaptığı yorumda gizlidir: “Müslüman ülkelerin tek ortak noktası Allah ve sürekli birbirileriyle kavga ediyorlar.” Çünkü zıddına benzemeye başlayan bir sosyolojik hadise yaşıyoruz ve eğitim sistemi de bu süreci hızlandırıyor.

Güç ve iktidar sahibi olmanın getirdiği kibir görüntüsünü taşıdıkları üstünlük duygusu ile birleştirerek bir ahlaki çürümeyi tetikleyenler ile statükonun desteği ile kolayca elitler zümresine dahil olan bir toplumsal katmanın iç savaşını maalesef seyrediyoruz. Ya seyretmeye devam edeceğiz ya da bunu oluşturan bu eğitim sisteminden nasıl vazgeçileceğini konuşacağız Vazgeçilmeli çünkü, ahlaki çürümeyi tetikleyenler, sonradan görme zenginlik alametleriyle değişimden çok yozlaşmaya doğru koşuyor ve elitler zümresine dahil olanlar da eğitim sistemini buna araç kılıyorlar. 

Eğitim sistemi değil ama belki eğitimciler bu vazgeçişi başlatabilir. Çünkü her iki tarafın da yeterince eğitilmiş kadrosu var. Bu kadrolar, birileri kaybetmeden de başka birilerinin kazanabilir olduğunu, birileri alçalsa da başka birilerinin yükselme imkân ve ihtimâlinin her zaman var olduğunu ne zaman öğretecek Bu konuda ne zaman örnek olacak! Bugün ihtiyaç duyduğumuz eğitim kurumları bunu öğreteceklerden başkası değildir. Bu sorgulama başla/tıl/dığında, “küfrün kendi işini yürütürken takip ettiği esasın sürüklemek olduğu ve kim neye sürüklendiyse onun orada boğulması olduğu dikkatlerden uzak” kalmayacaktır. Kimsenin yeni nesli boğmaya hakkı yok.

Bu tartışmalar, bilmemiz ve görmemiz gereken en temel meselenin “değişiyor muyuz, yozlaşıyor muyuz” sorusuna cevap aramak için yeterlidir. Çünkü zıddına benzeyen aslını yitiriyor. Toplumsal değişimle toplumsal yozlaşmanın arasındaki ince çizgi ancak bu “asıl” sayesinde çizilebilir. Bugün içinde yaşadığımız ümmetin eğilimlerine; din, ahlak ve değerlerle ilişkilerine bakarak endişe ediyorsak, bu “asıl”dan uzaklaştığı içindir. Endişe etmiyorsak başkalaştığımızın resmidir.

Davası olan herkes bilir ki; kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar. Çünkü menfaati öldürmenin en kolay yolu budur. Bu anlamda değer sahibi olmaya, ilahi emaneti muhafaza etmeye ve topluma karşı sorumlu olmaya yeniden ihtiyaç duyuyoruz. Şimdi, devletin kapısından içeri girenleri kapının dışına davet ediyor ve kapının üstündeki “kendi için yaşayanlar giremez” yazısını yeniden okumalarını tavsiye ediyoruz. Yazının kaldırıldığını fark ettiyseniz yangın çıkışını kullanabilirsiniz.