Alışkanlıklardan vazgeçmek kolay iş değildir.

Kimi huyların kaynağı alışkanlıklardır.

Bu hâl bireyler için de geçerlidir toplumlar için de.

İçerde dışarı da düşmanlar gâvur edebiyatı bir türlü bitmez bizde...

Her an bizi ısıracak yılanların varlığı abartılı masallara dönüşür.

“Bin yıllık düşmanlarımız, yüzyıllık düşmanlarımız, on yıllık düşmanlarımız” diye söze başlar içerdeki tutarsızlıklarımız ve yanlışlıklarımızı sumen altı ederiz.

Bir türlü kendimizle yüzleşmeyi beceremeyiz.

Kendimizden ve gerçeklerden kaçmayı yeğleriz.

En zorunlu yerinden, dış güçler ve onların işbirlikçisi edebiyatıyla, hayata düz bakmayı bile beceremeyiz.

İç ve dış güçler, küresel emperyalistler falanlar filanlar…

Bunlar her devirde vardılar ve var olmaya devam edecekler.

Sömürgeciler hangi tarihte sahneden çekildiler?

Var mı böylesi bir tarihi hatırlayan!

Öyleyse biz ne yapıyoruz? Nerdeyiz?

“Halimiz nicedir, gidişat nasıldır, insanlarımızın ahvali hoş mudur? Sakat mıdır?” diye bir an olsun düşünebilme, sorgulama yoluna girebiliyor muyuz?

YOK...

Başarısızlıklarımızı, çamura batmalarımızı yanlışlarımızın doğurduğu halata dolanma oyunlarına kulp bulmakta mahiriz.

En kestirme yerden dış güçler, emperyalistler oyun peşindeler.

Bize tuzak kurmuşlardır yahut tuzak kurmaya çalışmaktalar!

Genel söylem böyle başlar nihayetinde, “Bizdeki cesaret ve feraset bunları alt eder” deyip rahatlama zeminine geçeriz.

Böyle yapmakla ülkeye hizmet etmiş mi oluruz?

Kendi durumumuzu masaya yatırmak, acımasız bir şekilde hatalarımızı yanlışlarımızı ortaya koymak bizi başarıya ve doğruya götürmez mi?

“Siyasal savaş, ekonomik savaş,  sosyal savaş” deyip girizgâh yapıp gelişme bölümlerine ise tarihteki kimi hadiseleri koyar.

Finalde ise belagatli meydan okuma seansları yaparız. Netice olmaz bu anlayışta.

Sadece birbirimizi mutlu eden kahramanlık yanımızı şişiren tanımlamalarla, tamtamlarla serap görürüz.

Hâlbuki Müslüman o kişidir ki ölmeden önce ölür yaşarken kendini hesaba çeker.

Nefsini masaya yatırır onunla kıran kırana mücadele eder.

“Hâl nedir niye böyledir?” sorusundan kaç başarısızlığı dış güçlere, kargaşayı iç ve dış güç ortaklığına, ekonomik bozulmayı Siyonistlere, kışın uzunluğunu komünistlere, doların yükselişini ise kapitalistlere yükle.

Sonra da gel keyfim gel!

Teşhis tamam, neşter vurulmuş bir şekilde avutulma terapileri sürüp gider. Müslüman o kişidir ki akıl sahipleri o kişilerdir ki aynayı bir kendilerine bir dışarıya tutarlar.

Gözlerinin birini kör, kulaklarının birini sağır etmezler. Gerçeklerle yüzleşmekten olup bitenin karşısına geçip kendi hatalarını ortaya dökmekten çekinmezler, kaçmazlar.

Dış güçler iç güçler kendi vazifelerini yaparken bizim ne yaptığımız yahut neler yapamadığımız daha önemli değil midir?

Türkiye, şartlar ne olursa olsun kendisiyle yüzleşmek, kendi gerçeğiyle hesaplaşmak zorundadır.

Avrupa’yı, Amerika’yı, İsrail’ i suçlayarak kendi kafasızlığımızın oluşturduğu anaforları yok edemeyiz ki?

Akla, izana, vicdana müracaat etmek bu kadar mı zor?